Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

08 Şubat 2015 Pazar günü Zirve Dağcılık Selçuk Şubesinin gerçekleştirdiği Gamersos Doğa Yürüyüşü, Kuşadası başta olmak üzere birçok ilçeden dağcıların katılımı ile gerçekleşmişti. Anadolu Coğrafyası’nın bu bölümünde doğa sevdalısı dağcıların bir gününe tanıklık ederken fazla bilinmeyen arkeolojik bir alan hakkında da bilgi sahibi olacağız. Dağcıların adımlarını takip ederken patikaları geride bırakıp zirveleri aşacağız. Anadolu Coğrafyası […]

Read More

narmerpalette2-728x728

 

Duvar yazılarından tanıdığımız eski uygarlıkların dilleri şimdi konuşuluyor olsaydı tınıları, sözleri nasıl olurdu hiç merak ettiniz mi?

 

Hitit Dili

Otuz bini aşan çivi yazılı kil tabletten (ya da tablet parçasından) oluşan Boğazköy arşivinin en önemli dili, aşağı yukarı yüzde sekseni, Hitit dilidir. Hitit kanunları, kral yıllıkları, antlaşmaların büyük kısmı, ülke içi yazışmalar, mitolojik metinler, dinsel içerikli binlerce metin, yüzlerce fal metni bu dilde yazılmıştır.

Hititçe vatar “su”, İngilizce water “su”, Slav dillerinde voda “su”.

Antik Maya Dili

Maya dilleri, Kolomb öncesi Mezoamerika uygarlıklarından birini oluşturan Mayalar’ın vaktiyle kullanmış oldukları Klasik Mayaca dahil hepsi ana Proto-Mayacadan türemiş olan dillerdir. Ethnologue verilerine göre 68 dilden oluşur ve 6.038.172 kişi tarafından konuşulur.

Uto-Aztek dil ailesine sokulan bu dil, Orta Amerika’da, özellikle Meksika’nın Yucatan, Campeche ve Quintana Roo bölgelerinde halen Mayalar’ın torunları sayılan 6,5 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır.

 

Antik Yunan Dili

Antik Yunanistan’da ve Doğu Akdeniz havzasında M.Ö. 9. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar konuşulmuş olan ölü bir dildir. Arkaik, Klasik ve Helenistik dönemleri vardır. “Antik Yunanca” olarak da bilinir

Bugünkü Yunancanın atası sayılmakla beraber gerek farklı harfler ihtiva etmesi gerek telaffuz farkları gerekse gramer yapısı ve oldukça gelişmiş bir vurgu sistemi ile bugünkü Yunancadan oldukça farklıdır. Bu sebeple bugünkü Yunanca ile benzerliği sıradan bir Hint Avrupa diline olan benzerliği kadardır.

 

Asur Dili

Antik Mezopotamya dili ve onun Babil ve Asur diyalektleri son 2 bin yıldır kimse tarafından konuşulmuyor. Ancak son dönemlerde kil tabletleri ve taş yazıtları deşifre eden bilim insanları bu dili yeniden canlandırmak konusunda boldukça yol kat etti.

 

Antik Mısır Dili

Mısır yazısı, coğu nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700’den fazla işaretten oluşmuştu. Her bir işaret, gerek özel bir nesneyi, gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi. Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa, sağa dönükse sağdan sola okunurdu.

 

Sümer Dili

”Sümer dili hiç başka bir dil gurubuna ait değildir”derler ve yalıtık (izole) bir dil olarak tanımlarlar. Oysa ki hem cümle yapısı hem de sözcükler Türkçe ile büyük bir benzerlik içindedirler. Sümer dilini önce Sami dilleri ile, daha sonra Hind-Avrupa dilleri ile karşılaştırdılar. Fakat ne biri ne de diğeri Sümerce ile uyum sağlıyordu. Peki, ama neden Ural Altay dilleri ile karşılaştırmaya gerek duymadılar? Nedeni, onlara göre M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya’da ne Türk toplulukları vardı ne de Macar, onlara göre Türk ve Macarların Anadolu’ya gelişleri en erken M.S. 900 yılları olmalıydı.

