Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

RODOS ADASINA YOLCULUK – YUNANİSTAN Tarih: 29-31 Temmuz 2017 Anadolu Coğrafyası yolcuları olarak yine düşüyoruz yollara. Arkadaşlar bu yolculukta feribot kalkış yeri, Rodos Adasına ulaşım ve ada içi ulaşım gibi konularda beraber hareket edeceğiz. Baştan söyleyelim bu turistlik bir gezi değil, hizmet ve konfor beklentisi olanlar kesinlikle katılmasınlar. Bizim ekibimiz standart tur anlayışı dışında seyahat […]

Read More

Türk kökenli İran vatandaşı Azim Gheichisaz’ın başarısı Türkiye dağcılık camiası tarafından ilgi ve memnuniyetle takip edildi.   Oksijen ve sherpa desteği almadan gerçekleştirdiği 14×8000 projesinin son ayağı olan Lhotse zirvesine başarı ile tırmanan Türk kökenli İran vatandaşı Azim Gheichisaz, 14×8000 projesini bitiren 37. kişi olarak dağcılık tarihindeki yerini almış oldu. 1981 yılında Tebriz’de doğan genç dağcı kariyerine çok sayıda başarı sığdırarak İran’da […]

Read More

2012 yılında spor bakanlığı duvarlarına spor tırmanış duvarı yapılmış , duvarın hemen kenarına da yüklenici tarafından bedelsiz olarak bir de “dağcı heykeli” hediye edilmişti. Daha sonraları “DR. Bozkurt Ergör “ anıtı olarak dağcıların zihnine kazılacak olan bu anıtın bazasının üzerine de dünyada ve Türkiye’de dağcılık sporuna hizmet vermiş ünlü – ünsüz dağcıların isim plaketleri yapıştırılacaktı. Ama anıtı yıktılar. Hemde öyle bir yıktılar ki nakli ve montajı mümkün olmayacak şekilde. Kısacası ortadan kaldırdılar.

DR. Bozkurt Ergör kimdir:
Türkiye Cumhuriyeti’nde Dağcılık (Tırmanma Sporları) Sporu kurucularından öncü kişidir. Türkiye Dağcılık Federasyonu Kurucu üyelerindendir.

Özgeçmiş:
Dr. Bozkurt Ergör, yaşamı adeta dağcılıkla özdeşleşmiş bir kişiliktir. Türkiye’de dağcılığın bağımsız bir dal olarak gelişmesine bilimsel ve teknik olarak katkı koyanların başında gelir ve yakın tarihimizde kazanılan çok sayıda dağcımızın yetişmesinde onun imzası vardır. Kış dağcılığımızın Türkiye’de başlamasına Dr. Ergör öncülük etmiştir. Aladağların Demirkazık doruğu ile Ağrı Dağının doruğuna kış mevsiminde dünyada ilk kez kendisi ulaşmış ve bu başarıları dünya dağcılık literatürüne girmiştir. Gençlik yıllarında Avrupa Alplerine de tırmanan Dr. Ergör, Alplerin en yüksek tepesi olan Mont-Blanc doruğuna tek başına çıkmıştır.

Ödüller:
TC. dağlarında birçok önemli doruklarından Demirkazık, Ağrı dağlarının dünyadaki ilk kış çıkışını başararak TDK’nin kurulması gerekliliğini zamanın Spor Bakanlığına kabul ettirerek tırmanma sporlarının gelişmesini sağlamıştır.

Kaynak: (Adem Seyfullah Koçoğlu-Facebook)

 

Dünyanın en zor dağı K2’ye tırmanmış az sayıdaki dağcıdan biri olan Tunç Fındık, büyük hedefine bir adım daha yaklaştı. Dünyadaki 8 bin metrenin üzerinde 14 dağa çıkma amacındaki Fındık, bunların 10’una tırmandı. Bu yaz 11. tırmanışını Pakistan’da gerçekleştirecek. Ancak öncesinde de iki kez çıktığı Everest’e bu kez oksijensiz tırmanmayı deneyecek. Fındık’la sıradaki maceralarını konuştuk.

Tunç Fındık, Arjantin’den döneli henüz saatler olmuştu. Daha valizini bile açmadığını söylüyordu söyleşiye geldiğinde. Orada da bir dağa tırmanıp dönmüş. 7 bin metreye yakın Aconcagua Dağı’na çıkmış, antrenman amaçlı… Basitçe anlattığı bu dağ bile normal bir insanın sınırlarının çok üzerinde… Zaten hayatının büyük kısmını da dağlarda geçiriyor Tunç Fındık. Boşta kaldığı zamanlarda da şehirde oluyor. Kendisiyle de böyle bir boşluğunda buluştuk.

