Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

Biyolog ve Doğa Rehberi Tuğberk Emirzade, daha fazla insanın doğayla baş başa vakit geçirmesini sağlamak amacıyla yürüyüş yapılabilecek parkurları ve güzergahlarını el kitabında bir araya getirdi

Biyolog ve Doğa Rehberi Tuğberk Emirzade, ‘Hiking Trails in Karpaz’ adlı el kitabını, ülkemizin güzelliklerini tanıtmak, spor yaparak doğanın keşfedilmesini sağlamak amacıyla yabancılar için İngilizce olarak kaleme aldı.

Geçtiğimiz aylarda ikinci baskısı yapılan kitaba, yabancıların dikkatini daha fazla çekebilmek amacıyla ‘Hiking Trails in North Cyprus’ adı verildi.

El kitabının birinci baskısında Karpaz bölgesindeki sekiz yürüyüş parkuruna yer verildi.

İkinci baskıda ise, Karpaz’a ait sekiz doğa parkuru güzergahında yer alan doğal güzelliklerin ve tarihi öneme sahip alanların fotoğraf sayısı artırıldı.

Ülkemizdeki mucizevi güzellikleri kaleme alması için Tuğberk Emirzade’yi teşvik eden isim, doğanın güzelliklerini birlikte keşfettiği arkadaşı Tunç Fındık oldu.

Tuğberk Emirzade, ‘Hiking Trails in Karpaz’ ve ‘Hiking Trails in North Cyprus’ el kitaplarıyla, insanların doğayla bağ kurmalarını sağlamak istedi ve biyolog olarak bu işi misyon edindi.

Kitabı, birçok kitapevinde bulmak mümkün.

 

Everest’e iki farklı noktadan tırmanan ilk Türk
Biyolog ve Doğa Rehberi Tuğberk Emirzade’ye ‘Hiking Trails in Karpaz’ kitabını yazmasında öncülük eden isim Tunç Fındık’dı.

Tunç Fındık, Türkiye’nin profesyonel dağcısı, dağ rehberi, yazar ve motivasyon konuşmacısı. 2017 yılı sonu itibariyle 12 adet 8 bin metrelik zirveye tırmanış ve Everest’e iki kere farklı rotalardan çıkan ilk Türk olmuştur.

2014 yılında Kıbrıs’a yaptığı ziyaretlerde Fındık’a, Tuğberk Emirzade eşlik etti. Emirzade, “Tunç Fındık, bana bilgi ve tecrübemi paylaşmamın, yapacağım yayınların insanlar için bir kapı açacağını söyledi. Ben de ülkemizdeki yürüyüş parkurlarıyla ilgili kitap yazmaya karar verdim” dedi.
 

 

El kitaplarında 8 parkurun haritası var
Emirzade’nin kaleme aldığı el kitaplarında,  Karpaz bölgesinde doğa yürüyüşü yapılabilecek parkurlarla ilgili detaylı bilgi var.

Emirzade kitabının içeriğini şöyle anlatıyor:

“Kitaplarda, Karpaz’ın hem kuzey hem güney sahillerini kapsayan toplam 8 parkurun haritası bulunmaktadır. Ayrıca, parkur üzerindeki tarihi ve doğal değerlerle ilgili de bilgilere yer verdim.
 

‘Hiking Trails in Karpaz’ ilk etapta yabancılar için İngilizce olarak kaleme alındı. Yerli halkın da ilgi göstermesiyle ikinci baskıyı, ‘Hiking Trails in North Cyprus’ adıyla yayımladım. Daha az yazıya ama daha çok görsele yer verdim. Haritalardaki yönlendirmeleri basit İngilizce’yle anlattım.

Kitap, insanları doğa içerisine bir adım atmaya teşvik eden küçük bir destek. Kitapta yer verdiğim haritalar sadece bir öneri. Doğaya çıktıktan sonra herkes kendi parkurunu yaratabilir. Dileyen sadece yürüyüp, piknik de yapabilir.

Her iki el kitapçığıyla, Karpaz’ı keşfetmeye çekinen, nereye gideceğiyle ilgili kararsızlık yaşayanları biraz cesaretlendirebileceğimi düşünüyorum”.

