Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

Avrupa kıtasının en iyi buz tırmanışı rotaları arasında gösterilen Erzurum’un Uzundere Şelaleleri, dünyanın en iyi tırmanışçılarını uluslararası bir organizasyonda buluşturdu.

Buzula dönüşen 14 şelaleye 17 ülkeden gelen 162 sporcu tırmandı. Sporcuların güvenliğini jandarma komandolar sağlarken Rus kadın dağcı Mentovskoya, ‘Şelalelere hayran kaldım’ dedi.

Bahar aylarında çok hızlı ve güçlü akan Erzurum’un dereleri kışın donarak buza dönüşünce, uluslararası kış sporlarının yapılmasına imkân veriyor. Türkiye’nin en iyi yüksek irtifa dağcısı Tunç Fındık ile Erzurum Doğa Sporları ve Arama Kurtarma Derneği Başkanı Çetin Bayram’ın 4 yıl önce keşfettiği 26 şelaleden 14’ü, dünyanın en iyi buz ve kaya tırmanışçılarını bir araya getirdi. 

Uzundere’de düzenlenen ‘3. Emrah Özbay Uluslararası Buz Tırmanış Festivali’ için 17 ülkeden 162 dağcı, donmuş şelalelere tırmandı. Rusya, İran, Nepal, Fransa, ABD, İsviçre, İtalya, İspanya, Kırgızistan, Nahcivan, Romanya, Azerbaycan, Kanada, Almanya, Moğolistan, Gürcistan ve Portekiz’den gelen dağcılarla birlikte Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen sporcular da buz şelalelerine çıktı.

‘Mutluluk verici’

Atatürk Üniversitesi öğrencilerinin de aralarında olduğu 162 dağcı, yükseklikleri 20-130 metre arasında olan donmuş şelalelere çıkarken özel ekipmanlar kullandı. Buzda ilerlemek için çivili ayakkabı, çekiç ve buz vidası kullanan tırmanışçılara, Doğan Palut, Zorbey Aktuyun, Anıl Şarkoğlu gibi deneyimli dağcılar rehberlik etti. Anadolu Sütünü, Çetin Ceviz, Soru İşareti, Serafin ve Sarıgelin isimleri verilen şelaleler en çok ilgiyi gören rotalar oldu. Festivale ev sahipliği yapan Uzundere Belediye Başkanı Halis Özsoy, “Doğallığıyla ilgi gören şelalelerimizin ülkemizin tanıtımına ve turizmine katkı sağladığını görmek mutluluk verici. Önümüzdeki yıllarda festivalimizi büyütmeyi planlıyoruz” dedi.

Komandolar nöbet tuttu

Doğa sporcularını korumak için Erzurum Jandarma Komutanlığı’na bağlı jandarma komandolar güvenlik önlemi aldı.

Komandolar dağcıların etrafında nöbet tutarken, AFAD ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri de yaşanabilecek sağlık sorunları için hazır bulundu. 9 ilden gelen Fotoğraf Sanatı Kurumu üyesi fotoğrafçılarda dağcıları görüntüledi. Festivale adını veren Emrah Özbay, Ağustos 2014 de Datça’da zıpkınla balık avlamak isterken hayatını kaybeden bir milli dağcıydı.

 

Özellikle Sarıgelin çok etkileyiciydi
Rusya’nın en iyi kadın dağcısı olarak bilinen ‘Çelik Melek’ unvanlı Aleksandre Mentovskoya, ilk kez geldiği Erzurum’daki buz şelalelerinin çok etkileyici olduğunu söyledi. 25 yaşındaki Mentovskoya, “Asya ve Avrupakıtalarındaki 7 ülkede sayısız buz tırmanışı yaptım. Sibirya’daki buz şelaleleri kadar güzel ve tırmanışa uygun rotalarla karşılaşacağımı düşünmemiştim. Müthiş bir yer. Sarıgelin şelalesi tırmandığım en kaliteli buz yapısına sahipti. Türkiye’nin bu sporla iyi tanıtılacağını düşünüyorum” dedi. Yüksek irtifa dağcısı Tunç Fındık ise “Uzundere’nin doğa sporları ve dağcılık ile turizme sağlayacağı katkının artacağını düşünüyorum” diye konuştu.