 

Akad Dili

Sami dillerine ait eski Mezopotamya’da, özellikle Asur ve Babil imparatorluklarında kullanılan dil. Mezopotamya’da MÖ 3000 – 1000 yılları arasında konuşulan ölü bir Sami dilidir MÖ 2350’li yıllarda Akad’ların Sümer kentlerini ele geçirmelerinden sonra bölgede Sümer dilinin yerini aldı.

 

Aztek Dili

Aztek yazısı da Maya yazısı gibi, ideogramların ve sesleri belirten fonetik sembollerin bir karışımından oluşmuştur. Yani bazı resim karakterleri nesneleri ve düşünceleri ifade ederken, bazıları da sesleri ifade ediyordu.

 

Urartu

Mezopotamya’ya bakan dağlarda bu dillin sesi taşlara harflerle dökülmüş şekilde hala yankılanmakta.

 

Ahameniş Dili

Persler’den İsa’ya bu dille pek çok dua okundu ve okunmaya devam etmekte.

 

Roma Dili

Roma’nın kudreti bu dille betimlendi.

 

Viking Dili

Denizlerin savaşcı çocukları düşmalarına bu dille korku saldı.

 

Göktürk Dili

Orta Asya steplerinin sessizliğine bu dille karşı konulmuştu.

 

Kelt Dili

Savaşçı klanlar bu dille aynı nidalar ile birbirleriyle savaşmışlardı.

 

Assur Dili

 

 

Kaynak: http://trend.mynet.com/eski-uygarliklarin-dilleri-seslendirildi-iciniz-bir-tuhaf-olacak-1037807

LÜBBEY DOĞA YÜRÜYÜŞÜ Tarih: 24 Ocak 2016 Faaliyet hakkında: Tarihi köylerden geçip yakın tarihin etkileyici mekanlarına misafir olacağız. İnişli çıkışlı yollar yürürken dereler aşıp zirvelerden derin vadileri seyredeceğiz. İlk olarak yol üzerinde bir köy kahvesinde kahvaltı molası vereceğiz. Daha sonra ilk durağımız olan Lübbey köyünü ziyaret edeceğiz. Daha sonra köyden hareketle doğa yürüyüşümüze başlayarak ilk […]

Read More

Bir günde on binlerce insanın öldürüldüğü ve o çağlardaki en büyük imha hareketi olan “Efes Katliamı”.

Efes; MÖ.190 yıllarında; Romalıların egemenliğine girer. Ancak: Romalılar; sahip oldukları diğer yerlerde olduğu gibi, Efes’te de ; halkı, büyük ve ağır vergilere bağlarlar. Efes ve bölgedeki diğer kentler; önceleri, bu durumu ciddiye almazlar. Ancak; zamanla, birbiri üstüne eklenen bu vergilerin altından kalkamaz hale gelirler. Ancak; İyonya bölgesinin adı, zengin olarak çıkmıştır. Romalılar; bundan faydalanmak için, ne gerekiyorsa yaparlar.

İyonyalılar; uygardırlar, ancak siyasi yönden bütünlük sağlayamadıkları için Romalıların hâkimiyeti altına girmişlerdi.

Romalı memurlar; Efes’i merkez yaptılar. Gümrükten, tarıma kadar herşeyden vergi almaya başladılar. Ancak; Roma’dan bu iş için görevlendirilenlerin hepsi, orada kötü sicille anılan memurlardı. Yani; İyonya, bir nevi sürgün bölgesi oldu. Bu kötü sicilli görevliler; Roma’nın istediği verdinin birkaç katını alıp, büyük kısmını kendilerine ayırdılar. Sonuçta; her yıl, ceplerinde büyük paralar ile Roma’ya dönen bu insanlar, diğerlerinin de dikkatini çekti. Bunu gören ve anlatılanlara inanan, tüm maceraperest Romalılar, bölgeye akın etti. Gelenlerin sayısı onbinleri aştı. Elbette; bunların hepsi vergi toplamıyordu. Ancak; bölgede, Romalı olmanın verdiği avantajları kendi lehlerine değerlendiriyorlardı.