 

Doğanın melodisi
Tuğberk Emirzade, kitapta yer verdiği parkurların çoğuna arabayla ulaşımın güç olduğunu söyledi.

“Yürüyerek gitmeden göremeyeceğiniz yerler var ve eminim birçok insan buraları hayatında ilk defa görecek. Arabayla geçerken görünmeyen ayrıntılar, duyulmayan sesler ve kokular vardır. Yürürken çok daha sessiz olduğunuz için etraftaki kelebekler, kuş sesleri, rüzgar hışırtısından oluşan doğanın melodisini duyabilirsiniz” diyor Emirzade…

 Kitapta yer alan parkurların arkeolojik değeri olan, kalıntı alanlarından geçmesine özen gösteren Emirzade, Karpaz’ın tarihi açıdan çok zengin, keşfedilecek çok sayıda ilginç alanının bulunduğunu belirtti.

 

“Doğa, spor için de kullanılmalı”
 Biyolog ve Doğa Rehberi Tuğberk Emirzade, rehberliğini yaptığı doğa yürüyüşlerine en çok katılımın Norveç’ten olduğunu ve bu nedenle Norveç’le ilgili birçok bilgi öğrendiğini söyledi.

Emirzade, “Norveç’te yılın büyük bölümü soğuk ve karlı olmasına rağmen, insanlar doğada çok vakit geçiriyor. Avrupa’nın en zengin ülkelerinden biri olan bu ülkede, doğal alanlarda büyük oteller veya binalar yapmak yerine yürüyüş parkurları ve tek odalı, elektriği olmayan küçük dağ evleri bulunuyor.

 Doğa, ekolojik turizm için kullanılmalıdır. Umarım, kitabım doğal alanların insanlar tarafından doğa sporları için kullanılmasını da sağlar”.

 

Ülkemizin doğal güzellikleri

Ülkemizin doğal güzelliklerini pek bilmediğimizi ve bunun üzücü olduğunu ifade eden Emirzade, kendisinin bile bazı yerleri yeni yeni keşfettiğini şöyle anlatıyor:

“Ülkemizdeki güzellikleri ne kadar az tanıdığımız şaşırtıcıdır. Örneğin ben geçmişte üç yıl kadar Ağırdağ bölgesinde yaşadım. Fakat oraya çok yakın olan Şirinevler üzerindeki dağda, yaz sonunda bile halen suyun aktığı pınarı yeni farkına vardım. Buna ilaveten, bildiğimizi sandığımız yerlerde bakıp da göremediğimiz çok şey var.

 Doğada başka canlılar da yaşıyor. Bunların da farkında olarak yaşamamız gerekiyor.

 Yemek için topladığımız bir salyangozun aslında 35 yıllık bir hayatı olduğunu, bireylerin birbiriyle sperm paketi takas edebildiğini bilmeyiz.

 Kum zambağına bakıp, beyaz bir çiçek olarak görmek başka, o çiçeğin iki günlük ömründeki tek tozlaşma ve tohum üretebilme şansının sadece rüzgarın 2 m/s veya daha hafif estiği gecelerde uçan bir kelebek türüne bağlı olduğunu bilmeyiz.

Doğayı tanıtmak, insan ile doğa arasında bir bağ kurmayı biyolog olarak kendime misyon edindim. Bu kitabın insanların doğada vakit geçirmesine, gözlem yapmasına ve doğa ile bağ kurmasına yardımcı olacağına inanıyorum”.

 

(kibrisgazetesi.com)

 

 

 

 

Dağcılık malzemelerini incelemek yada satın almak için tıklayınız.

www.dagcidukkani.com

 

Elmalı’da üçüncü günüm. Dantel perdeden süzülen günün ilk ışığıyla uyanıp, kendimi tahta sandalyeli meydan kahvesine atıyorum. Temmuz sıcağını mavi çam ağacının gölgesinde geçirerek, yola çıkmak için akşam serinini bekliyoruz. Ünsal Amca (Özçakır) “Bugün sana gerçek bir Likya yolu göstereceğim” diyor. Doyumsuz sohbetlerden sonra güneş yorulup ufuğa çekilince bir taksiye atlayıp Elmalı’nın sırtını dayadığı tepeye çıkıyoruz.  