 

Kaynak: (milliyet.com.tr)

-erzurum-buzullari-marka-olacak--7312547

UIAA’nın yönetim kurulu üyesi Nejat Akıncı, Türkiye’nin jeolojik yapısı ve doğal zenginlikleriyle pek çok spora elverişli olduğunu söyledi. Akıncı, “Dağcılık ve tırmanışla Anadolu’yu çok güzel tanıtabiliriz” dedi.

Uluslararası Dağcılık ve Tırmanış Federasyonu’nun (UIAA) ilk ve tek Türk Yönetim Kurulu Üyesi Nejat Akıncı, Erzurum’un dünya buzul tırmanışçılarının en sevdiği rotalar arasına girdiğini belirtti. Jeolojik yapısı ve doğal zenginlikleriyle pek çok doğa sporunu yapmaya elverişli Türkiye’nin dağcılık branşında hak ettiği yerde bulunmadığını söyleyen Akıncı, Tunç Fındık, Yılmaz Sevgül ve Doğan Palut gibi yeni nesil dağcıların önemine değindi.
Türkiye Dağcılık Federasyonu’na bağlı yaklaşık bin kulüpten 35 bin sporcunun olduğunu söyleyen Akıncı, bu kadar genç ve dinamik bir kitlenin bulunmasının Türkiye için büyük kazanç olduğunu vurguladı.

‘Üst lige çıkılmalı’

Akıncı, “Türkiye’de dağcılık kaderine terk edilmemeli. Tunç Fındık, dünyanın 8 bin metreden yüksek 14 dağına tırmanmak için yıllardır tek başına çalışıyor ve bunu başaracak. Doğan Palut yıllardır yeni kaya tırmanışı rotaları kazandırıyor dağcılara. Bu isimler kendi sponsorlarını bile kendileri buluyor. Türkiye’nin dağcılıkta üçüncü ligde mücadele etmesini kabul etmiyorum ve birinci lige çıkması için çaba sarf etmemiz gerektiğine inanıyorum. Genç ve aktif bir nüfusumuz var. Bu spora merak her gün artıyor. Dağcılık sporuna başlama dönemini gençlikten çocukluk dönemine çekmemiz ve daha üst liglere çıkmamız şart” dedi.
Akıncı, Uluslararası Dağcılık ve Tırmanış Federasyonu’nun buz tırmanışında son yıllarda adından çok söz ettiren Erzurum’u yakından takip ettiğini belirterek, “2017 Buz Tırmanış Dünya Kupası’nın Erzurum’da yapılması önerisi geldi. Bunu çok istememize rağmen kazanamadık. 22-23 Ocak 2017’de Erzurum’a 25 ülkeden 140 sporcu gelecekti. Ama gerekli girişimlerde başarılı olamadığımız için dünya kupasını İsviçre yapacak. Oysa Erzurum’un buzul şelaleleri, doğallığı ve görünüşüyle herkesin ilgisini çekecek kadar güzel. Bu tür doğa sporu etkinliklerini ülkemize kazandırırsak Anadolu’nun ve insanımızın tanıtımını da en iyi şekilde yapmış oluruz” diye konuştu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden, dağ komandosu ve hava indirme uzmanı olarak kurmay albay rütbesiyle emekli olan ve 1996’da Erzurum’a düşen çığ sırasında dağcılık camiasına girip dağ kayağı branşında ülkemizin ilk milli sporcusu olan Akıncı, 2004’te dağcılığın bir branşı olan spor tırmanışını Türkiye’ye kazandırmıştı.

