PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlar Hollanda kıyılarında bulunan Wadlopen, Dünya Mirası Wadden Denizinin eşsiz doğasında ile ilginç bir sportif deneyim sunuyor. Denizde oluşan gelgitler nedeni ile ortaya çıkan adacıklara suyun çekildiği çamurlu alanları kullanarak ulaşmaya çalışan yürüyüşçüler ilginç görüntüler ve renkli oluşturuyorlar. Yaklaşık 50 yıldır sürdürülen ve bir şenliğe dönüşen bu ilginç deneyimi yaşamak isteyen herkes Hollanda kıyılarını ziyaret […]
Elmalı’da üçüncü günüm. Dantel perdeden süzülen günün ilk ışığıyla uyanıp, kendimi tahta sandalyeli meydan kahvesine atıyorum. Temmuz sıcağını mavi çam ağacının gölgesinde geçirerek, yola çıkmak için akşam serinini bekliyoruz. Ünsal Amca (Özçakır) “Bugün sana gerçek bir Likya yolu göstereceğim” diyor. Doyumsuz sohbetlerden sonra güneş yorulup ufuğa çekilince bir taksiye atlayıp Elmalı’nın sırtını dayadığı tepeye çıkıyoruz.
NALDÖKEN YOLU ADINI HAK EDİYOR
Yürüyerek devam ettiğimiz toprak yolda birkaç yüz metre sonra akşam güneşi uzun gölgelerimizi muhteşem Likya yolunun üzerine düşürüyor. İki sıra taşla topraktan yükselen, yaklaşık 2,5 metre genişliğinde bir sanat eseri. Özgün halinde taşların üzerleri moloz ve toprakla kaplıymış. Yüz yıllardır aşına aşına toprak gitmiş ve geriye kalan sivri taşların at nallarını tahrip etmeleri nedeniyle yolun bu kısmına Naldöken adı verilmiş. Yapımının Persler tarafından desteklendiğini, inşasında Likya’lıların, göçmen Türk kavimlerinin, ve diğer ulusların çalışmış olabileceğini söylüyor Ünsal Amca.
Yol bir bıçakla kesilmiş gibi aniden başlıyor. Yakınlarda yaşayan bir çobandan, yol taşlarının civardaki mezar ve duvar yapımlarında kullanmak için söküldüğünü üzülerek öğreniyoruz. Kültürel mirası korumanın kolluk kuvvetleriyle değil bizzat halkın bilgilendirilmesi ve sahip çıkmasıyla gerçekleşebileceğini hatırlatan güzel bir örnek.
Bu yolun birçok köye uğrayarak sahile kadar uzanan yol ağının bir parcası olduğunu öğreniyorum. Bu taşların üzerinde bir gün sahile kadar yürüme fikrini zihnimin bir köşesine yerleştiriyorum ve kendimizi Pıynar (Meşe) ormanının ellerine bırakıyoruz.
PIYNAR ORMANINDA ‘GÖZEK’LER
Orman, 2500 metreden bize bakan bir tepenin eteğindeki taşlı arazide kimbilir kaç yüz yıllık pıynar ağaçları ile süslenmiş. Çevredeki keçi çobanlarının en gözde otlağı. Gözlerimizi Ünsal Amca’nın yıllar önce rastladığı taş yığınlarını görmeye ayarlayıp, üç kişi üç ayrı yöne yürüyoruz. Çok geçmeden ilk müjde geliyor; “Bir tanesi burada!” Daha güzel bir noktaya yapılamazdı diye geçiyor içimden. Bir yüzünü sivri kayaya, diğerini yeşil ovaya çevirmiş.
Yaklaşık 50 cm çapında doğal taşların, hiçbir bağlayıcı madde olmadan üst üste konulmasıyla yapılmış 1.5-2.0 m yüksekliğinde, 1.5 m çapında bir taş yığını, bir abide. Taş aralarına, yumruk büyüklüğünde, kolayca alınıp geri konulabilen ve yapısal işlevi olmayan küçük taşlar da yerleştirilmiş. Ünsal Amca küçük taşların ayin sırasında büyük taşlara vurarak ses çıkarmak için kullanılmış olabileceğini söylüyor.