NALDÖKEN YOLU ADINI HAK EDİYOR

Yürüyerek devam ettiğimiz toprak yolda birkaç yüz metre sonra akşam güneşi uzun gölgelerimizi muhteşem Likya yolunun üzerine düşürüyor. İki sıra taşla topraktan yükselen, yaklaşık 2,5 metre genişliğinde bir sanat eseri. Özgün halinde taşların üzerleri moloz ve toprakla kaplıymış. Yüz yıllardır aşına aşına toprak gitmiş ve geriye kalan sivri taşların at nallarını tahrip etmeleri nedeniyle yolun bu kısmına Naldöken adı verilmiş. Yapımının Persler tarafından desteklendiğini, inşasında Likya’lıların, göçmen Türk kavimlerinin, ve diğer ulusların çalışmış olabileceğini söylüyor Ünsal Amca. 

Yol bir bıçakla kesilmiş gibi aniden başlıyor. Yakınlarda yaşayan bir çobandan, yol taşlarının civardaki mezar ve duvar yapımlarında kullanmak için söküldüğünü üzülerek öğreniyoruz. Kültürel mirası korumanın kolluk kuvvetleriyle değil bizzat halkın bilgilendirilmesi ve sahip çıkmasıyla gerçekleşebileceğini hatırlatan güzel bir örnek. 

Bu yolun birçok köye uğrayarak sahile kadar uzanan yol ağının bir parcası olduğunu öğreniyorum. Bu taşların üzerinde bir gün sahile kadar yürüme fikrini zihnimin bir köşesine yerleştiriyorum ve kendimizi Pıynar (Meşe) ormanının ellerine bırakıyoruz.

PIYNAR ORMANINDA ‘GÖZEK’LER

Orman, 2500 metreden bize bakan bir tepenin eteğindeki taşlı arazide kimbilir kaç yüz yıllık pıynar ağaçları ile süslenmiş. Çevredeki keçi çobanlarının en gözde otlağı. Gözlerimizi Ünsal Amca’nın yıllar önce rastladığı taş yığınlarını görmeye ayarlayıp, üç kişi üç ayrı yöne yürüyoruz. Çok geçmeden ilk müjde geliyor; “Bir tanesi burada!” Daha güzel bir noktaya yapılamazdı diye geçiyor içimden. Bir yüzünü sivri kayaya, diğerini yeşil ovaya çevirmiş. 

Yaklaşık 50 cm çapında doğal taşların, hiçbir bağlayıcı madde olmadan üst üste konulmasıyla yapılmış 1.5-2.0 m yüksekliğinde, 1.5 m çapında bir taş yığını, bir abide. Taş aralarına, yumruk büyüklüğünde, kolayca alınıp geri konulabilen ve yapısal işlevi olmayan küçük taşlar da yerleştirilmiş. Ünsal Amca küçük taşların ayin sırasında büyük taşlara vurarak ses çıkarmak için kullanılmış olabileceğini söylüyor.  
Günümüz çobanları Gözek diyor bu taş yığınlarına. Bu ormanın eski bir avlanma alanı olduğu göz önünde bulundurulursa, bu kelime takip etmek ve gözetlemek anlamına gelebilir. 

Ağaçlarla dolu kayalık bir ortamda taş yığınının etrafında düzlük olması ilginç. İnsanların ibadet etmeleri için düzgün bir zemin yaratılmış, ya da özellikle düz bir alan seçilmiş olmalı. Bu sihirli coğrafyanın sessisliğini içimize çekip birkaç dakika hiç konuşmadan burada kim bilir nasıl ayinler, sunular, törenler yapılmış olabileceğini hayal ediyoruz.

