Yolculuk devam ediyor..

0 0
Read Time:1 Minute, 57 Second

5738f5e467b0a91f5482b435

Kazı raporundaki “ülkemizde bulunmuş ve kazısı yapılarak tamamen ortaya çıkarılmış ilk ve en eski, 5 bin yıllık kurgan tipi mezar” tespiti, buluntunun önemini gözler önüne seriyor.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin Silivri’deki kurtarma kazısında bu yılın en büyük arkeolojik keşfi gerçekleşti. Türk ve Altay kültüründe kutsal mezar olarak bilinen kurgan tipi mezar bulundu. Üzerinde mızrak ucu bulunan iskeletin önemli bir asker, savaşçı olduğu tahmin ediliyor. Kazı raporunda, “ülkemizde bulunmuş ve kazısı yapılarak tamamen ortaya çıkarılmış ilk ve en eski, 5 bin yıllık kurgan tipi mezar” tespiti yapıldı. Kurgan, Yenikapı arkeolojik kazılarından sonra İstanbul tarihine yepyeni bilgiler getirecek.

DEFİNECİLER ULAŞAMADI
Silivri’nin Çanta bölgesinde yazlık siteye ait sosyal tesislerin yapılacağı arsada gerçekleşen müze kurtarma kazılarında İstanbul ve Trakya tarihine ışık tutacak buluntulara ulaşıldı. Aralık 2015 tarihinde başlayan kazılar 5 ay sürdü. İstanbul 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na geçtiğimiz nisan ayında gönderilen rapora göre, mezarın kuzeyden gelen tunç çağında yaşamış önemli bir askere ait olduğu düşünülüyor. Arkeolojik kazılarda tümülüs (anıt mezar) öncüsü olan kurgan tipi mezarın daha önce defineciler tarafından birkaç kez deşildiği, ancak ana mezara ulaşılamadığı tespit edildi.

ÜLKEMİZİN EN ESKİ KURGANI
Kurgan tipi mezarlar Orta Asya kültürü olarak biliniyor. Ülkemizde Avrasya steplerinin ölü gömme geleneğini yansıtan kurgan tipi bir mezar 1980 yılında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan tarafından Trakya yüzey araştırmaları sırasında Kırklareli’nin Asılbeyli köyü Taşlıcabayır mevkisinde tamamen dağılmış vaziyette bulunmuştu. Kurtarma kazısı sonucunda mimari yapı ortaya çıkarılamamış, demir çağına MÖ 1200 yıllarına tarihlenmiş pişmiş toprak kaplar elde edilmişti. Trakya’da bilinen kurgan tipi tek mezar da buydu. Silivri’de ortaya çıkarılan mezar bundan hem daha eski hem de tüm mimari yapısıyla ortaya çıkarıldı.
İstanbul Arkeoloji Müzesi mezarın bulunduğu alanın tescillenmesini, mezarın buluntuları ve mimari yapısıyla kaldırılarak müzeye taşınmasını talep etti. Müzenin Trakya ve İstanbul buluntuları bölümünde olduğu gibi sergileyerek bu eşsiz buluntuları ölümsüzleştirmek istiyor. Koruma Kurulu’nun vereceği karara göre mezarın akıbeti belli olacak.

KUZEY GÖÇLERİYLE GELMİŞLER
İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Prehistorya Anabilim Dalı öğretim görevlisi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan buluntu için, “Trakya’ya kuzeyden gelen göçler var. Kurgan tipi bir mezar bu. Benim çalışmalarımda da bu tarz mezarlar var. Trakya’da çok sayıda bu tür mezarların tahrip edildiğini biliyorum. Bir tanesini kepçenin önünden kurtarmıştık. Birinci bin, demir çağına aitti. Çok sayıda mezar buluntusu elde etmiştik. Ancak buradaki mezar daha eski tunç çağı. Oldukça önemli bir keşif. Bilimsel incelemeleri sonucunda güzel veriler elde edilecektir” dedi.

 

(Hürriyet)

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
0 0
Read Time:2 Minute, 45 Second

lokma-ve-peksimet-3-bin-500-yil-once-hititlerin-sofrasindaydi-700x394

Çorum Eskiyapar Höyük Kazısı’nda elde edilen bulgulara göre, Anadolu’da bayatlamış ekmek kırıntılarından yapılıp tüketilen papara, arabaşı ve lokma ile Osmanlı döneminde askerler için hazırlanan peksimet benzeri yemek ve ekmeklerin, 3 bin 500 yıl önce Hitit döneminde de yapıldığı ortaya çıktı.

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Çorum Eskiyapar Höyük Kazısı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Tunç Sipahi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu’nun zengin topraklarında ortaya çıkan ve gelişen uygarlıklar arasında önemli bir yere sahip olan Hititler’in, M.Ö. 1650-1200 yılları arasında Anadolu’da bir krallık kurduklarını belirterek, monarşik kraliyet yönetimleriyle Ege’den Kuzey Mezopotamya’ya kadar olan alanı kontrol altında tuttuklarını söyledi.

