Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

Zirve Dağcılık Söke Şube Sporcusu Can Azizoğlu Rusya’da bulunan Elburz Dağı zirvesine başarılı bir tırmanış gerçekleştirdi. Zirve Dağcılık Söke Şubesi 2016-2017 yürüyüş sezonu bitimi ardından yaz sezonuna yüksek dağ faaliyetleri ile devam ediyor. Bu kapsamda gerçekleşen Elbruz Dağı tırmanışı Can Azizoğlu tarafından başarıyla tamamlandı. Elbruz Dağı, 5.642 m yükseklikle Kafkaslar’ın ve Rusya’nın en yüksek dağı olma […]

Read More

  Pazar günü yürüyüş etkinliği için bir araya gelen Didim Dağcılık ve Doğa Sporları üyeleri, buluşma noktalarında Bakanlık görevlileri, İl Kültür ve Turizm yetkilileri ve Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği ve(TÜRSAB) BYK temsilcisi ile karşılaştı. Yasa ve yönetmeliklere göre yürüyüş koşullarının uygun olmadığını belirten yetkililer tutanak düzenledi. Didim Dağcılık ve Doğa Sporları yöneticisi Nusret Tankal konuyla […]

Read More

08 Şubat 2015 Pazar günü Zirve Dağcılık Selçuk Şubesinin gerçekleştirdiği Gamersos Doğa Yürüyüşü, Kuşadası başta olmak üzere birçok ilçeden dağcıların katılımı ile gerçekleşmişti. Anadolu Coğrafyası’nın bu bölümünde doğa sevdalısı dağcıların bir gününe tanıklık ederken fazla bilinmeyen arkeolojik bir alan hakkında da bilgi sahibi olacağız. Dağcıların adımlarını takip ederken patikaları geride bırakıp zirveleri aşacağız. Anadolu Coğrafyası […]

Read More

Aydın’ın Germencik ilçesi Tekin Mahallesi´nde yer alan Magnesia antik kenti yakınlarına, jeotermal santrali için inşaat yapımının, buradaki arkeolojik kalıntılara zarar vermesinden endişe ediliyor. Dört bir tarafında jeotermal santrallerin yükseldiği Aydın’da Magnesia antik kenti yakınlarında arkeolojik sit alanındaki sondaj çalışması yürütülmesi tepkilere neden oldu. Bölgedeki sondaj çalışmalarını yerinde inceleyen Aydın Tabip Odası Başkanı Dr. Metin Aydın, […]

Read More

42468

Binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelmiş tarih öncesi kaya resimleriyle tanınan Aydın Beşparmak (Latmos) Dağlarındaki tarihi ve kültürel varlıkları koruma yönünde önemli bir adım atıldı. Yörede faaliyet gösteren birçok maden ocağının tehdidi altındaki kaya resimlerinin bulunduğu alanın bir bölümü koruma kurulu kararıyla madencilik faaliyetlerine kapatıldı.

AÇIK HAVA MÜZESİ GİBİ

Neolitik dönemden Osmanlı’ya kadar uzanan tarihi eserleriyle bir açık hava müzesi gibi olan Beşparmak Dağları, doğal yayılış gösteren fıstık çamlarının da en yoğun olarak bulunduğu alanlardan birisi. Beşparmak Dağlarının kuşkusuz en önemli kültürel mirası tarih öncesi çağlardan kalan kaya resimleri. Alman Arkeolog Anneliese Peschlow tarafından 30 yıldır yürütülen arkeolojik çalışmalarda birçok kaya resmi bulunarak tescillendi. Kaya resimlerinin yanı sıra yörede kaleler, manastırlar, antik taş döşeme yolları, freskler, kutsal alanlar, kaya mezarları gibi çok sayıda kültürel varlık da bulunmakta.

kaya-resm1

MADENCİLERİ GÖZÜ LATMOS’DA

Bu kültürel varlıkları tehdit eden en önemli tehlikenin başında ise son yıllarda dağlarda pıtrak gibi çoğalan kuars ve felspat madenciliği gelmekte. Uzun zamandır özellikle kaya resimlerinin yoğunlaştığı dağın çekirdeğine yönelik madenci şirketlerin üretim izni başvuruları Latmos’un korunmasına dönük çalışmalar yapan yaşam savunucularını bir hayli endişelendirmişti. Bölgenin korunmasına dönük çalışmalar yapan Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD), Aydın Büyükşehir Belediyesi, Söke Belediyesi arkeologları ile yörede aylarca süren çalışmaların sonrasında belirli bir bölge sınırları çizilerek bu sınırların içerisinde madencilik yapılmasının yasaklandığına dair koruma kararı alındı.
Beşparmak Dağları, Türkiye’deki ekoturizm potansiyeli taşıyan en önemli doğa ve tarih alanlarından sayılıyor.