YÖRÜK KÜLTÜRÜNÜN BİR UZANTISI

Ünsal Amca bu tapınakların Likya yolu ile yaşıt olduğunu, yol yapımında çalışan ve gök tanrıya inanan Asyalı göçmenler tarafından ibadet amacıyla yapıldıklarını düşünüyor. Elmalı, Yörük kültürünün yakın zamanlara kadar süren önemli göç ve konaklama noktalarından biri. Bugünkü yerleşik yaşamlarına rağmen, kışları sahil bölgelerine, yazları Elmalı yaylasına göç ederek bu geleneği sınırlı da olsa sürdürüren bir çok aile var. 

Persler’in hakimiyet altına aldıkları halkların inançlarına çok saygılı olduklarından söz ediyor Ünsal Amca. “Bu ormanlar bu tapınaklarla dolu” diye ekliyor. Ormanda yürüdükçe başka benzer taş yığınlarına da rastlıyoruz. Kimi aynı boyutta, kimi daha küçük. Bu tapınakların kullanıldıkça her gelenin bir taş eklemesiyle büyüdüklerini Moğolistan’da Şamanlarla ilgili araştırma yapan dostum Ebrar Akıncı’dan* öğreniyorum. Küçük olanlar daha kısa süreli kullanılmış ya da sonradan tahrip edilmiş olabilirler. Asya’nın birçok bölgesinde tapınak olarak kullanılan taş yığınları çok yaygınmış. Çoban kültürü ile ilişkili bu tapınaklar daha çok geçitlerde ve av bölgelerinde yapılırmış. 

YİNE YIKIM, YİNE TAHRİBAT

Etnografik örneklerden yola çıkarak bunların Şaman tapınakları (sunakları) olabileceği ve eğer sunular yapılmışsa etraflarında organik madde kalıntılarına rastlanabileceği göz önünde bulundurulmalı. Bu da detaylı bir arkeolojik araştırma gerektiriyor. Umudumuz, daha çok yıpranmadan bu eşsiz yapıların koruma altına alınması ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde de yer alma olasılıkları nedeniyle Türkiye çapında farkındalık oluşturulması.

Elmalı sakinleri bize bu taş yığınlarını bölgenin birçok yerinde gördüklerini söylüyorlar. Bazılarının bölgedeki bazı kutsal alan sınırları içinde koruma altında olduklarını öğreniyoruz. Görme şansımız olmasa bile korunduklarını bilmek bizi mutlu ediyor. Her eklenen taşla yerden yükseldikçe gizemleri de artan bu eserlerin sırrını çözmek, Asya kültürleri ile bağlantılarını araştırmak ve Likya kültüründeki konumlarına ışık tutmak amacıyla geniş çaplı bir araştırmaya davet ediyoruz müzeleri ve yüksek öğretim kurumlarını.
Birkaç fotoğraf çekmek için birkaç saatliğine geldiğim Elmalı’dan günler sonra ayrılıyorum. Kulaklarımda nal sesleri, dilimde leblebili sahlep tadı, gönlümde dostların sıcaklığıyla… Bir büyülü coğrafyaya, içindeki kültürlere ve insanlarına mayalanmak neymiş, şimdi anlıyorum.

 

 

(evrensel.net)

 

 

 

 

 

Dağcılık malzemelerini incelemek yada satın almak için tıklayınız.

www.dagcidukkani.com

 

 

 

 

Muğla’nın Fethiye ilçesinde yürüyüşe çıktıkları Likya Yolu’nda kaybolan 3 üniversite öğrencisi UMKE ekibi tarafından bulundu. Ankara’dan tatil için Fethiye’ye gelen Ahmet Sadık Aras (20), Ömer Faruk Güler (20) ve İbrahim Güler (20) sabah saatlerinde Ölüdeniz Mahallesi’nden başlayan tarihi Lilkya Yolu’ndan yürüyüşe çıktı. Likya Yolu üzerinden Kabak Koyu’na gitmek isteyen üç arkadaş, havanın kararmasıyla yönlerini kaybetti. Yönlerini […]