Günümüz çobanları Gözek diyor bu taş yığınlarına. Bu ormanın eski bir avlanma alanı olduğu göz önünde bulundurulursa, bu kelime takip etmek ve gözetlemek anlamına gelebilir.
Ağaçlarla dolu kayalık bir ortamda taş yığınının etrafında düzlük olması ilginç. İnsanların ibadet etmeleri için düzgün bir zemin yaratılmış, ya da özellikle düz bir alan seçilmiş olmalı. Bu sihirli coğrafyanın sessisliğini içimize çekip birkaç dakika hiç konuşmadan burada kim bilir nasıl ayinler, sunular, törenler yapılmış olabileceğini hayal ediyoruz.
YÖRÜK KÜLTÜRÜNÜN BİR UZANTISI
Ünsal Amca bu tapınakların Likya yolu ile yaşıt olduğunu, yol yapımında çalışan ve gök tanrıya inanan Asyalı göçmenler tarafından ibadet amacıyla yapıldıklarını düşünüyor. Elmalı, Yörük kültürünün yakın zamanlara kadar süren önemli göç ve konaklama noktalarından biri. Bugünkü yerleşik yaşamlarına rağmen, kışları sahil bölgelerine, yazları Elmalı yaylasına göç ederek bu geleneği sınırlı da olsa sürdürüren bir çok aile var.
Persler’in hakimiyet altına aldıkları halkların inançlarına çok saygılı olduklarından söz ediyor Ünsal Amca. “Bu ormanlar bu tapınaklarla dolu” diye ekliyor. Ormanda yürüdükçe başka benzer taş yığınlarına da rastlıyoruz. Kimi aynı boyutta, kimi daha küçük. Bu tapınakların kullanıldıkça her gelenin bir taş eklemesiyle büyüdüklerini Moğolistan’da Şamanlarla ilgili araştırma yapan dostum Ebrar Akıncı’dan* öğreniyorum. Küçük olanlar daha kısa süreli kullanılmış ya da sonradan tahrip edilmiş olabilirler. Asya’nın birçok bölgesinde tapınak olarak kullanılan taş yığınları çok yaygınmış. Çoban kültürü ile ilişkili bu tapınaklar daha çok geçitlerde ve av bölgelerinde yapılırmış.
YİNE YIKIM, YİNE TAHRİBAT
Etnografik örneklerden yola çıkarak bunların Şaman tapınakları (sunakları) olabileceği ve eğer sunular yapılmışsa etraflarında organik madde kalıntılarına rastlanabileceği göz önünde bulundurulmalı. Bu da detaylı bir arkeolojik araştırma gerektiriyor. Umudumuz, daha çok yıpranmadan bu eşsiz yapıların koruma altına alınması ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde de yer alma olasılıkları nedeniyle Türkiye çapında farkındalık oluşturulması.
Elmalı sakinleri bize bu taş yığınlarını bölgenin birçok yerinde gördüklerini söylüyorlar. Bazılarının bölgedeki bazı kutsal alan sınırları içinde koruma altında olduklarını öğreniyoruz. Görme şansımız olmasa bile korunduklarını bilmek bizi mutlu ediyor. Her eklenen taşla yerden yükseldikçe gizemleri de artan bu eserlerin sırrını çözmek, Asya kültürleri ile bağlantılarını araştırmak ve Likya kültüründeki konumlarına ışık tutmak amacıyla geniş çaplı bir araştırmaya davet ediyoruz müzeleri ve yüksek öğretim kurumlarını.
Birkaç fotoğraf çekmek için birkaç saatliğine geldiğim Elmalı’dan günler sonra ayrılıyorum. Kulaklarımda nal sesleri, dilimde leblebili sahlep tadı, gönlümde dostların sıcaklığıyla… Bir büyülü coğrafyaya, içindeki kültürlere ve insanlarına mayalanmak neymiş, şimdi anlıyorum.