KARAR BİR İLK

Aydın ve Muğla illeri sınırları içerisinde kalan alanların koruma ile birleştirilmesine dönük çalışmalar da devam ederken, bu kararı yorumlayan EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü kararı, yeterli olmasa da sevindirici bir gelişme olarak yorumladı. Koruma kararı alınan alanın Beşparmak Dağları’nın mutlak korunması gereken çekirdek bölgesi olduğunu belirten Sürücü, “Bir çok maden şirketi tarafından bu alanlara yoğun talep olmasına karşın ilk defa böyle bir karar alınıyor. Bu çalışmaların pek çoğu bizim rehberliğimizde, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulunun (KVKK) duyarlılığı, Aydın ve Milet arkeoloji müzelerinin destekleriyle aylarca süren bir çalışma sonucu olmuştur. Sevindirici bir gelişmedir” dedi.

DAĞIN BÜTÜNÜ KORUNMALI

Belirlenen alanın dışında kalan yerlerde de kaya resimleri ve arkeolojik buluntular olduğunu kaydeden EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, son iki ayda bu kapsam dışı alanlarda 15 adet kaya resmi, kaya mezarı antik yol ve bazı arkeolojik buluntuları tespit ederek, KVKK’ye bildirdiklerini dile getirdi. Bunların da tescil edilmesi için çalışma yapacaklarını aktaran Sürücü şunları söyledi; “Alan çok geniş. Uzman sıkıntısı var. Uzmanlar sadece Latmos’a değil Aydın bölgesindeki her bulguya baktıklarından zaman açısından uzun bir süreç. Bu karar Latmos’un bu bölgesini madenlerden korumuş olacak”. Sürücü, Latmos’un bütünsel olarak korunabilmesi Orman ve Su İşleri Bakanlığının Milli Park kapsamına alması, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının da Bafa Gölü Tabiat Parkı’nın doğal sit sınırlarının genişleterek Latmos’u da kapsaması gerektiğini ifade etti.

koruma-kararı-alınan-alan_kırmızı

Kırmızı çizgilerle belirlenmiş bölge koruma kararı alınan alan.

 

 

(Evrensel)

Olaylar, bütün Anadolu’da halkın padişaha karşı ayaklanmaya hazır bulunduğu bir ortamda patlak verdi…

Gazeteci Yusuf Yavuz ve Biyomühendis H. Çağlar İnce’nin hazırlayıp sunduğu KanalV’de yayınlanan belgesel-haber programı Islak Çarıklar’da bu hafta 600 yıldır Yörüklerin hafızasında yaşayarak bugüne ulaşan bir isyan öyküsü ekranlara geldi.

Antalya merkezli yayın yapan KanalV Televizyonunda, “Dinleyin, anlatılan sizin öykünüzdür” sloganıyla yayına başlayan Islak Çarıklar programının ikinci bölümünde yer alan‘Kazana Kapanan’ öyküsü, yaklaşık 600 yıl önce Osmanlı’nın fetret döneminde yaşanan Şeyh Bedreddin ve Börklüce isyanları sırasında Osmanlı ordusunun zulmünde kurtulan bir ailenin dramını anlatıyor.

Antalya Döşemealtı’nda yaşamını sürdüren Honamlı Yörüklerinden biri olan Aydın İbrahim İnce’nin, program ekibiyle röportajı sırasında ortaya çıkan  çıkan sır, asırlardır kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmış.