Read More

Beton blokları ve çalışma stresi arasında nefessiz kalan insanoğlunun soluklanabilme arayışı sanayi devrimine kadar uzanır. Ekonomide ibrenin tarımdan sanayiye dönmesi ile köy yaşamı yerini şehirlere bırakmaya başlar. Şehir ve çalışma yaşamında ortaya çıkan kurallar silsilesi de bireysel olarak kırılması güç monotonluklar yaratır. Kapitalist yönetim anlayışı, çarpık kentleşme ve benzeri etkenlerle birleşen sürecin doğal sonuçlarından biri […]

Read More

Doğa yürüyüşlerini rehbersiz gerçekleştirdikleri gerekçesiyle haklarında kesilen 3 bin 253 liralık cezanın iptali dava açan Aydın Ayyıldız Doğa Sporları Kulübü, hukuk savaşını kazandı. İl Turizm Müdürlüğü yetkilerince Aydın Ayyıldız Doğa Sporları Kulübü’ne kesilen ceza, mahkeme heyeti iptal etti. 

Manisa’nın Salihli ilçesinde 30 Ekim’de yapılan ‘Adala-Hermos Kanyonu Doğa Kulüpleri 1. Cumhuriyet Doğa Yürüyüşü’ne katılan Aydın Ayyıldız Doğa Sporları Kulübü üyeleri, yürüyüş öncesi rehber engeline takıldı.  Kuşadası Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nin (TÜRSAB) başvurusu üzerine Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden gelen ekipler, doğa yürüyüşünde rehber bulundurma zorunluluğunu yerine getirmedikleri için kulüp hakkında tutanak tuttu. Grupta yer alan lisanssız sporcuların olması nedeniyle yazılan tutanağa Aydın Ayyıldız Doğa Sporları Kulübü Başkanı Adem Gümüşsu ve kulüp üyeleri isyan etti. İl Turizm Müdürlüğü yetkilerince acenta ve rehbersiz doğa yürüyüşü faaliyeti düzenleyerek kaçak acentacılık yapmak suçlamasıyla Aydın Ayyıldız Doğa Sporları Kulübü’ne 3 bin 253 liralık ceza kesti. 


DAVA SONUÇLANDI
Aydın Ayyıldız Doğa Sporları Kulübü Başkanı Adem Gümüşsu ve dernek üyeleri, kesilen cezanın hukuksuz olduğunu belirterek dava açtı. Söke Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliği tarafından görülen dava sonuçlandı. Mahkeme heyeti, kulübe kesilen cezayı iptal etti.  Dernek üyesi avukat Kerime İskeleli gönüllü olarak vekalet ettiği davanın lehlerine sonuçlanmasından dolayı büyük mutluluk yaşadıklarını kaydeden Başkan Gümüşsu, “Dağlardaki sarp patikalarda, zorlu yollarda hiçbir acentanın rehberi bize yol yön gösteremeyeceğinden, gereksiz bir dayatma olduğunu bu kararla bir kez daha görmüş olduk. Önceki yıllarda rehber götürdüğümüz zaman, aracımızla gelen kokartlı rehber arkadaşlar değil dağda yol yön göstermek, bizim gönüllü dağcı arkadaşlarımızın rehberlik ettiği dağlarda yürümeyi bile göze almayıp araçta uyumayı tercih etmişlerdi, ne yazık ki bu dayatmanın ne kadar gereksiz olduğu burada da açık, çünkü dağcılık ve doğa yürüyüşleri hiçbir ticari ve kültürel faaliyet içermeyen aktivitelerdir. TURSAB ve Turizm Rehberi’nin, doğa yürüyüşü faaliyetlerinde, gereksiz bir dayatma olduğunu bir kez daha görmüş ve hukuka aykırılığı bu kararla kanıtlamış olduk. Kaldı ki bu hukuka aykırı olarak yapılan uygulama Türkiye de sadece Aydın ve çevresi dağcılık ve doğa yürüyüşü kulüplerine uygulanmıştır. Biz bu konuda Aydın Valimiz Sn. Ömer Faruk Koçak’tan kesin çözüm yolları açan yardım ve destek bekliyoruz. Umarız bizim yaşadığımız sıkıntıları başka kulüpler yaşamaz. Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun bu konuya kalıcı bir çözüm üretmesinin umudu içerisindeyiz. Kararın tüm camiaya hayırlı olmasını diler, doğaseverlerin dağlarca özgürce ve dayatmalar olmaksızın sporlarını icra edebileceği bir Türkiye diliyorum. Gönüllü avukat desteği veren kulüp üyemiz Kerime İskeleli’ye de çok teşekkür ederiz” dedi. 