 

(Milliyet)

AYASULUĞ YANGINI Tarih 1402 Ankara Savaşı Timur, bu savaş sonunda Yıldırım Bayezid’i yenip Büyük İskender’in yaptığı gibi Batı Anadolu yöresini egemenliği altına aldı… Bizans tarihçisi Dukas’ın verdiği bilgiye göre Timur daha Anadolu’da iken maiyetindeki komutanların Efes’te toplanmalarını emretmişti. Bu bölgeyi üs olarak kullanmış ve çadırlar kurarak 1 ay kalmıştır. Ayasuluğ Kalesi’nde de çok sayıda Osmanlı […]

Read More

oguz-turkleri-anadoluya-ilk-islahiyeden-girmis-olabilir-700x463Eski mezar taşları ve üzerindeki siyah renkteki boya ile işlenmiş ok ile yay figürlerinin, mezarların Kayı boyuna ait olduğu ihtimalini kuvvetlendirdiği bildirildi. Bulunan mezarların Fırat Nehri’nde boğulduğu belirtilen ve cenazesi Türkiye-Suriye sınırındaki Eşme köyüne nakledilen Süleyman Şah’ın soyundan oldukları sanılıyor.

Osmanlı’da hanedanın geldiği belirtilen Kayı Boyu’na ait bulunan son mezarlar ile bu boyun Anadolu’ya ilk girdiği bölgelerden birinin İslahiye ilçesi olduğu tezini de kuvvetlendirdiği belirtiliyor.

DAHA ÖNCE DE İNCELENDİ
Daha önce de bölgeye kişisel anlamda uzmanlar gelerek, mezarları inceledi. Mezarların ait olduğu yılı henüz belirleyemeyen uzmanlar, Kayı boyunun Anadolu’ya ilk girdiği bölgelerden birinin İslahiye olduğunu söylüyor. Uzmanlar, “Bu bölgeden Amik ovasına girdiler.

Bu eski mezarların tamamın Kayı boyuna ait olması bu tezi düşündürüyor. Ayrıca mezarların üstteki ok ve yay, Kayı boyunun armaları olduğu biliniyor. Süleyman Şah’ın da Fırat nehrinde boğulması ve Suriye’de yani bu mezarların bulunduğu bölgeye yakın birde defin edilmesi, bölgenin Kayı boyunun yerleşim merkezlerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Süleyman Şah’ın boğulduğu yer ile bu mezarlar arasında Katrancı dağı bulunuyor. Bu bilgilere göre ise Fırat nehri kenarında çadırlarını kurmuş ve İslahiye taraflarındaki düz arazilerde de hayvanlarını otlattıkları düşünülebilir” ifadelerini kullanıyor.

Uzun yıllardır bölgedeki insanlar, uzun süre öncesinde Suriye’den Kayı boylarının bölgeye geldiği ve mezarlarının bulunduğu yönünde’ hikayeler anlatıldığı belirtiyor. Bölge insanları ise bölgede 2 kilometrelik bir mezarlık bulunduğunu belirten çevre sakinleri ise “Zamanında Katrancı dağında ve etrafında çok büyük bir savaş meydana gelmiş. Selçuklu döneminde yada daha öncesi ait olduğu söylenen bu savaşta savaşta ölenler, buradaki Uzun Kabir diye bilinen bu bölgeye defin edilmiş.

Bugün o mezarların bulunduğu bölgeden Demiryolları, karayolu geçti. sonra kaçak kazı yapan insanlar nedeniyle bu bölgedeki kalıntılar yok oldu. Mezar taşlarının götürüldüğünü duyduk. Ancak bu mezarlar kalabildi” diye konuştu.

Vatandaşlar, uzman ve yetkili kişilerin mezarların kazılıp incelenmesini talep ederken, elde edilecek bulguların bölge ve ülke tarihine ışık tutabileceğini ifade etti.

28.01.2016 Haber Türk

lokma-ve-peksimet-3-bin-500-yil-once-hititlerin-sofrasindaydi-700x394

Çorum Eskiyapar Höyük Kazısı’nda elde edilen bulgulara göre, Anadolu’da bayatlamış ekmek kırıntılarından yapılıp tüketilen papara, arabaşı ve lokma ile Osmanlı döneminde askerler için hazırlanan peksimet benzeri yemek ve ekmeklerin, 3 bin 500 yıl önce Hitit döneminde de yapıldığı ortaya çıktı.