Bu sırada; Karadeniz kıyısındaki Pontus Devletinin başına, güçlü bir kral geçti. Mithridates isimli bu kral; kendisini, küçüklüğünden itibaren çok iyi yetiştirmiş; bilim, edebiyat ve sanat alanlarında iyi bir eğitim görmüştü. 22 dil konuştuğu söylenir. Hele, askerlik bilgisine diyecek yoktur. Amacı: bütün Anadolu’yu ele geçirip, büyük bir imparatorluk kurmaktır. Bunun için; planlar yapar. Hatta; yanına bir-iki arkadaşını alıp, kıyafet değiştirerek, tüm İyonya’yı dolaştığı söylenir. Ancak; bölgede, Romalılar karşısında, halkın ızdırabına şahit olur.

Kral Mithridates; kararını verir. Romalılar, Anadolu’ya yerleşmeden, kendisinin yerleşmesi gereklidir. Fakat Romalılar güçlüdür. Roma tarafından gönderilen Akilius isimli bir asker tarafından; bölgedeki kavimler, Pontus’a karşı direnişe başlar ve Anadolu, birdenbire savaş alanına döner.

Evet; bu savaş ortamında, İyonya şehirleri, Kral Mithridates’den medet umarlar. Kendilerini, Romalılardan, ancak onun kurtaracağına inanırlar. Nitekim kral, büyük bir ordu ile, Romalıların üzerine yürür ve fazla zorlanmadan onları yener.

Kral, savaştan sonra, Efes’e, büyük bir törenle girer. Kent halkı, onu bayram yaparak karşılar. Bütün kentler, böylece, Romalılara, büyük vergiler ödemekten kurtulur. Halkın kutsal topraklarına dokunmaz. Fakat Mithridates’in, henüz yapacakları bitmemiştir.

Esas çıkarları bozulan ve telaşa düşenler ise; Roma’dan Anadolu’ya gelen, yaklaşık 100 bin kadar Romalıdır. Bunlar; kendileri gibi, bazı çıkarcı kişilere para yedirerek, her tarafta, bir nevi yeraltı teşkilatı kurmuşlardır. Halkı; çeşitli yalanlarla, Kral Mithridates’e karşı kıştırtırlar. Zaten; halkın büyük bir bölümü de; Roma adetlerini benimsemişler ve onlar gibi yaşamaya ve hatta onlar gibi “Togo” giymeye başlamışlardır. Hatta onların dili olan “Latinceyi” bile öğrenmişlerdir.

Mitridates; bu göçmen Romalıların, kendisi için tehlike oluşturduğunu düşünür ve halkı isyana teşvikten öte, sahip oldukları çok büyük maddi zenginlik nedeniyle; çareler düşünmeye başlar. Ya bunların tümünü Anadolu’dan sürecekti ya da tümünü birden ortadan kaldıracaktı.

 

Katliam başlıyor:

Mitridates; ikinciyi tercih eder. Gizlice bir plan hazırlar. Korkunç katliamın günü gelir. Her tarafta; kan gövdeyi götürür. Her taraf; kan ve insan cesetleriyle dolar. Aklını kullanan birkaç kişi; üstlerindeki; Romalı giysisi olan  “togo” ları çıkarırlar ve ortadan kaybolurlar. Bütün gün; çığlık sesleri yeri göğü inletir. Sonunda; katliam biter, ganimet büyük olmuştur. Bir günde; onbinlerce insan öldürülmüştür. Öldürülenlerin büyük çoğunluğu ( muhtemelen 80 bin kişi) Efes’te yaşamakta idi. Bu arada; daha önceki savaşa neden olan Roma’dan gönderilen Akilius ele geçirilir. Ağzına eritilmiş altın dökülerek, işkenceyle öldürülür.

Ege dünyası; dehşet içinde kalmıştır. Efeslilerden hiç ses çıkmaz. Pontus’lular ise, katliamın ardından; paranın ve malın tadını almışlar ve doymak, durmak bilmez hale gelmişlerdir. Mitridates; birdenbire, insafsız bir kral olup çıkmıştır. Komşu Sakız Adalı’ları bir toplantıya çağırmış, hepsini bir araya toplayınca ise; öldürmüş ve mallarını almıştır.