Hititler’de başından itibaren tek kralın hakim olduğu çeşitli yöneticileri ile kurumsal bir devlet yapısının görüldüğünü dile getiren Sipahi, Hitit devletinin, tarlalarını, bağlarını, bahçelerini ve ürünlerini yasalarla kontrol altında tuttuğunu vurguladı. Sipahi, Hititler’in önemli merkezlerinden yaklaşık 3 bin 500 yıllık geçmişe sahip Eskiyapar Höyüğü’nde yürütülen arkeolojik kazılarda “Hitit çağında beslenme”yle ilgili olabilecek, fırınların, ocakların, çanak çömlek tiplerinin yanında bazı tahıl ve tohum kalıntıları, hayvan kemiklerinin bulunduğunu anlatarak, şöyle konuştu: “Gıdalara ilişkin belli başlı ayrıntılara ulaşılan Hitit çivi yazılı belgelerinde, öncelikle ekmekle ilgili konular, ayrı bir yere sahiptir. Tüm verilerin ışığında 3500 yıl önce Anadolu’da toplumun yaşamı için gerekli olan gıdaların kutsallaştırılarak kontrol ve denetimlerinin sağlandığını anlıyoruz. Hitit yöneticilerinin sağlıklı, itaatkar ve güçlü bir toplum için beslenmenin önemini bildikleri ortaya çıkmaktadır. Bu verilerin bilimsel ayrıntıları, bizlere Anadolu’da idari ve dini alanlardaki köklü bir gıda kültürünün varlığını göstermektedir. Bir Hitit kralının 3500 yıl öncesinden günümüze ulaşan sözleri, ‘Ekmeği yesinler, suyu içsinler’ şeklindedir. Bugünün de temel iki gıdasını içeren cümlemiz Hitit krallarının en çok sevdiği ve sık kullandığı bir ifadedir.”

Günümüzde olduğu gibi o dönemde de ekmeğin, Anadolu’nun temel gıdası olarak dikkati çektiğini ifade eden Sipahi, “Hitit yazılı belgelerinde 150’den fazla ekmek tipinin ve türevinin varlığı bilinmektedir” dedi.

Sipahi, 3 bin 500 yıl önce de buğdaydan lapa gibi yemek çeşitlerinin yapıldığını, ekmeğe değişik bir tat vermesi amacıyla üstüne çörek otu veya kimyon eklendiğini belirterek, tapınaklardaki dini törenlerde tanrılara sunulan ekmeklerin kaliteli, güncel ekmeklerin ise daha düşük kaliteli buğdaydan yapıldığı bilgisine ulaşılmış olduğunu aktardı.

Arabaşı, lokma ve peksimet
Bugün Anadolu’da bayatlamış ekmek kırıntılarından yapılıp tüketilen “papara” yemeğinin karşılığının o dönemde de mevcut olduğuna işaret eden Sipahi, şunları kaydetti: “Anadolu’nun arabaşı ve lokma yemeklerinin karşılıklarının da 3500 yıl önce olduğunu görüyoruz. Bunların arasında en ilginci, Osmanlı döneminde olduğu gibi askerler için hazırlanan ve tüketilen ekmeğin karşılığı Hititçe’de karşımıza çıkıyor. ‘Askerlerin ekmeği olarak’ tanımlanan bu ekmek türü bugünkü ‘peksimet’le aynıdır. Ekmek, askerler için hem besin hem de anlam olarak önemlidir. Daha ilk Hitit kralının askerlerine verdiği ‘ekmeği yiyiniz, suyu içiniz’ öğüdü bu noktada ekmeğin bir başka önemini de ortaya koyuyor. Hitit kralı, sahip çıktığı ve beslediği askerlerine nimetin değerini bilmelerini ve kurumlarına sahip çıkmalarını öğütlemektedir. Bu güçlü ordunun neferleri Anadolu içinde ve dışındaki birçok askeri seferde başarılar kazanacaktır.”

Hititler’in başlıca gıdası ekmeğin, kutsal bir yere sahip olduğunu, Hitit tören tasvirlerinde ekmeğin baş üstünde tutulduğunu vurgulayan Sipahi, “Hitit kanunlarında yer alan ‘kıtlık yılı’ ibaresi de ayrıca dikkatimizi çekiyor. Bugün de belirli dönemlerde kuraklık artmakta, üretim sıkıntıya düşmektedir. Dolayısıyla günümüzde yoğun olarak başvurulan yağmur duası uygulamaları, geçmişte hava/gök tanrısına yapılan törenlerle anlamsal yakınlık gösterir” ifadesini kullandı.

(TRT Haber)

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %