Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

narmerpalette2-728x728

 

Duvar yazılarından tanıdığımız eski uygarlıkların dilleri şimdi konuşuluyor olsaydı tınıları, sözleri nasıl olurdu hiç merak ettiniz mi?

 

Hitit Dili

Otuz bini aşan çivi yazılı kil tabletten (ya da tablet parçasından) oluşan Boğazköy arşivinin en önemli dili, aşağı yukarı yüzde sekseni, Hitit dilidir. Hitit kanunları, kral yıllıkları, antlaşmaların büyük kısmı, ülke içi yazışmalar, mitolojik metinler, dinsel içerikli binlerce metin, yüzlerce fal metni bu dilde yazılmıştır.

Hititçe vatar “su”, İngilizce water “su”, Slav dillerinde voda “su”.

Antik Maya Dili

Maya dilleri, Kolomb öncesi Mezoamerika uygarlıklarından birini oluşturan Mayalar’ın vaktiyle kullanmış oldukları Klasik Mayaca dahil hepsi ana Proto-Mayacadan türemiş olan dillerdir. Ethnologue verilerine göre 68 dilden oluşur ve 6.038.172 kişi tarafından konuşulur.

Uto-Aztek dil ailesine sokulan bu dil, Orta Amerika’da, özellikle Meksika’nın Yucatan, Campeche ve Quintana Roo bölgelerinde halen Mayalar’ın torunları sayılan 6,5 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır.

 

Antik Yunan Dili

Antik Yunanistan’da ve Doğu Akdeniz havzasında M.Ö. 9. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar konuşulmuş olan ölü bir dildir. Arkaik, Klasik ve Helenistik dönemleri vardır. “Antik Yunanca” olarak da bilinir

Bugünkü Yunancanın atası sayılmakla beraber gerek farklı harfler ihtiva etmesi gerek telaffuz farkları gerekse gramer yapısı ve oldukça gelişmiş bir vurgu sistemi ile bugünkü Yunancadan oldukça farklıdır. Bu sebeple bugünkü Yunanca ile benzerliği sıradan bir Hint Avrupa diline olan benzerliği kadardır.

 

Asur Dili

Antik Mezopotamya dili ve onun Babil ve Asur diyalektleri son 2 bin yıldır kimse tarafından konuşulmuyor. Ancak son dönemlerde kil tabletleri ve taş yazıtları deşifre eden bilim insanları bu dili yeniden canlandırmak konusunda boldukça yol kat etti.

 

Antik Mısır Dili

Mısır yazısı, coğu nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700’den fazla işaretten oluşmuştu. Her bir işaret, gerek özel bir nesneyi, gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi. Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa, sağa dönükse sağdan sola okunurdu.

 

Sümer Dili

”Sümer dili hiç başka bir dil gurubuna ait değildir”derler ve yalıtık (izole) bir dil olarak tanımlarlar. Oysa ki hem cümle yapısı hem de sözcükler Türkçe ile büyük bir benzerlik içindedirler. Sümer dilini önce Sami dilleri ile, daha sonra Hind-Avrupa dilleri ile karşılaştırdılar. Fakat ne biri ne de diğeri Sümerce ile uyum sağlıyordu. Peki, ama neden Ural Altay dilleri ile karşılaştırmaya gerek duymadılar? Nedeni, onlara göre M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya’da ne Türk toplulukları vardı ne de Macar, onlara göre Türk ve Macarların Anadolu’ya gelişleri en erken M.S. 900 yılları olmalıydı.

 

Akad Dili

Sami dillerine ait eski Mezopotamya’da, özellikle Asur ve Babil imparatorluklarında kullanılan dil. Mezopotamya’da MÖ 3000 – 1000 yılları arasında konuşulan ölü bir Sami dilidir MÖ 2350’li yıllarda Akad’ların Sümer kentlerini ele geçirmelerinden sonra bölgede Sümer dilinin yerini aldı.

 

Aztek Dili

Aztek yazısı da Maya yazısı gibi, ideogramların ve sesleri belirten fonetik sembollerin bir karışımından oluşmuştur. Yani bazı resim karakterleri nesneleri ve düşünceleri ifade ederken, bazıları da sesleri ifade ediyordu.

 

Urartu

Mezopotamya’ya bakan dağlarda bu dillin sesi taşlara harflerle dökülmüş şekilde hala yankılanmakta.

 

Ahameniş Dili

Persler’den İsa’ya bu dille pek çok dua okundu ve okunmaya devam etmekte.

 

Roma Dili

Roma’nın kudreti bu dille betimlendi.

 

Viking Dili

Denizlerin savaşcı çocukları düşmalarına bu dille korku saldı.

 

Göktürk Dili

Orta Asya steplerinin sessizliğine bu dille karşı konulmuştu.

 

Kelt Dili

Savaşçı klanlar bu dille aynı nidalar ile birbirleriyle savaşmışlardı.

 

Assur Dili

 

 

Kaynak: http://trend.mynet.com/eski-uygarliklarin-dilleri-seslendirildi-iciniz-bir-tuhaf-olacak-1037807

lokma-ve-peksimet-3-bin-500-yil-once-hititlerin-sofrasindaydi-700x394

Çorum Eskiyapar Höyük Kazısı’nda elde edilen bulgulara göre, Anadolu’da bayatlamış ekmek kırıntılarından yapılıp tüketilen papara, arabaşı ve lokma ile Osmanlı döneminde askerler için hazırlanan peksimet benzeri yemek ve ekmeklerin, 3 bin 500 yıl önce Hitit döneminde de yapıldığı ortaya çıktı.

