Sol arka tarafta Selçuk yani Ayasuluk Kalesi görünüyor. Peki atı arkasında ilerleyen bu adam hangi yapının önünde duruyor? Yorum bırakmayı unutmayınız..
İncil Hristiyanlarca kutsal olduğu kadar aslında tüm dünya için tarihsel bilgiler de içeren bir kitaptır. İncelediğimizde Efes için önemli olayları net bir şekilde bizlere aktarmaktadır. Aziz Pavlus Efes’e geldiğinde öğretilerini yaymaya uğraşırken problemler ortaya çıkmaya başlamıştı İşte bu olayları “Elçilerin İşleri 19 ‘da bizlere sırasıyla aynen şu şekilde aktarmaktadır; Efes’teki Kargaşalık 23 O sırada İsa’nın yoluna […]
Büyük Türk komutanı ve devlet adamı, aynı zamanda büyük Türk düşünürü ve şairi Şah İsmail’i doğru anlamak bugünkü Türkiye’de çok önemlidir. Ciddi bir rakip olarak ortaya çıkması, Osmanlıların yüzyıllar boyunca süregelen azılı düşmanlıklar ve yok etme girişimlerine rağmen ayakta kalmayı başarabilmesi Şah İsmail’i ve kurduğu devletinin önemini bir kat daha arttırmıştır. Türklerin tarihini sadece Osmanlı […]
Gazeteci Yusuf Yavuz ve Biyomühendis H. Çağlar İnce’nin hazırlayıp sunduğu KanalV’de yayınlanan belgesel-haber programı Islak Çarıklar’da bu hafta 600 yıldır Yörüklerin hafızasında yaşayarak bugüne ulaşan bir isyan öyküsü ekranlara geldi.
Antalya merkezli yayın yapan KanalV Televizyonunda, “Dinleyin, anlatılan sizin öykünüzdür” sloganıyla yayına başlayan Islak Çarıklar programının ikinci bölümünde yer alan‘Kazana Kapanan’ öyküsü, yaklaşık 600 yıl önce Osmanlı’nın fetret döneminde yaşanan Şeyh Bedreddin ve Börklüce isyanları sırasında Osmanlı ordusunun zulmünde kurtulan bir ailenin dramını anlatıyor.
Antalya Döşemealtı’nda yaşamını sürdüren Honamlı Yörüklerinden biri olan Aydın İbrahim İnce’nin, program ekibiyle röportajı sırasında ortaya çıkan çıkan sır, asırlardır kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmış.
HONAMLI YÖRÜĞÜ İBRAHİM İNCE: ‘BEDELLERİ HEP YÖRÜKLER ÖDÜYOR BU ÜLKEDE’
Islak Çarıklar ekibine verdiği röportajda, ailesinin köklerinin Aydın havalisinden geldiğini dile getiren Honamlı Yörüğü Aydın İbrahim İnce, yüzlerce yıl kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşan “Kazana Kapanan” öyküsünü şöyle anlatıyor:
“1957 civarında iskan olunca Polatlı’ya yerleşmiş ailemiz. Yakacak odunun bulunmadığı bozkırın ortasına yerleştirilmişler. Salgın hastalıklar yüzünden toplu ölümler olmuş Geven köklerini kazıp yakıyorlar. Daha sonra tezeği öğrenmişler. Hakikaten büyük sıkıntı çekmişler. Kışın mallarına verecek yem bulamamışlar hayvanların yarısı kırılmış. Alt yapılar hazırlanmadan yapılıyor bunlar. Asıl sıkıntı bu. Ağır bedeller ödeniyor bu ülkede. Hep de bedelleri Yörükler ödüyor bu ülkede. En büyük suçları her halde vatanlarını sevmek.
‘BÖRKLÜCE İSYANI DÖNEMİNDE BİZİM NESLİMİZİ KURUTMAK İSTEMİŞLER’
Bizim geçmişimizi atalarmız anlatırken duyardık; Aydın havalisinden gelmişiz biz. Bir kavga olmuş, kavgadan sonra erkek neslini keselim bu sülalenin denilmiş. O arada bir kadın çocuğunu kazanın altına saklıyor. Erkek neslini yok edecekler, zaten zürriyeti yok etmek asıl amaç. O çocuktan türediğimizi söylerler de o tarihi incelediğimizde Börklüce isyanı dönemine denk geliyor. Büyük ihtimalle padişahlık döneminde bizleri, Yörük kısmını isyana teşvik ettiğimiz suçuyla yok etmeye girişmişler.”