Aslında o şimdiden Türkiye tarihine adını yazdırdı bile. Bugüne kadar 8 bin metrenin üzerindeki 11 zirveye çıkan kimse yok. K2 zirvesinde fotoğrafı olan başka bir Türk de…

Dünyada 8 bin metrenin üzerinde yüksekliğe sahip sadece 14 dağ var. Bu dağların tamamına tırmanmış 32 dağcının izinden yürüyor Fındık. İkisi farklı rotalardan olmak üzere Everest’e iki kez çıktı, toplamda da 14 dağın 10’una da çıkmayı başardı. Son dört tırmanışını da yaptığı zaman 33. olarak adını bu kez dünya dağcılık tarihine yazdıracak. Projesi kapsamında son çıkışını 2014’te gerçekleştirdi. Dünyanın en yüksek 11. dağı Çin’deki ‘Gasherburm 2’ye çıktı. 2015’te ise Pakistan ve Çin sınırında yer alan dünyanın en yüksek 12. dağı ‘Broad Peak’i denedi. Olmadı. Çığ tehlikesi vardı. Yarıda bıraktı. Tıpkı daha önce Annapurna’da olduğu gibi… Çıkan her iki dağcıdan birinin hayatını kaybettiği, çığ riskinin yüksek olduğu Nepal’deki Annapurna’ya da bir deneme yapmıştı. Ancak Fındık’ın önünde giden dağcıların üzerine çığ düşünce vazgeçmişti.

BU KEZ ‘OKSİJENSİZ’ EVEREST

2016’da herhangi bir deneme yapamadı. Gözünde bir sorun oldu. Odun keserken gözüne gelen bir odun parçası tırmanışlara ara vermesine neden oldu. Ancak şu anda eski formuna döndü. Antrenmanını da Arjantin’de tamamladı. Üstelik aradığı sponsorluk desteğini de buldu. İstanbul’daki üçüncü havalimanını yapan konsorsiyum, Fındık’ın bundan sonra yapacağı dört tırmanışın da destekçisi olacak.

Sırada 12. tırmanışı var. Pakistan’daki ‘Gasherbrum 1’ zirvesini ya da daha önce vazgeçtiği ‘Broad Peak’ tırmanışını deneyecek. Hangisinin iklim şartları daha uygunsa ona çıkış yapacak. Hedef 2017’nin yaz ayları… Bu iki dağın özelliği dünyanın en yüksek 11. ve 12. zirveleri olmaları. Ancak bu büyük planın öncesinde Fındık, yine daha önce Türkiye’den kimsenin denemediği bir şeyi yapacak, Everest’e oksijen desteği olmadan çıkacak. Fındık, “Nisan ayı gibi bu çıkışı yapmayı istiyorum. Daha önce oksijenle iki farklı rotadan iki kez çıkmıştım. Bu kez farklı bir deneyim olacak benim için” diyor… Fındık bunu da gerçekleştirirse Everest’in zirvesinde üçüncü kez Türk bayrağını açmış olacak. Bu arada Türkiye’de Everest’in zirvesini görmeyi başaran sadece 17 kişi bulunuyor.

HAYALLERİNDEN VAZGEÇMİYOR

O, tüm bu planlarını, yaptıklarını ve de yapacaklarını tıpkı Uludağ’a ya da Erciyes’e gidecekmiş gibi çok rahat bir şekilde anlatıyor. Aslında en ufak bir tedbirsizliği ya da doğanın anlık bir kötü oyunu, onun ölümüne neden olabilir. Bunun farkında. Risk her zaman var ama hayallerinden de asla vazgeçmeyeceğini söylüyor.

 

(hurriyet.com.tr)

Yazmazsanız unutulur!
 
Çok uzun yıllar önce, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Spor Müdürlüğü Dağcılık ve Kış Sporları kolu 25.yılı için yapılan Dağcılık Sempozyumu’na (9-10 Nisan 1988/Ankara) katıldığımızda, “Dağlara yürümeden, sadece tırmanarak nasıl ulaşırız?” diye kafa yoran genç çocuklar topluluğuyduk. Yıldızlı Dağcılar ve aynı zamanda Anadolu Dağcılar Birliği İstanbul Şubesi için hayallerini süsleyip oradan oraya koşturan, alpin stil tırmanış sevdalılarıydık. 
 