 

KAYNAK: sesgazetesi.com.tr

Türkiy Dağcılık Federaesyonu’nun 30/05/2016 tarihli Yürüyüş Liderliği Talimatı‘nın Geçici 1. Maddesi gereği, şartları sağlayanlar için Yaz ve/veya Kış Yürüyüş Liderliği Belgesi verilecektir. Yürüyüş Liderliği Belgesi’ni almak isteyenler başvurularını aşağıda belirtilen belgelerle kulüpleri aracılığı ile yapacaklardır.

Talimatın geçici maddesinin geçerlilik süresi 1 yıl olduğundan bu süre 29/05/2017 tarihinde dolacaktır.

İlgililere duyurulur.

  • Başvurular posta yoluyla ya da şahsen yapılacaktır.
  • Başvurularda, postada/kargoda yaşanacak gecikmelerden veya kaybolan evraklardan Federasyonumuz sorumlu değildir.

Duyuru tarihinden önce Geçici 1. Md.’ye istinaden başvurmuş olanların gerekli belgelerini Federasyonumuza iletmeleri, varsa eksik ödemelerini yapmaları gerekmektedir. Geçici 1. Md.’den bağımsız olarak bu belgeyi almayı hak edenler ilgili talimatın 17. Maddesi 4 ve 5 numaralı bentlerinde ayrıca belirtilmiştir. Bu kapsamda olan kişiler için belge ücreti 100 ₺olup Yürüyüş Liderliği Belgelerini ilgili talimatın 17. Maddesi 3 numaralı bendine göre talep edebilirler.

Not: Yukarıda yer alan koşullara uymayanlar federasyon tarafından düzenlenecek olan Yürüyüş Liderliği Kursuna katılmaları ve başarılı olmaları gerekmektedir.

 

Kaynak: www.tdf.gov.tr

08-09 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleşen kamplı yürüyüşümüz Kibyra Antik Kenti ziyareti ile başladı. Daha sonra Sagalassos Antik Kenti yakınlarında kamp kurup sabah erkenden yine Sagalassos Antik Kenti içinden başlayarak bizi Psidia bölgesine götürecek antik rotayı izleyerek Akdağ üzerinden Isparta sınırlarındaki Gölcük’e dağ yollarından yürüdük. Geri dönüş yolunda da Salda Gölünü ziyaret ile faaliyetimizi sonlandırdık. 15 kişilik güzel bir […]

Read More

İsviçre’de dağda kaybolmayı engellemek için borularla yapılan ilginç tasarım oldukça etkili. Borulardan oluşan oldukça basit bir yapısı var ama dağda yönünü kaybedenler için gördüğü işlev oldukça önemli. Yönünü anlamak isteyen kişi hangi borudan bakarsa oradan gördüğü dağın adını öğrenmiş oluyor. Bu sayede yolunu daha rahat bulabiliyor.

Read More

likya-yolu-2-820x615

Avrupa’dan Türkiye’ye Yürüyoruz projesi çerçevesinde, Birleşik Krallıktan başlayıp, İsviçre ve Fransa üzerinden İtalya’nın Romakentinde sonlanan Via Francigena yürüyüş rotası Balkanlar üzerinden Türkiye’ye kadar uzatılıyor.

Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Enstitüsü tarafından tescil edilmiş 2 bin kilometrelik Via Francigena rotasına Türkiye’nin de dahil olması, hem Türkiye’nin Avrupa’daki tanıtımını artıracak, hem de halihazırda Türkiye’de bulunan 17 yürüyüş rotasının bakım, korunma ve bilinirliğine katkı sağlayacak.