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Çorum Eskiyapar Höyük Kazısı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Tunç Sipahi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu’nun zengin topraklarında ortaya çıkan ve gelişen uygarlıklar arasında önemli bir yere sahip olan Hititler’in, M.Ö. 1650-1200 yılları arasında Anadolu’da bir krallık kurduklarını belirterek, monarşik kraliyet yönetimleriyle Ege’den Kuzey Mezopotamya’ya kadar olan alanı kontrol altında tuttuklarını söyledi.

Hititler’de başından itibaren tek kralın hakim olduğu çeşitli yöneticileri ile kurumsal bir devlet yapısının görüldüğünü dile getiren Sipahi, Hitit devletinin, tarlalarını, bağlarını, bahçelerini ve ürünlerini yasalarla kontrol altında tuttuğunu vurguladı. Sipahi, Hititler’in önemli merkezlerinden yaklaşık 3 bin 500 yıllık geçmişe sahip Eskiyapar Höyüğü’nde yürütülen arkeolojik kazılarda “Hitit çağında beslenme”yle ilgili olabilecek, fırınların, ocakların, çanak çömlek tiplerinin yanında bazı tahıl ve tohum kalıntıları, hayvan kemiklerinin bulunduğunu anlatarak, şöyle konuştu: “Gıdalara ilişkin belli başlı ayrıntılara ulaşılan Hitit çivi yazılı belgelerinde, öncelikle ekmekle ilgili konular, ayrı bir yere sahiptir. Tüm verilerin ışığında 3500 yıl önce Anadolu’da toplumun yaşamı için gerekli olan gıdaların kutsallaştırılarak kontrol ve denetimlerinin sağlandığını anlıyoruz. Hitit yöneticilerinin sağlıklı, itaatkar ve güçlü bir toplum için beslenmenin önemini bildikleri ortaya çıkmaktadır. Bu verilerin bilimsel ayrıntıları, bizlere Anadolu’da idari ve dini alanlardaki köklü bir gıda kültürünün varlığını göstermektedir. Bir Hitit kralının 3500 yıl öncesinden günümüze ulaşan sözleri, ‘Ekmeği yesinler, suyu içsinler’ şeklindedir. Bugünün de temel iki gıdasını içeren cümlemiz Hitit krallarının en çok sevdiği ve sık kullandığı bir ifadedir.”

Günümüzde olduğu gibi o dönemde de ekmeğin, Anadolu’nun temel gıdası olarak dikkati çektiğini ifade eden Sipahi, “Hitit yazılı belgelerinde 150’den fazla ekmek tipinin ve türevinin varlığı bilinmektedir” dedi.

Sipahi, 3 bin 500 yıl önce de buğdaydan lapa gibi yemek çeşitlerinin yapıldığını, ekmeğe değişik bir tat vermesi amacıyla üstüne çörek otu veya kimyon eklendiğini belirterek, tapınaklardaki dini törenlerde tanrılara sunulan ekmeklerin kaliteli, güncel ekmeklerin ise daha düşük kaliteli buğdaydan yapıldığı bilgisine ulaşılmış olduğunu aktardı.