HONAMLI YÖRÜĞÜ İBRAHİM İNCE: ‘BEDELLERİ HEP YÖRÜKLER ÖDÜYOR BU ÜLKEDE’

Islak Çarıklar ekibine verdiği röportajda, ailesinin köklerinin Aydın havalisinden geldiğini dile getiren Honamlı Yörüğü Aydın İbrahim İnce, yüzlerce yıl kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşan “Kazana Kapanan” öyküsünü şöyle anlatıyor:

“1957 civarında iskan olunca Polatlı’ya yerleşmiş ailemiz. Yakacak odunun bulunmadığı bozkırın ortasına yerleştirilmişler. Salgın hastalıklar yüzünden toplu ölümler olmuş Geven köklerini kazıp yakıyorlar. Daha sonra tezeği öğrenmişler. Hakikaten büyük sıkıntı çekmişler. Kışın mallarına verecek yem bulamamışlar hayvanların yarısı kırılmış. Alt yapılar hazırlanmadan yapılıyor bunlar. Asıl sıkıntı bu. Ağır bedeller ödeniyor bu ülkede. Hep de bedelleri Yörükler ödüyor bu ülkede. En büyük suçları her halde vatanlarını sevmek.

‘BÖRKLÜCE İSYANI DÖNEMİNDE BİZİM NESLİMİZİ KURUTMAK İSTEMİŞLER’

Bizim geçmişimizi atalarmız anlatırken duyardık;  Aydın havalisinden gelmişiz biz. Bir kavga olmuş, kavgadan sonra erkek neslini keselim bu sülalenin denilmiş. O arada bir kadın çocuğunu kazanın altına saklıyor. Erkek neslini yok edecekler, zaten zürriyeti yok etmek asıl amaç. O çocuktan türediğimizi söylerler de o tarihi incelediğimizde Börklüce isyanı dönemine denk geliyor. Büyük ihtimalle padişahlık döneminde bizleri, Yörük kısmını isyana teşvik ettiğimiz  suçuyla yok etmeye girişmişler.”

BÖRKLÜCE KİMDİ, 6 ASIR ÖNCE YÖRÜKLER NEDEN İSYAN ETMİŞTİ?

Yörüklerin toplumsal hafızalarında kim bilir ne çok sırlar var, kökleri yüzlerce yıl eskiye dayanan. Islak Çarıklar programında anlatılan Kazana Kapanan öyküsü de bunlardan yalnızca biri.

Peki Honamlı Yörüğü Aydın İbrahim İnce’nin adını andığı Börklüce kimdi, ne yapmıştı da koca bir halka bunca acı yaşatılmıştı?

Bu sorunun yanıtını bulmak için gelin o zaman hep birlikte bundan yaklaşık 600 yıl öncesine, Haymana Ovası’nın, Timur ordularının atlarının nallarıyla toz duman olduğu günlere gidelim…

Dünü bilmeden bugüne tanık olmak, geleceği düşlemek mümkün mü?

Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin derler, Osmanlı’nın fetret devrinde Yıldırım Bayezid’in oğlu Musa Çelebi’nin Kazaskerliğini yapan bir gönül eri geldi geçti bu topraklardan…

Adı, mazlumların, yoksulların gönüllerine yazıldı, kaldı…

Bugün bile Anadolu insanına “ben de halimce Bedreddinem” dedirten bu gönül eri kimdi?

BİR YANDA TİMUR ORDULARI BİR YANDA TAHT KAVGALARIYLA EZİLEN YOKSULLARIN İSYANI

Yıl 1402… Osmanlı ordusunun Timur karşısında yaşadığı Ankara bozgunundan sonra Musa ve Mehmet Çelebi kardeşler arasında bir taht kavgasıdır başladı. Musa Çelebi bu taht kavgasında yoksulların ve halkın çıkarını savunduğu için dönemin beyleri ve aristokratlar kendisine yüz çevirdiler…

Musa Çelebi’nin İstanbul’u kuşatması üzerine ise temsil ettiği ya da temsil etmek zorunda kaldığı halk ve ideoloji karşısında egemen güçlerin; etnik köken, din, hatta ayrı devletlerden olma ayrılıklarına bir yana bırakarak Mehmet Çelebi’nin çevresinde sımsıkı kenetlenmeleri hiç de uzun sürmedi.