Projeyi yürüten Kültür Rotaları Derneği, Avrupalı ortağı Via Francigena Birliğinin İtalya’da belediyeler ile birlikte çalışarak koordine ettiği yürüyüş turizm sistemini proje ile Türkiye’de de uygulamaya başlayacak.  Projeye Türkiye’deki Evliya Çelebi, Aziz Paul ve Likya Yollarına ev sahipliği yapan Antalya Demre Belediyesi, Bursa İnegöl Belediyesi ve Isparta Eğirdir Belediyesi de destek veriyor.

Proje kapsamında rotaları kullanacak olan yürüyüşçülerin konaklamasından diğer tüm ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar pek çok konuda Avrupa’da neler yapıldığına ilişkin yerinde inceleme fırsatları da sunuluyor. İtalya’da tüm bu hizmetlerin sunumu ve rotalar yerinde incelendikten sonra Türkiye için bölgesel planlar oluşturulacak ve bir de pilot bölge seçilecek. İtalya’daki üniversitelerin Kültürel Miras Yönetimi bölümlerinde okuyan öğrenciler ise pilot bölgeleri test edecekler.

Her yıl İtalya’da çok kapsamlı olarak gerçekleştirilen Via Francigena festivallerinde görücüye çıkacak olan Türkiye,  Avrupalı yürüyüşçülere tanıtılacak. Böylece Türkiye’deki kültür rotaları daha fazla turiste açılacak.

Avrupa’dan Türkiye’ye Yürüyoruz projesi aynı zamanda Likya gibi diğer kültür rotalarının korunmasına da katkı sağlayacak. Belediyeler ile nasıl bir işbirliği yapılması gerektiği gibi konulara çözümler bularak diğer rotalar için de model oluşturulacak.  Böylelikle Avrupa standartlarına uygun kültür rotası ve yönetimi rehberi geliştirilecek.

Daha fazla bilgi www.cultureroutesinturkey.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

(siviltoplumdiyalogu)

toroslarin-gizli-tarihi-sagalassos-700x387

Pisidia bölgesinde yer alan antik kentler, yeni bir proje ile birbirine bağlanıyor ve 250 kilometrelik bir gezi rotası oluşturuluyor.

Batıda ve kuzeyde Frigya ile, doğuda İsaura (Lycaonia) ve güneyde Likya ve Pamphylia ile çevrili dağlık bölgede, ormanlar arasında gizlenmiş Pisidia sınırları içinde kalan antik kentler, Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nün (AİAE) projesiyle birbirine bağlanıyor. İlk ayağı 250 kilometrelik rota, ziyaretçilerine masalsı bir gezi deneyimi sunuyor. 1947 yılında Ankara’da kurulan İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nün ‘Kültürel Miras Yönetimi Projesi’, 2013 yılında başladı. Bu kapsamda projenin uygulama alanlarından biri olarak günümüzde Isparta, Burdur ve Kuzey Antalya’nın sınırları içinde yer alan antik Pisidya bölgesi seçildi. ‘Antik Pisidia Bölgesi Arkeolojik ve Eko-Turizmin Geliştirilmesi Projesi’nin amacı, alandaki arkeolojik mirasın bölge halkına sosyo-ekonomik faydalar sağlamak amacıyla kullanılması için bir yol haritası belirlemek olarak saptandı.

Burdur, Eğirdir ve Beyşehir göllerinden Antalya Körfezi’ne uzanan bu alan arkeolojik açıdan oldukça zengin olmasına rağmen yeterince tanınmıyor. Proje Koordinatörü Dr. Işılay Gürsu, “İlk ayağı 250 kilometrelik uzunluğa ulaşan rotanın büyük kısmı antik yollardan, halen kullanılan küçük patikalardan ya da orman yollarından geçiyor. Önümüzdeki aşama, gerekli birimlerden izinlerin alınmasının ardından, rota boyunca önemli noktalarda yürüyüşçülere yol gösterecek tabelaların yerleştirilmesi. Hem arkeolojik hem de doğal güzelliklerin yerlerini belirten GPS noktaları alınmış olup, internet sitesi ve mobil uygulamalar aracılığıyla ziyaretçilerle paylaşılacak. Ayrıca basılı haritalar ve bir rehber kitap da hazırlanmaktadır” açıklamasını yaptı.

(Sabah)