Arabaşı, lokma ve peksimet
Bugün Anadolu’da bayatlamış ekmek kırıntılarından yapılıp tüketilen “papara” yemeğinin karşılığının o dönemde de mevcut olduğuna işaret eden Sipahi, şunları kaydetti: “Anadolu’nun arabaşı ve lokma yemeklerinin karşılıklarının da 3500 yıl önce olduğunu görüyoruz. Bunların arasında en ilginci, Osmanlı döneminde olduğu gibi askerler için hazırlanan ve tüketilen ekmeğin karşılığı Hititçe’de karşımıza çıkıyor. ‘Askerlerin ekmeği olarak’ tanımlanan bu ekmek türü bugünkü ‘peksimet’le aynıdır. Ekmek, askerler için hem besin hem de anlam olarak önemlidir. Daha ilk Hitit kralının askerlerine verdiği ‘ekmeği yiyiniz, suyu içiniz’ öğüdü bu noktada ekmeğin bir başka önemini de ortaya koyuyor. Hitit kralı, sahip çıktığı ve beslediği askerlerine nimetin değerini bilmelerini ve kurumlarına sahip çıkmalarını öğütlemektedir. Bu güçlü ordunun neferleri Anadolu içinde ve dışındaki birçok askeri seferde başarılar kazanacaktır.”

Hititler’in başlıca gıdası ekmeğin, kutsal bir yere sahip olduğunu, Hitit tören tasvirlerinde ekmeğin baş üstünde tutulduğunu vurgulayan Sipahi, “Hitit kanunlarında yer alan ‘kıtlık yılı’ ibaresi de ayrıca dikkatimizi çekiyor. Bugün de belirli dönemlerde kuraklık artmakta, üretim sıkıntıya düşmektedir. Dolayısıyla günümüzde yoğun olarak başvurulan yağmur duası uygulamaları, geçmişte hava/gök tanrısına yapılan törenlerle anlamsal yakınlık gösterir” ifadesini kullandı.

(TRT Haber)

Bir günde on binlerce insanın öldürüldüğü ve o çağlardaki en büyük imha hareketi olan “Efes Katliamı”.

Efes; MÖ.190 yıllarında; Romalıların egemenliğine girer. Ancak: Romalılar; sahip oldukları diğer yerlerde olduğu gibi, Efes’te de ; halkı, büyük ve ağır vergilere bağlarlar. Efes ve bölgedeki diğer kentler; önceleri, bu durumu ciddiye almazlar. Ancak; zamanla, birbiri üstüne eklenen bu vergilerin altından kalkamaz hale gelirler. Ancak; İyonya bölgesinin adı, zengin olarak çıkmıştır. Romalılar; bundan faydalanmak için, ne gerekiyorsa yaparlar.

İyonyalılar; uygardırlar, ancak siyasi yönden bütünlük sağlayamadıkları için Romalıların hâkimiyeti altına girmişlerdi.

Romalı memurlar; Efes’i merkez yaptılar. Gümrükten, tarıma kadar herşeyden vergi almaya başladılar. Ancak; Roma’dan bu iş için görevlendirilenlerin hepsi, orada kötü sicille anılan memurlardı. Yani; İyonya, bir nevi sürgün bölgesi oldu. Bu kötü sicilli görevliler; Roma’nın istediği verdinin birkaç katını alıp, büyük kısmını kendilerine ayırdılar. Sonuçta; her yıl, ceplerinde büyük paralar ile Roma’ya dönen bu insanlar, diğerlerinin de dikkatini çekti. Bunu gören ve anlatılanlara inanan, tüm maceraperest Romalılar, bölgeye akın etti. Gelenlerin sayısı onbinleri aştı. Elbette; bunların hepsi vergi toplamıyordu. Ancak; bölgede, Romalı olmanın verdiği avantajları kendi lehlerine değerlendiriyorlardı.

Bu sırada; Karadeniz kıyısındaki Pontus Devletinin başına, güçlü bir kral geçti. Mithridates isimli bu kral; kendisini, küçüklüğünden itibaren çok iyi yetiştirmiş; bilim, edebiyat ve sanat alanlarında iyi bir eğitim görmüştü. 22 dil konuştuğu söylenir. Hele, askerlik bilgisine diyecek yoktur. Amacı: bütün Anadolu’yu ele geçirip, büyük bir imparatorluk kurmaktır. Bunun için; planlar yapar. Hatta; yanına bir-iki arkadaşını alıp, kıyafet değiştirerek, tüm İyonya’yı dolaştığı söylenir. Ancak; bölgede, Romalılar karşısında, halkın ızdırabına şahit olur.