Sempozyumda her şey çok iyi gidiyordu. Konferansın içeriği o zamanlar için yüksek standartlardaydı. Aklımda kalanlara şimdi dönüp bakıyorum da; aslında ne kadar ileriye gidebilecek bir dağcılık kültürü nasıl engellenmiş yıllardır onu fark ediyorum. Mesela işin felsefesi, etiği ve ahlakı konusunda sevgili Batur KÜRÜZ, Erhan ERSOY ve Muzaffer TRAŞ sunumları bugün bile okunması gereken önemli değerlere işaret eden sunumlardı. Ömer TÜZEL’in ‘Anadolu Dağcılar Birliği’ ve ‘Türkiye dağlarında yapılan önemli alpin tırmanışlar’ sunumları heyecan verici, yine sevgili Erhan ERSOY, Filiz DEMİRAYAK, Doç. Dr. Yücel AŞKINın ‘Dağlarda kirlenme ve kültürel değerler’ üzerine olan sunumları ders niteliğindeydi. 
 
İşte tam da burada bu öykünün başlangıcını konuşuyorsak, o sempozyumda kimler vardı diye değinmeden olmaz. Çoğu çok sevdiğim dostlarım, abilerim, ip arkadaşlarımız ya da aynı dünya görüşünü, aynı dağları paylaştığımız dağcı dostlarımızdı. Dr. Tayfun TERCAN, Kâşif ALADAĞLI, Seyhan ÇAMLIGÜNEY, Nevzat ÖNTAŞ, Atilla ERDEMLİ, Muzaffer Erol GEZ, İsmet ÜLKER, Prof. Dr. A. Mecit DOĞRU, Necmettin KÜLAHÇI, Mehmet SOMUNCU, Alattin KARACA ve Anadolu Dağcılar Birliği adına “Dağ Kazaları ve Kurtarma” sunumunu yapan sevgili Recep ÇATAK.
 
Bu sunum sevgiyle, tutkuyla koştuğumuz dağların belki de diğer yüzü olan ölüm ile yüzleştirmişti bizleri… 
Birçoğumuz tırmanırken kendimizi sakatlayıp incitmiştik bu sporun doğası gereği fakat her seferinde dağlara daha fazla tutkuyla, heyecanla geri dönüyorduk. Birçok dostumuz birçok  ağır kazalar geçirdiler ve ama sonrasında neredeyse hepsi dağlara gitmeye devam ettiler. Fakat Recep ÇATAK’ın sunumu sert bir tokat gibiydi. Çok etkilendim, kafam karıştı, biraz da dağılmıştım. Akşamında Mülkiyeliler Birliği’nde bir şeyler içip sohbet ederken aklımda sunumdaki isimler vardı.
Daha sonra o sert kış geldi, 1989 yılında Ağrı dağında sevgili Recep ÇATAK yaşamını yitirdi. Sonrasında da kazalar devam etti.
Bir güzel bahar günü üniversiteden çıkmış Kemancı’da dostlarla buluşmak üzere yürürken bu kazalarla ilgili bir çalışmanın devam ettirilmesi gerektiğine karar verdim. Elimde bir Olympus OM 2 fotoğraf makinası ve Recep’in dağ kazaları notları, aldım soluğu İstanbul Üniversitesi kütüphanesindeki dev gazete arşivinde. Aramaya ve buldukça fotoğraflamaya başladım kazaları tek tek, tarih tarih. O çalışma esnasında, ülkemizde halen büyük medya gruplarından birinin olan gazetenin, dağ kazalarını, kıyamet koparırcasına nasıl manşetten girdiğini ve nasıl dramatize ederek servis ettiğini görünce ‘Renkli Basın & Renkli Yalanlar Işığında Dağcılık Gerçekleri’ diye bir çalışma da toparladım. 2 ay sonra her şey hazırdı. Kimselere söylemedim çünkü bazı dağcı dostlarımız için Recep’in mirası, benim dokunmamın uygun olmayacağı bir şeydi, bazı dostlarımızın ise gereksiz gördüğü, işin tatsız, ürkütücü bölümü dedikleri bir çalışmaydı. Yıllarca birikti sonra kaza raporlarını ilave etmeye başladık. (Hacettepe ve ODTÜ kulüplerinin rapor geleneği vardı.) Basından ulaşabildiklerimizi eklemeye, e-posta gruplarına atılan maillerden bazı bilgileri toplamaya devam ettik. Sadece İYİ NİYETLİ bir şekilde arşiv yaptık, yorum katmadık. Bazıları kulaktan kulağa gelen bilgilerdi bazıları bize gelen ve ismini vermek istemeyen kişilerin bilgileriydi. Hepsini topladık ve bunları Yıldız Üniversitesi Dağcılık Kulübünde anlatarak geleneksel bir ders haline getirdik.
Yıllar geçti, yaş aldık. Çok sevdiğimiz dostlarımızı yazmak zorunda kaldım kimi zaman. Çok zordu biriktirmek böylesi bir şeyi…
 