(evrensel.net)
Dağcılık malzemelerini incelemek yada satın almak için tıklayınız.
www.dagcidukkani.com
PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlar Beton blokları ve çalışma stresi arasında nefessiz kalan insanoğlunun soluklanabilme arayışı sanayi devrimine kadar uzanır. Ekonomide ibrenin tarımdan sanayiye dönmesi ile köy yaşamı yerini şehirlere bırakmaya başlar. Şehir ve çalışma yaşamında ortaya çıkan kurallar silsilesi de bireysel olarak kırılması güç monotonluklar yaratır. Kapitalist yönetim anlayışı, çarpık kentleşme ve benzeri etkenlerle birleşen sürecin doğal […]
PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlar08-09 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleşen kamplı yürüyüşümüz Kibyra Antik Kenti ziyareti ile başladı. Daha sonra Sagalassos Antik Kenti yakınlarında kamp kurup sabah erkenden yine Sagalassos Antik Kenti içinden başlayarak bizi Psidia bölgesine götürecek antik rotayı izleyerek Akdağ üzerinden Isparta sınırlarındaki Gölcük’e dağ yollarından yürüdük. Geri dönüş yolunda da Salda Gölünü ziyaret ile faaliyetimizi sonlandırdık. 15 kişilik güzel […]
PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlarİsviçre’de dağda kaybolmayı engellemek için borularla yapılan ilginç tasarım oldukça etkili. Borulardan oluşan oldukça basit bir yapısı var ama dağda yönünü kaybedenler için gördüğü işlev oldukça önemli. Yönünü anlamak isteyen kişi hangi borudan bakarsa oradan gördüğü dağın adını öğrenmiş oluyor. Bu sayede yolunu daha rahat bulabiliyor. PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlar
Avrupa’dan Türkiye’ye Yürüyoruz projesi çerçevesinde, Birleşik Krallıktan başlayıp, İsviçre ve Fransa üzerinden İtalya’nın Romakentinde sonlanan Via Francigena yürüyüş rotası Balkanlar üzerinden Türkiye’ye kadar uzatılıyor.
Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Enstitüsü tarafından tescil edilmiş 2 bin kilometrelik Via Francigena rotasına Türkiye’nin de dahil olması, hem Türkiye’nin Avrupa’daki tanıtımını artıracak, hem de halihazırda Türkiye’de bulunan 17 yürüyüş rotasının bakım, korunma ve bilinirliğine katkı sağlayacak.
Projeyi yürüten Kültür Rotaları Derneği, Avrupalı ortağı Via Francigena Birliğinin İtalya’da belediyeler ile birlikte çalışarak koordine ettiği yürüyüş turizm sistemini proje ile Türkiye’de de uygulamaya başlayacak. Projeye Türkiye’deki Evliya Çelebi, Aziz Paul ve Likya Yollarına ev sahipliği yapan Antalya Demre Belediyesi, Bursa İnegöl Belediyesi ve Isparta Eğirdir Belediyesi de destek veriyor.
Proje kapsamında rotaları kullanacak olan yürüyüşçülerin konaklamasından diğer tüm ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar pek çok konuda Avrupa’da neler yapıldığına ilişkin yerinde inceleme fırsatları da sunuluyor. İtalya’da tüm bu hizmetlerin sunumu ve rotalar yerinde incelendikten sonra Türkiye için bölgesel planlar oluşturulacak ve bir de pilot bölge seçilecek. İtalya’daki üniversitelerin Kültürel Miras Yönetimi bölümlerinde okuyan öğrenciler ise pilot bölgeleri test edecekler.
Her yıl İtalya’da çok kapsamlı olarak gerçekleştirilen Via Francigena festivallerinde görücüye çıkacak olan Türkiye, Avrupalı yürüyüşçülere tanıtılacak. Böylece Türkiye’deki kültür rotaları daha fazla turiste açılacak.
Avrupa’dan Türkiye’ye Yürüyoruz projesi aynı zamanda Likya gibi diğer kültür rotalarının korunmasına da katkı sağlayacak. Belediyeler ile nasıl bir işbirliği yapılması gerektiği gibi konulara çözümler bularak diğer rotalar için de model oluşturulacak. Böylelikle Avrupa standartlarına uygun kültür rotası ve yönetimi rehberi geliştirilecek.
Daha fazla bilgi www.cultureroutesinturkey.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.
(siviltoplumdiyalogu)










Son Yorumlar