Kral Mithridates; kararını verir. Romalılar, Anadolu’ya yerleşmeden, kendisinin yerleşmesi gereklidir. Fakat Romalılar güçlüdür. Roma tarafından gönderilen Akilius isimli bir asker tarafından; bölgedeki kavimler, Pontus’a karşı direnişe başlar ve Anadolu, birdenbire savaş alanına döner.

Evet; bu savaş ortamında, İyonya şehirleri, Kral Mithridates’den medet umarlar. Kendilerini, Romalılardan, ancak onun kurtaracağına inanırlar. Nitekim kral, büyük bir ordu ile, Romalıların üzerine yürür ve fazla zorlanmadan onları yener.

Kral, savaştan sonra, Efes’e, büyük bir törenle girer. Kent halkı, onu bayram yaparak karşılar. Bütün kentler, böylece, Romalılara, büyük vergiler ödemekten kurtulur. Halkın kutsal topraklarına dokunmaz. Fakat Mithridates’in, henüz yapacakları bitmemiştir.

Esas çıkarları bozulan ve telaşa düşenler ise; Roma’dan Anadolu’ya gelen, yaklaşık 100 bin kadar Romalıdır. Bunlar; kendileri gibi, bazı çıkarcı kişilere para yedirerek, her tarafta, bir nevi yeraltı teşkilatı kurmuşlardır. Halkı; çeşitli yalanlarla, Kral Mithridates’e karşı kıştırtırlar. Zaten; halkın büyük bir bölümü de; Roma adetlerini benimsemişler ve onlar gibi yaşamaya ve hatta onlar gibi “Togo” giymeye başlamışlardır. Hatta onların dili olan “Latinceyi” bile öğrenmişlerdir.

Mitridates; bu göçmen Romalıların, kendisi için tehlike oluşturduğunu düşünür ve halkı isyana teşvikten öte, sahip oldukları çok büyük maddi zenginlik nedeniyle; çareler düşünmeye başlar. Ya bunların tümünü Anadolu’dan sürecekti ya da tümünü birden ortadan kaldıracaktı.

 

Katliam başlıyor:

Mitridates; ikinciyi tercih eder. Gizlice bir plan hazırlar. Korkunç katliamın günü gelir. Her tarafta; kan gövdeyi götürür. Her taraf; kan ve insan cesetleriyle dolar. Aklını kullanan birkaç kişi; üstlerindeki; Romalı giysisi olan  “togo” ları çıkarırlar ve ortadan kaybolurlar. Bütün gün; çığlık sesleri yeri göğü inletir. Sonunda; katliam biter, ganimet büyük olmuştur. Bir günde; onbinlerce insan öldürülmüştür. Öldürülenlerin büyük çoğunluğu ( muhtemelen 80 bin kişi) Efes’te yaşamakta idi. Bu arada; daha önceki savaşa neden olan Roma’dan gönderilen Akilius ele geçirilir. Ağzına eritilmiş altın dökülerek, işkenceyle öldürülür.

Ege dünyası; dehşet içinde kalmıştır. Efeslilerden hiç ses çıkmaz. Pontus’lular ise, katliamın ardından; paranın ve malın tadını almışlar ve doymak, durmak bilmez hale gelmişlerdir. Mitridates; birdenbire, insafsız bir kral olup çıkmıştır. Komşu Sakız Adalı’ları bir toplantıya çağırmış, hepsini bir araya toplayınca ise; öldürmüş ve mallarını almıştır.

Nitekim aradan bir süre geçtikten sonra; Pontus generallerinden Zenobius; yanına bir miktar asker alarak kente gelir. Halka; tiyatroda toplanmalarını ve onlara kralın emirlerini ileteceğini söyler. Efes’liler; komşu Sakız adalıların başına gelenleri  düşünürler. “TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR”. Acaba, aynı akibet bizim başımıza da gelir mi diye? hayıflanırlar.