Bu birliktelik, egemen çevrelerin sınıfsal çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuklarının tarihsel bir kanıtı olarak kaydoldu zamanın belleğine…

Öyle ki Bizans imparatoru, Musa Çelebi’ye karşı Mehmet Çelebi’yi yardıma çağıracak, o da bu çağrıyı hemen kabul ederek İstanbul’a gelecek, kentte eğlence ile geçirilen üç günün sonunda yanına bir Bizans birliğini de alarak kardeşi üzerine gidecekti…

Ne var ki bu girişiminde Mehmet Çelebi, İnceyiz’de yenik düşerek Anadolu’ya geri çekilmek zorunda kalacaktı.

asasfasg

HALKA KARŞI KRALLARIN VE SULTANLARIN ORDUSU

Mehmet Çelebi, Anadolu’da yeniden toparlanıp hazırlanarak kardeşi üzerine bir sefer daha yapmayı amaçlamaktaydı. Dulkadiroğlu ve Sırp Kralı’ndan yardım sağladıktan sonra Rumeli’ye geçti. Evranos Bey ve başka beyler de Mehmet Çelebi’ye katıldı.

Böylelikle Mehmet Çelebi’nin ordusu, Sırp Kralı’nın, Bizans imparatorunun ve Osmanlı beylerinin katılmasıyla iyice güçlendi. Bu ordu, Musa Çelebi’yi sonunda yenilgiye uğrattı. Musa Çelebi öldürüldü. Ama halk arasında onun yaktığı umut ateşi hiçbir zaman sönmeyecekti…

MUSA ÇELEBİ ŞEYH BEDREDDİN’İN KAZASKERLİĞE GETİRDİ

Musa Çelebi’nin bayrağı altında toplananların başında, egemenlerin baskısından bunalmış olan köylüler ve yoksul halk geliyordu.

Musa Çelebi, 1411’de, çağının ötesinde ve insanları birleştirici düşünceleri olan Şeyh Bedreddin’i kazaskerliğe getirmişti.

Tarihçi Hammer, Mehmet Çelebi için, “Bütün hayatı boyunca Bizans imparatoru’nun sadık müttefiki, Türkmen asilerinin korkunç düşmanı, Osmanlı saltanat tahtının dayanağı idi” diye yazıyor.

Musa Çelebi’nin öldürülmesinden sonra Mehmet Çelebi’ye karşı Şeyh Bedreddin’in müridlerinin, arkasından da Şeyh’in başkaldıracak olması ise iki kardeş arasındaki savaşımın salt bir taht kavgası olmadığının en azından Musa Çelebi’nin halk kitlelerinin tepkilerini ve duygularını dile getirdiğinin açık bir kanıtıydı.

Çünkü Timur ordularının Anadolu’yu yağmalamaları, Beyazit’in oğulları arasındaki çatışmalar ve bu kargaşadan yararlanan eşkıyanın halka yönelik saldırıları, zaten ezilmekte olan halkı büsbütün maddi ve manevi sıkıntı içine düşürüyordu.

Diğer yandan da saray çevrelerinin, yöneticilerin, medreselilerin ve tarikat yandaşlarının üretmeksizin tüketen asalaklar olarak halkın karşısında yer alması da halkı büsbütün bunaltıyordu.

Yıldırım Beyazit’ten başlayarak yönetici kadronun ahlak açısından da düşkünlük göstermesi, Osmanlı sarayının Avrupa’daki saray yaşamına özenmesi de aynı döneme rastlaması halk üzerindeki olumsuz etkiler bırakıyordu.

Musa Çelebi

BÖRKLÜCE’NİN YOLDAŞLARINA ‘APTAL TÜRKLER’ DİYEN SARAYIN YARDAKÇISI

Osmanlı tarihini sarayın gözünden yazan Hayrullah Efendi, Şeyh Bedreddin eylemine katılan Türkleri, ‘idraksız Türkler’ olarak niteleyip, “Börklüce Mustafa nam şahıs Aydın tarafına geçip orada bulunan etrak-i bi- idraki (kafasız, aptal Türkler)’i adı geçen şeyhin meslek ve mezhebini tasdike davet eyledi” diye yazarak ezilen halkı küçümseyen ifadeler kullanması, yönetici sınıfın halka nasıl baktığının açık bir göstergesiydi.