Sonrasında kulüpten genç kuşak arkadaşların isteği üzerine bu işi onlara devrettim.
Sevimsiz bir konunun 25 yıla yakın takipçiliğini yaptıktan sonra artık devredebileceğim fikri beni sevindirmişti ve şimdi bunun herkes ile paylaşılacağı online platform beni mutlu etti. İstatistik, bilimsel veri, tarih ve dokümanter envanter çalışmaları önemlidir. Ben naçizane başlamış bir öyküyü sabırla devam ettirmiştim, şimdi Recep’in mirası artık online yayında…
 
Çok eksik vardır belki, yanlış olanlar vardır? Yazın lütfen bizlere, düzeltelim. 
Var ise elinizde eski fotoğraflar, kaza fotoğrafları ya da kaza alanı öncesi, sonrası fotoğrafları paylaşın bizimle.  Elinizde gerçek ve ders alınabilir sağlıklı bilgiler var ise paylaşın bizlerle bu bilgileri, belgeleri ya da olay anında, öncesi ya da sonrasında bilinmesinin önemli olduğunu düşündüğünüz ne varsa… 
 
Artık HEPİMİZİN burası. Sizlerden gelecek olanlar ile zenginleşecek bu birikim. Dağlara gidenler buraya baktıkça hem dağcılık tarihimizle ilgili birçok gerçek öyküye tanıklık edecekler hem de birçok deneyimi doğrular ya da yanlışlar cephesinden inceleme, öğrenme, değerlendirme fırsatını yakalayacaklar. Şüphesiz bu, kaza geçirme şanslarını düşürecek. 
 
Öğrenmek için bilgiyi aktarmak gerekiyor, aktarılan bilgiyi de bir noktada toplamak ve değerlendirmek gerekiyor. 
Her neyse bir içten duygu ile başladı Recep’ten sonra, kişisel başladı sonra kulübüm sahiplendi ve ders oldu. Şimdi ise sevgili kulübüm sayesinde herkesin oldu.
Umarız bu paylaşımlar herkese faydalı olur.
 
DAĞLARLA KALIN 
SAĞLICAKLA KALIN….
 
En içten saygı ve sevgilerimle, dağlarda yaşamını yitirmiş tüm dağcı dostlarım adına ve anısına…
 
ALPER SESLİ
 
14 / ARALIK / 2016
 

*** Etik olarak kazazedenin kaza anı fotoğraflarını paylaşmamayı tercih ediyoruz. Kazazedenin tırmanırken güzel bir fotoğrafına sahipseniz lütfen bizimle paylaşınız. 

*** Kendinize ait kazalar hakkında görüşleriniz ya da duyduklarınız var ise fakat bunların gerçekliği desteklenemiyorsa lütfen bizlerle paylaşmayınız.

15 kişilik ideal bir ekiple 21 Ağustos gecesini 22 Ağustos’a bağlayan gece Sabiha Gökçen Havaalanında buluştuk. Uçağımızın rötar yapması nedeniyle sabaha karşı 5’te inebildik Qebele havaalanına. Rehberimiz sevgili dostum Babek Orabanlı ve kaptanımız Hüseyin orada bizi bekliyorlardı. Derhal eşyalarımızı araca yükleyip yola koyulduk. Heyder Aliyev Bulağı’nda küçük bir mola verdikten sonra Şamahı kentine kadar hiç […]

Read More

Kosovalı dağcıların daveti üzerine 34 kişilik bir ekiple Prizren’e giden Türk dağcılar Koca Balkan zirvesini Atatürk ve Türk bayrakları ile süslediler. 9-12 Eylül 2016 tarihleri arasında Kosova’nın Prizren şehrinde faaliyet gösteren Haxhi Bedridin Isaja Dağcılık Kulübünün organize ettiği “Kosova Koca Balkan Dağı Şenliği” için 34 kişilik bir ekip ile Kosova’ya giden Türk dağcılar Koca Balkan […]

Read More

Bu albümde yer alan fotoğraflar Kosova Devletinin tarihi dokusunu en iyi şekilde korumuş şehri olarak anılan Prizren ilinde Özgür Aydoğan tarafından çekilmiştir.