Pontus generali Zenobius’a bir tuzak hazırlamaya karar verirler. Önce generale bir heyet gönderirler. “Halkın katliamdan çok korktuğunu, bu yüzden askerlerin sur dışında kalmasını, fakat kendisi ve subaylarının kente girmelerini ve en iyi şekilde ağırlanacaklarını ” bildirirler. Zenobius, bunu kabul eder.

O gece, tüm Efes’liler gizlice silahlanarak, Pontuslulara karşı, bir isyan hazırlanır. Kente giren general ve adamları öldürülür. Böylece: Efes, bir gecede,tekrar Roma tarafına geçmiş olur. Bu arada; bütün köleler ve hapishanedeki suçlular serbest bırakılır. Artık herkesin tek bir düşüncesi vardır. Kentlerini, mallarını, tapınaklarını; Pontus askerlerinden kurtarmak.

Kurtarırlar da; ancak,bu kez yine Roma’nın egemenliğini kabul etmek zorunda kalırlar. Yine bir Roma’lı general, Roma’nan çıkar gelir, Pontus’luları yener ve Anadolu’dan atar. Sonra; yine Efes ve İyonya şehirlerini büyük vergiler bekler.

Tarih boyunca; büyük bir ekonomik güç olarak ortaya çıkan Efes ve Efes’liler; güçlü bir askeri güç bulundurulmaması sonucu, daima, başka güçlerin egemenliği altında yaşamak zorunda kalmışlardır.

İşte Efesliler böyleydi…

 

Tarihçi – Tolga MERT

 

 

(nereye)

YEDİ BİLGELER – MAGNESIA ANTİK KENTİ DOĞA YÜRÜYÜŞÜ Tarih: 22 Kasım 2015 Faaliyet hakkında: Güzel bir kahvaltı sonrası yürüyüş için hareket noktamız Yedi Bilgeler olacak. Toplamda 8 saat sürecek olan yürüyüşümüz 18 km. uzunluğunda, küçük iniş çıkışları saymazsak genelde düz bir rotada gerçekleşecek. Eski kervan yolları ve antik dönemde kullanılmış taş döşeli yolları izleyerek yol alacağız. […]

Read More

İlk 1890 yılında basılan ‘Küçük Asya’nın Tarihi Coğrafyası’ adlı klasik eser arkeolog ve Yeni Ahit yani İncil üzerine akademisyen W. M. Ramsay (1851-1939) tarafından yazılmıştır ve o zamandan bu yana birçok baskısı olmuştur. İngilizce olarak Google arşivinde bulunmaktadır. http://archive.org/details/TheHistoricalGeographyOfAsiaMinor   Bu kitabın içindeki ve daha birçok antik çağ Anadolu Coğrafyası haritalarına bu arşivden ulaşabilirsiniz. http://archive.org/details/HistoricalMaps […]

Read More

Taş Duvarlı Nalbant Dükkanını Keşif Selçuk Esnaf ve Sanatkarlar Odasında yönetici olmam münasebeti ile sıkça gidip geldiğim yol üzerinde, büyük binaların arasına sıkışıp kalmış taş duvarlı tahta kapılı bir dükkan ilgimi çekti. Yaklaşıp inceledim, kapının üzerinde yazıcıdan çıkarılmış ve föy içine konup asılmış bir sayfa vardı, üzerinde “Nalbant” yazan sayfada birde telefon numarası vardı fakat […]

Read More

Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerinden gelen 20 maceracı Karya Coğrafyasını baştanbaşa geçmek için başlattıkları yürüyüşün ilk etabını tamamladılar. Anadolu Coğrafyası ve Zirve Dağcılık işbirliği ile Özgür Aydoğan rehberliğinde gerçekleşen faaliyetin ilk etabına katılanlar Karya’lıların Artemis’e hac için gelirken kullandıkları yolun izlerini aradılar. İlk gün Selçuk ilçesindeki Efes Antik Kenti, Antik Köprü, Hitit Kabartması, Kilise, Acarlar, […]

Read More