Osmanlı yönetiminin Hıristiyan aristokratlara gösterdiği hoşgörüye karşılık Türkler’e her olanakta acımasızca, gaddarca davrandığı tarihsel bir gerçekti. Örneğin Devşirme Yörgüç Paşa, Kızıl Koca Türkmenleri’nden eşkıyalık ettiği öne sürülen 4 kardeşi ve onların 400 kadar yandaşını bir hile ile yakalamış ve 4 kardeşi öldürdükten sonra, bu 400 kişiyi de bir mağaraya kapatıp dumanla boğdurarak öldürmüş, mallarını yağmalatmıştı.

İLK ÖNEMLİ KALKIŞMA BAŞLIYOR…

Musa Çelebi’nin kardeşi tarafından öldürülmesinden sonra Bedreddin’e 1000 akçe aylık bağlanarak İznik’e sürgün edildi. Bedreddin’in izinden Giden Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal Aydın ve Manisa’da isyan bayrağı açtıklarında Bedreddin İznik’teydi.

Olaylar, bütün Anadolu’da halkın padişaha karşı ayaklanmaya hazır bulunduğu bir ortamda patlak verdi. Bu sırada Mehmet Çelebi, Saruhan Valisi Süleyman Bey’e asker toplayarak Aydın yöresinde bulunan Börklüce Mustafa’nın üzerine gitmesini emretti.

ZULME KARŞI BİRLEŞEN YIĞINLARIN ARASINDA YAHUDİ ÖNDERLER DE VARDI

Oysa Börklüce Mustafa, o ana kadar bir kalkışmada bulunmamıştı. Bunun üzerine Börklüce, kimi tarihçilere göre 1415 yılında Şeyh’e inananlardan 6 bin kişilik bir güç topladı. Börklüce’nin yoldaşları arasında Hıristiyan ve Yahudi olan tebaadan insanlar da vardı. Öyle ki ayaklanmanın önderlerinden biri olan Torlak Kemal’in asıl adı Samuel’di Manisalı bir Yahudi aileden geliyordu.

Kendilerini savunmak durumunda kalan Börklüce ve yanındakiler, o zamanlar Stilarion Dağı olarak anılan Karaburun geçitlerini tutup, burada Süleyman Bey ve ordusunu yenilgiye uğratarak kendisini de öldürdüler. Bunun üzerine Mehmet Çelebi aynı görevi, Saruhan ve Aydın’a vali olarak atanan Ali Bey’e verdi. Ali Bey de aynı yerde Börklüce ve yanındakilere yenilince yanında kalan az sayıdaki güçle Manisa’ya zorlukla çekilebildi.

Şeyh Bedreddin

MEHMET ÇELEBİ BÜTÜN ORDUYU BÖRKLÜCE VE YOLDAŞLARI ÜZERİNE GÖNDERİYOR

Bu yenilgiden sonra çok öfkelenen Mehmet Çelebi, bütün Anadolu ve Rumeli askerini henüz çocuk yaşta Amasya valisi olan oğlu Murat’ın emrine vererek Börklüce ve yoldaşlarının üzerine amansız bir güç gönderdi. Ancak gerçekte veziriazam Beyazit Paşa yön verdiği bu acımasız ordu, yolda rast geldiği ihtiyar ve çocukları, erkek ve kadınları, yaş ve cins farkı gözetmeksizin, merhametsizce kılıçtan geçiriyordu.

Sonunda Börklüce Mustafa ve yanındakilerin çoğu öldürüldü…

Börklüce’nin tutsak alınarak Efes’e götürüldüğü, orada işkence yapılarak inancından dönmesinin istendiği, onun ise sonuna kadar direndiği, bunun üzerine de asılarak öldürüldüğü, ardından da cesedinin çivilerle çarmıha çakıldığı, böylece kentin içinde dolaştırıldığını yazıyor kimi kaynaklar.

İRİŞ DEDE SULTAN İRİŞ…

Börklüce öldürülmeden önce adamları onun önünde idam ediliyorlarmış ve ölüm anlarında ‘Dede Sultan eriş’ diyorlarmış.

Torlak Kemal de daha sonra Manisa’da asıldı…

Bu sırada İznik’te bulunan Şeyh Bedreddin, önce İsfendiyaroğlu’nun yanına gitti. Daha sonra Türkmenlerin yoğun olduğu Deliorman bölgesine geçti. Ancak bir baskın sonucunda yakalanan Bedreddin, yargılanmak üzere Serez’e getirildi. I. Mehmet Çelebi’nin huzurunda toplanan özel bir mahkemede ulema tarafından yargılanan Şeyh Bedreddin, uzun uzun sorgulandı, düşüncelerini uzun uzun anlattı.