Nitekim aradan bir süre geçtikten sonra; Pontus generallerinden Zenobius; yanına bir miktar asker alarak kente gelir. Halka; tiyatroda toplanmalarını ve onlara kralın emirlerini ileteceğini söyler. Efes’liler; komşu Sakız adalıların başına gelenleri  düşünürler. “TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR”. Acaba, aynı akibet bizim başımıza da gelir mi diye? hayıflanırlar.

Pontus generali Zenobius’a bir tuzak hazırlamaya karar verirler. Önce generale bir heyet gönderirler. “Halkın katliamdan çok korktuğunu, bu yüzden askerlerin sur dışında kalmasını, fakat kendisi ve subaylarının kente girmelerini ve en iyi şekilde ağırlanacaklarını ” bildirirler. Zenobius, bunu kabul eder.

O gece, tüm Efes’liler gizlice silahlanarak, Pontuslulara karşı, bir isyan hazırlanır. Kente giren general ve adamları öldürülür. Böylece: Efes, bir gecede,tekrar Roma tarafına geçmiş olur. Bu arada; bütün köleler ve hapishanedeki suçlular serbest bırakılır. Artık herkesin tek bir düşüncesi vardır. Kentlerini, mallarını, tapınaklarını; Pontus askerlerinden kurtarmak.

Kurtarırlar da; ancak,bu kez yine Roma’nın egemenliğini kabul etmek zorunda kalırlar. Yine bir Roma’lı general, Roma’nan çıkar gelir, Pontus’luları yener ve Anadolu’dan atar. Sonra; yine Efes ve İyonya şehirlerini büyük vergiler bekler.

Tarih boyunca; büyük bir ekonomik güç olarak ortaya çıkan Efes ve Efes’liler; güçlü bir askeri güç bulundurulmaması sonucu, daima, başka güçlerin egemenliği altında yaşamak zorunda kalmışlardır.

İşte Efesliler böyleydi…

 

Tarihçi – Tolga MERT

 

 

(nereye)

15 Oca 2013 tarihinde yayınlandı VI. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali finalist 13. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali Finalist California Film – Palo Alto Int’l Film Festivali finalist ASTAD (Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği) Özel Ödülü Doğa Film Festivali Fianlist Dağ Film Festivali Gösterim Rotary Kısa Film Festivali Finalist Yönetmen: Özer KESMEN Görüntü […]

Read More

SELÇUK ve ÇEVRESİNDEKİ SAKLI HAZİNELER   Hazine dediysem altın gelmesin kimsenin aklına. Bizim asıl hazinemiz keşfetmek ile bitiremediğimiz arkeolojik zenginliklerdir. İşte bu yazıda o zenginliklerden sadece birini tanıtmaya çalışacağım. Daha önce bir keşif yürüyüşü sırasında görüp çok şaşırdığım bu yapıyı birçok arkadaşıma anlattım ama kimse bilmiyordu, aslına bakarsanız bende zamanla hayal gördüğümü düşünüp kendimden şüphe […]

Read More

İlk 1890 yılında basılan ‘Küçük Asya’nın Tarihi Coğrafyası’ adlı klasik eser arkeolog ve Yeni Ahit yani İncil üzerine akademisyen W. M. Ramsay (1851-1939) tarafından yazılmıştır ve o zamandan bu yana birçok baskısı olmuştur. İngilizce olarak Google arşivinde bulunmaktadır. http://archive.org/details/TheHistoricalGeographyOfAsiaMinor   Bu kitabın içindeki ve daha birçok antik çağ Anadolu Coğrafyası haritalarına bu arşivden ulaşabilirsiniz. http://archive.org/details/HistoricalMaps […]

Read More

  Eski Datça, Muğla ili, Datça ilçesine bağlı 583 nüfuslu bir mahalledir. Datça Yarımadasında, antik çağlardan beri üzerinde yaşam süregelen tek köydür. Eski Datça, yarımadanın ilk merkezlerinden biri olmakla birlikte, tarihi M.Ö. 11. yüzyıla kadar uzanmaktadır.   M.Ö. 1100’den başlayarak yerleşim yeri olan Datça (Reşadiye) Yarımadası, yüzyıllarca değişik toplumların, kültürlerin gelip geçtiği, izlerini bıraktığı bir […]

Read More