BÖRKLÜCE KİMDİ, 6 ASIR ÖNCE YÖRÜKLER NEDEN İSYAN ETMİŞTİ?
Yörüklerin toplumsal hafızalarında kim bilir ne çok sırlar var, kökleri yüzlerce yıl eskiye dayanan. Islak Çarıklar programında anlatılan Kazana Kapanan öyküsü de bunlardan yalnızca biri.
Peki Honamlı Yörüğü Aydın İbrahim İnce’nin adını andığı Börklüce kimdi, ne yapmıştı da koca bir halka bunca acı yaşatılmıştı?
Bu sorunun yanıtını bulmak için gelin o zaman hep birlikte bundan yaklaşık 600 yıl öncesine, Haymana Ovası’nın, Timur ordularının atlarının nallarıyla toz duman olduğu günlere gidelim…
Dünü bilmeden bugüne tanık olmak, geleceği düşlemek mümkün mü?
Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin derler, Osmanlı’nın fetret devrinde Yıldırım Bayezid’in oğlu Musa Çelebi’nin Kazaskerliğini yapan bir gönül eri geldi geçti bu topraklardan…
Adı, mazlumların, yoksulların gönüllerine yazıldı, kaldı…
Bugün bile Anadolu insanına “ben de halimce Bedreddinem” dedirten bu gönül eri kimdi?
BİR YANDA TİMUR ORDULARI BİR YANDA TAHT KAVGALARIYLA EZİLEN YOKSULLARIN İSYANI
Yıl 1402… Osmanlı ordusunun Timur karşısında yaşadığı Ankara bozgunundan sonra Musa ve Mehmet Çelebi kardeşler arasında bir taht kavgasıdır başladı. Musa Çelebi bu taht kavgasında yoksulların ve halkın çıkarını savunduğu için dönemin beyleri ve aristokratlar kendisine yüz çevirdiler…
Musa Çelebi’nin İstanbul’u kuşatması üzerine ise temsil ettiği ya da temsil etmek zorunda kaldığı halk ve ideoloji karşısında egemen güçlerin; etnik köken, din, hatta ayrı devletlerden olma ayrılıklarına bir yana bırakarak Mehmet Çelebi’nin çevresinde sımsıkı kenetlenmeleri hiç de uzun sürmedi.
Bu birliktelik, egemen çevrelerin sınıfsal çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuklarının tarihsel bir kanıtı olarak kaydoldu zamanın belleğine…
Öyle ki Bizans imparatoru, Musa Çelebi’ye karşı Mehmet Çelebi’yi yardıma çağıracak, o da bu çağrıyı hemen kabul ederek İstanbul’a gelecek, kentte eğlence ile geçirilen üç günün sonunda yanına bir Bizans birliğini de alarak kardeşi üzerine gidecekti…
Ne var ki bu girişiminde Mehmet Çelebi, İnceyiz’de yenik düşerek Anadolu’ya geri çekilmek zorunda kalacaktı.
HALKA KARŞI KRALLARIN VE SULTANLARIN ORDUSU
Mehmet Çelebi, Anadolu’da yeniden toparlanıp hazırlanarak kardeşi üzerine bir sefer daha yapmayı amaçlamaktaydı. Dulkadiroğlu ve Sırp Kralı’ndan yardım sağladıktan sonra Rumeli’ye geçti. Evranos Bey ve başka beyler de Mehmet Çelebi’ye katıldı.
Böylelikle Mehmet Çelebi’nin ordusu, Sırp Kralı’nın, Bizans imparatorunun ve Osmanlı beylerinin katılmasıyla iyice güçlendi. Bu ordu, Musa Çelebi’yi sonunda yenilgiye uğrattı. Musa Çelebi öldürüldü. Ama halk arasında onun yaktığı umut ateşi hiçbir zaman sönmeyecekti…
MUSA ÇELEBİ ŞEYH BEDREDDİN’İN KAZASKERLİĞE GETİRDİ
Musa Çelebi’nin bayrağı altında toplananların başında, egemenlerin baskısından bunalmış olan köylüler ve yoksul halk geliyordu.
Musa Çelebi, 1411’de, çağının ötesinde ve insanları birleştirici düşünceleri olan Şeyh Bedreddin’i kazaskerliğe getirmişti.