BEDREDDİN, ‘KANI HELAL, MALI HARAM’ FETVASIYLA SEREZ’DE ÇIPLAK OLARAK ASILDI

Sonunda devlete isyan etmekten suçlu bulundu ve alınan ‘kanı helal, malı haram’ fetvasıyla 1420’de Serez çarşısının içinde çıplak olarak asıldı.

Uzunca bir süre asılı kalan şeyhin cesedi, izdeşleri tarafından indirilerek gömüldü.

Onun kişiliği, düşünceleri ve eylemleri üzerine pek çok tartışmalar yapıldı. Prof. Dr. Çetin Yetkin, Bedreddin’in bir halk adamı, bilinçli bir devrimci olduğunun altını çizerek, halk arasında bugün bile söylenegelen ‘Ben de halümce Bedreddinem’ sözünün, Şeyh Bedreddin’in tarihteki yerini belirlemeye yeteceğini savunuyor.

Şeyh Bedrettin’in mezarı, 1924’te gerçekleşen mübadelede, Simavna’daki tekkesinin bahçesinden alınarak çinko bir kutuda Topkapı Sarayı’nda muhafaza edildi. 1961’de de İstanbul Divanyolu’ndaki 2. Mahmud türbesine gömüldü.

 

Kaynakça: Prof. Dr. Çetin Yetkin, ‘İktidara Karşı Türk Direniş ve Devrimleri’, Yeniden Anadolu ve Müdafaai Hukuk Yayınları-1. Cilt, 6. Basım

 

Yusuf Yavuz

Odatv.com

Tarih talancıları antik dönemden kalma mezar kalıntılarını kepçe ve dinamit ile talan ediyor. Aydın ilinin Kuşadası ilçesine bağlı Çınar köyünde bulunan tarihi kalıntılar sahipsizlik nedeni ile paletli kepçe ve dinamit kullanılarak talan ediliyor. Köyün çok yakınında Hasan Öreni mevkinde bulunan mezar alanının yağmalanmasını tedirginlik ile izleyen köylüler müdahale edilmemesine ve yetkililerin duyarsızlığına şöyle isyan ettiler; “Bizler […]

Read More

Dünyanın en eski 2. Şarkısı : Seikilos Ağıdı -Sümer İlahisi/

The Oldest Complete Song in the World : Seikilos Epitaph – Sumerian Hymn

 

Dünyanın En Eski 2. Şarkısını Duymak İster misiniz?  M.Ö. 100 – Seikilos’a Ağıt… 2300 yıllık Sümer İlahisi…

Do you want to hear the world’s second most ancient songs?  “Seikilos Epitaph”, the Oldest Complete Song in the World…An Ispiring Tune from 100 BC…

 

dc3bcnyanc4b1n-en-eski-c59farkc4b1sc4b1

dc3bcnyanc4b1n-en-eski-c59farkc4b1sc4b1-1

M.Ö 100   –   Seikilos’a Ağıt

Arkeologlar tarafından 1885’de Aydın’da bulunan Tralleis Antik  Kenti’nde bir mezar taşına 2300 yıl önce Seikilos tarafından, Bizans dönemine kadar kullanılan antik Yunan müzikal notasyonuyla beraber kazılmış olan “Sümer İlahisi”, günümüze ulaşmış olan ve tam olarak çalınabilen en eski ikinci müzikal eser.

Bu notasyon sistemi, şarkı sözlerindeki sesli harflerin üzerine yerleştirilmiş sembollerden oluşan oldukça basit bir sistemdi ve yorumlanması zor olmamıştı. Daha önce de mezar taşlarında benzer kompozisyonlar bulunmuştu, ancak hiç biri Seikilos ağıdı kadar iyi korunmamıştı ve müzikal olarak tamamının yorumlanması mümkün değildi.

2010 SAVAE (San Antonio Vocal Arts Ensemble) grubu tarafından yorumlanan ve kaydedilen şarkının sözleri Türkçeye şöyle çevrilebilir:
“Işılda henüz yaşıyorken

gamı tasayı at bir kenara

yaşam dediğin böyle kısayken

ve her şey yenik düşerken zamana.”