Read More

5738f5e467b0a91f5482b435

Kazı raporundaki “ülkemizde bulunmuş ve kazısı yapılarak tamamen ortaya çıkarılmış ilk ve en eski, 5 bin yıllık kurgan tipi mezar” tespiti, buluntunun önemini gözler önüne seriyor.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin Silivri’deki kurtarma kazısında bu yılın en büyük arkeolojik keşfi gerçekleşti. Türk ve Altay kültüründe kutsal mezar olarak bilinen kurgan tipi mezar bulundu. Üzerinde mızrak ucu bulunan iskeletin önemli bir asker, savaşçı olduğu tahmin ediliyor. Kazı raporunda, “ülkemizde bulunmuş ve kazısı yapılarak tamamen ortaya çıkarılmış ilk ve en eski, 5 bin yıllık kurgan tipi mezar” tespiti yapıldı. Kurgan, Yenikapı arkeolojik kazılarından sonra İstanbul tarihine yepyeni bilgiler getirecek.

DEFİNECİLER ULAŞAMADI
Silivri’nin Çanta bölgesinde yazlık siteye ait sosyal tesislerin yapılacağı arsada gerçekleşen müze kurtarma kazılarında İstanbul ve Trakya tarihine ışık tutacak buluntulara ulaşıldı. Aralık 2015 tarihinde başlayan kazılar 5 ay sürdü. İstanbul 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na geçtiğimiz nisan ayında gönderilen rapora göre, mezarın kuzeyden gelen tunç çağında yaşamış önemli bir askere ait olduğu düşünülüyor. Arkeolojik kazılarda tümülüs (anıt mezar) öncüsü olan kurgan tipi mezarın daha önce defineciler tarafından birkaç kez deşildiği, ancak ana mezara ulaşılamadığı tespit edildi.

ÜLKEMİZİN EN ESKİ KURGANI
Kurgan tipi mezarlar Orta Asya kültürü olarak biliniyor. Ülkemizde Avrasya steplerinin ölü gömme geleneğini yansıtan kurgan tipi bir mezar 1980 yılında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan tarafından Trakya yüzey araştırmaları sırasında Kırklareli’nin Asılbeyli köyü Taşlıcabayır mevkisinde tamamen dağılmış vaziyette bulunmuştu. Kurtarma kazısı sonucunda mimari yapı ortaya çıkarılamamış, demir çağına MÖ 1200 yıllarına tarihlenmiş pişmiş toprak kaplar elde edilmişti. Trakya’da bilinen kurgan tipi tek mezar da buydu. Silivri’de ortaya çıkarılan mezar bundan hem daha eski hem de tüm mimari yapısıyla ortaya çıkarıldı.
İstanbul Arkeoloji Müzesi mezarın bulunduğu alanın tescillenmesini, mezarın buluntuları ve mimari yapısıyla kaldırılarak müzeye taşınmasını talep etti. Müzenin Trakya ve İstanbul buluntuları bölümünde olduğu gibi sergileyerek bu eşsiz buluntuları ölümsüzleştirmek istiyor. Koruma Kurulu’nun vereceği karara göre mezarın akıbeti belli olacak.

KUZEY GÖÇLERİYLE GELMİŞLER
İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Prehistorya Anabilim Dalı öğretim görevlisi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan buluntu için, “Trakya’ya kuzeyden gelen göçler var. Kurgan tipi bir mezar bu. Benim çalışmalarımda da bu tarz mezarlar var. Trakya’da çok sayıda bu tür mezarların tahrip edildiğini biliyorum. Bir tanesini kepçenin önünden kurtarmıştık. Birinci bin, demir çağına aitti. Çok sayıda mezar buluntusu elde etmiştik. Ancak buradaki mezar daha eski tunç çağı. Oldukça önemli bir keşif. Bilimsel incelemeleri sonucunda güzel veriler elde edilecektir” dedi.

 

(Hürriyet)

Selanik son durak Zorlu bir balkanlar turu sonrasında son durağımız olan Yunanistan’ın Selanik iline varmıştık. Söylenenler doğruymuş, İzmir’de simgeleşen ne varsa aynı şeyin buradada bir benzeri var. Burası İzmir’e benzemiyor demek için İzmir’i görmemiş olmak gerek. Diğer arkadaşlarım bir gece konaklayacakları için rahatlardı fakat ben aynı gün yola çıkacağım için Selanik merkezini en hızlı şekilde […]

Read More