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Çorum Eskiyapar Höyük Kazısı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Tunç Sipahi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu’nun zengin topraklarında ortaya çıkan ve gelişen uygarlıklar arasında önemli bir yere sahip olan Hititler’in, M.Ö. 1650-1200 yılları arasında Anadolu’da bir krallık kurduklarını belirterek, monarşik kraliyet yönetimleriyle Ege’den Kuzey Mezopotamya’ya kadar olan alanı kontrol altında tuttuklarını söyledi.

Hititler’de başından itibaren tek kralın hakim olduğu çeşitli yöneticileri ile kurumsal bir devlet yapısının görüldüğünü dile getiren Sipahi, Hitit devletinin, tarlalarını, bağlarını, bahçelerini ve ürünlerini yasalarla kontrol altında tuttuğunu vurguladı. Sipahi, Hititler’in önemli merkezlerinden yaklaşık 3 bin 500 yıllık geçmişe sahip Eskiyapar Höyüğü’nde yürütülen arkeolojik kazılarda “Hitit çağında beslenme”yle ilgili olabilecek, fırınların, ocakların, çanak çömlek tiplerinin yanında bazı tahıl ve tohum kalıntıları, hayvan kemiklerinin bulunduğunu anlatarak, şöyle konuştu: “Gıdalara ilişkin belli başlı ayrıntılara ulaşılan Hitit çivi yazılı belgelerinde, öncelikle ekmekle ilgili konular, ayrı bir yere sahiptir. Tüm verilerin ışığında 3500 yıl önce Anadolu’da toplumun yaşamı için gerekli olan gıdaların kutsallaştırılarak kontrol ve denetimlerinin sağlandığını anlıyoruz. Hitit yöneticilerinin sağlıklı, itaatkar ve güçlü bir toplum için beslenmenin önemini bildikleri ortaya çıkmaktadır. Bu verilerin bilimsel ayrıntıları, bizlere Anadolu’da idari ve dini alanlardaki köklü bir gıda kültürünün varlığını göstermektedir. Bir Hitit kralının 3500 yıl öncesinden günümüze ulaşan sözleri, ‘Ekmeği yesinler, suyu içsinler’ şeklindedir. Bugünün de temel iki gıdasını içeren cümlemiz Hitit krallarının en çok sevdiği ve sık kullandığı bir ifadedir.”

Günümüzde olduğu gibi o dönemde de ekmeğin, Anadolu’nun temel gıdası olarak dikkati çektiğini ifade eden Sipahi, “Hitit yazılı belgelerinde 150’den fazla ekmek tipinin ve türevinin varlığı bilinmektedir” dedi.

Sipahi, 3 bin 500 yıl önce de buğdaydan lapa gibi yemek çeşitlerinin yapıldığını, ekmeğe değişik bir tat vermesi amacıyla üstüne çörek otu veya kimyon eklendiğini belirterek, tapınaklardaki dini törenlerde tanrılara sunulan ekmeklerin kaliteli, güncel ekmeklerin ise daha düşük kaliteli buğdaydan yapıldığı bilgisine ulaşılmış olduğunu aktardı.

Arabaşı, lokma ve peksimet
Bugün Anadolu’da bayatlamış ekmek kırıntılarından yapılıp tüketilen “papara” yemeğinin karşılığının o dönemde de mevcut olduğuna işaret eden Sipahi, şunları kaydetti: “Anadolu’nun arabaşı ve lokma yemeklerinin karşılıklarının da 3500 yıl önce olduğunu görüyoruz. Bunların arasında en ilginci, Osmanlı döneminde olduğu gibi askerler için hazırlanan ve tüketilen ekmeğin karşılığı Hititçe’de karşımıza çıkıyor. ‘Askerlerin ekmeği olarak’ tanımlanan bu ekmek türü bugünkü ‘peksimet’le aynıdır. Ekmek, askerler için hem besin hem de anlam olarak önemlidir. Daha ilk Hitit kralının askerlerine verdiği ‘ekmeği yiyiniz, suyu içiniz’ öğüdü bu noktada ekmeğin bir başka önemini de ortaya koyuyor. Hitit kralı, sahip çıktığı ve beslediği askerlerine nimetin değerini bilmelerini ve kurumlarına sahip çıkmalarını öğütlemektedir. Bu güçlü ordunun neferleri Anadolu içinde ve dışındaki birçok askeri seferde başarılar kazanacaktır.”

Hititler’in başlıca gıdası ekmeğin, kutsal bir yere sahip olduğunu, Hitit tören tasvirlerinde ekmeğin baş üstünde tutulduğunu vurgulayan Sipahi, “Hitit kanunlarında yer alan ‘kıtlık yılı’ ibaresi de ayrıca dikkatimizi çekiyor. Bugün de belirli dönemlerde kuraklık artmakta, üretim sıkıntıya düşmektedir. Dolayısıyla günümüzde yoğun olarak başvurulan yağmur duası uygulamaları, geçmişte hava/gök tanrısına yapılan törenlerle anlamsal yakınlık gösterir” ifadesini kullandı.

(TRT Haber)

Yazan: Mustafa Mersinoğlu … “Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki Mürşit ilimdir, fendir, ilim ve fen haricinde Mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir, yalnız ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekamülünü idrak etmek ve terakkiyatini zamanla takip eylemek şarttır. şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbike kalkışmak elbette ilim […]

Read More