Mezar taşının altında bir de açıklama vardı:  “Bir mezar taşıyım ben, bir imge. Seikilos’un ölümsüzlüğünü anan ebedi bir nişaneyim sadece.” 

*********************************************************************************

Last summer, we featured a Sumerian hymn considered the oldest known second song in the world. 

The Seikilos epitaph’s survival in one piece, as it were, no doubt owes something to its shortness. The Greeks could carve the entire thing onto the surface of a tombstone, exactly the medium on which the modern world rediscovered it in 1885 near Aidin, Turkey. Its lyrics, liberally brought into English, exhort us as follows:

While you live, shine

have no grief at all

life exists only for a short while

and time demands its toll.

The surface also bears an explanatory inscription about — and written in the voice of — the artifact itself:

“I am a tombstone, an image. Seikilos placed me here as an everlasting sign of deathless remembrance.”

 

(aysenozkaya.wordpress.com)

 

 

 

Dağcılık malzemelerini incelemek yada satın almak için tıklayınız.

www.dagcidukkani.com

 

 

Arkeologlar dini amaçlar için kullanılmış olduğuna inanılan Türkiye’nin güney batısındaki Muğla ilinde bulunan eski Latmos dağındaki bir sit alanının keşfi hakkındaki heyecanlarını dile getiriyorlar.

 

Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) başkanı Bahattin Sürücü bu kutsal bölgenin keşfinin Zeus Agoraios’a adanan Obelisk yakınındaki benzer bir yerle çok benzerliğinin olduğunu söyledi.

‘’Bölgedeki çalışmalar boyunca işlenmiş taşlar ilgi çekmek için sınır çizgisi kurmada kullanıldı. Bu taşların etrafındaki incelemeler birçok yeni bulguları ortaya çıkardı. Dr.Anneliese Peschow tarafından keşfedilen Obelisk’deki bu kutsal bölgeyle çok benzerlerdi. Sonra aynı soruyu sorduk, ’Bu ikinci bir kutsal bölge mi?’ Arkeloglar bu soruya cevap vermek için yeni bulguları inceleyecekler. Yüzey araştırmaları  birçok benzer dikili taşların olduğunu gösterdi. Tarımsal teraslar eski çağlarda kullanılırdı ve kaya mezarları bize bölgede bir yerleşim olduğu fikrini verdi.’’ dedi Sürücü.

Latmos Dağı Aydın Arkeoloji Müzesi ve Aydın Kültürünü ve Doğal Eserleri Koruma Komitesi önderliğindeki son arkeoloji çalışmalarına konu olmuş duvar resimleriyle ünlüdür.

Sürücü, arkeologlara geçmiş hakkında zengin bir bilgi kaynağı sağlayan eski tarihi sit alanının ardı arkası kesilmeyen keşfine rağmen bu bölgenin karşısındaki yer üstü kaynaklarına yakın zamanlardaki girişimlerden ayrıca yakındı.

Latmos Türkiye

‘’Latmos’un el değmemiş coğrafyasındaki mevcut kaynakların çukurlaştırılmasının yanı sıra, yenilerinin açılması için talepler var. 172 konaklama yerinin, tarih öncesi kaya resimlerinin, manastırların, kalelerin, savunma binalarının, eski yolların ve kaya sığınaklarındaki diğer bulguların bile tescil edilmesi henüz bitmemişken, her geçen gün yeni bulgular elde ediyoruz.’’ dedi Sürücü.

Sürücü tescil ve kazı çalışmalarının  birçok yıl alacağını bu nedenle, doğal zengin ve kültürel sit alanın korunması ve orada hiçbir maden çıkarma faaliyetlerine izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

 

Haber Düzenleme: Elif DEREÇİNELİ

 

“nereye.com”

Aydın Valiliği İl Kültür Turizm Müdürlüğü tarafından doğa yürüyüşlerinde Tursab kanunun geçerli olması ve profesyonel kokartlı rehber bulundurulması konusundaki ısrarı ile açtığı ilk dava 2015 yılı mayıs ayında sonuçlanmıştı, açılan para cezası kaldırılmış ve ayrıca avukat masrafları da idareye yüklenmişti. İlgili kararı emsal davalar açılması halinde kullanmanız amacı ile tekrar bilginize sunuyoruz.         Dağcılık […]

Read More