Tarihçi Hammer, Mehmet Çelebi için, “Bütün hayatı boyunca Bizans imparatoru’nun sadık müttefiki, Türkmen asilerinin korkunç düşmanı, Osmanlı saltanat tahtının dayanağı idi” diye yazıyor.
Musa Çelebi’nin öldürülmesinden sonra Mehmet Çelebi’ye karşı Şeyh Bedreddin’in müridlerinin, arkasından da Şeyh’in başkaldıracak olması ise iki kardeş arasındaki savaşımın salt bir taht kavgası olmadığının en azından Musa Çelebi’nin halk kitlelerinin tepkilerini ve duygularını dile getirdiğinin açık bir kanıtıydı.
Çünkü Timur ordularının Anadolu’yu yağmalamaları, Beyazit’in oğulları arasındaki çatışmalar ve bu kargaşadan yararlanan eşkıyanın halka yönelik saldırıları, zaten ezilmekte olan halkı büsbütün maddi ve manevi sıkıntı içine düşürüyordu.
Diğer yandan da saray çevrelerinin, yöneticilerin, medreselilerin ve tarikat yandaşlarının üretmeksizin tüketen asalaklar olarak halkın karşısında yer alması da halkı büsbütün bunaltıyordu.
Yıldırım Beyazit’ten başlayarak yönetici kadronun ahlak açısından da düşkünlük göstermesi, Osmanlı sarayının Avrupa’daki saray yaşamına özenmesi de aynı döneme rastlaması halk üzerindeki olumsuz etkiler bırakıyordu.
BÖRKLÜCE’NİN YOLDAŞLARINA ‘APTAL TÜRKLER’ DİYEN SARAYIN YARDAKÇISI
Osmanlı tarihini sarayın gözünden yazan Hayrullah Efendi, Şeyh Bedreddin eylemine katılan Türkleri, ‘idraksız Türkler’ olarak niteleyip, “Börklüce Mustafa nam şahıs Aydın tarafına geçip orada bulunan etrak-i bi- idraki (kafasız, aptal Türkler)’i adı geçen şeyhin meslek ve mezhebini tasdike davet eyledi” diye yazarak ezilen halkı küçümseyen ifadeler kullanması, yönetici sınıfın halka nasıl baktığının açık bir göstergesiydi.
Osmanlı yönetiminin Hıristiyan aristokratlara gösterdiği hoşgörüye karşılık Türkler’e her olanakta acımasızca, gaddarca davrandığı tarihsel bir gerçekti. Örneğin Devşirme Yörgüç Paşa, Kızıl Koca Türkmenleri’nden eşkıyalık ettiği öne sürülen 4 kardeşi ve onların 400 kadar yandaşını bir hile ile yakalamış ve 4 kardeşi öldürdükten sonra, bu 400 kişiyi de bir mağaraya kapatıp dumanla boğdurarak öldürmüş, mallarını yağmalatmıştı.
İLK ÖNEMLİ KALKIŞMA BAŞLIYOR…
Musa Çelebi’nin kardeşi tarafından öldürülmesinden sonra Bedreddin’e 1000 akçe aylık bağlanarak İznik’e sürgün edildi. Bedreddin’in izinden Giden Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal Aydın ve Manisa’da isyan bayrağı açtıklarında Bedreddin İznik’teydi.
Olaylar, bütün Anadolu’da halkın padişaha karşı ayaklanmaya hazır bulunduğu bir ortamda patlak verdi. Bu sırada Mehmet Çelebi, Saruhan Valisi Süleyman Bey’e asker toplayarak Aydın yöresinde bulunan Börklüce Mustafa’nın üzerine gitmesini emretti.
ZULME KARŞI BİRLEŞEN YIĞINLARIN ARASINDA YAHUDİ ÖNDERLER DE VARDI
Oysa Börklüce Mustafa, o ana kadar bir kalkışmada bulunmamıştı. Bunun üzerine Börklüce, kimi tarihçilere göre 1415 yılında Şeyh’e inananlardan 6 bin kişilik bir güç topladı. Börklüce’nin yoldaşları arasında Hıristiyan ve Yahudi olan tebaadan insanlar da vardı. Öyle ki ayaklanmanın önderlerinden biri olan Torlak Kemal’in asıl adı Samuel’di Manisalı bir Yahudi aileden geliyordu.
Kendilerini savunmak durumunda kalan Börklüce ve yanındakiler, o zamanlar Stilarion Dağı olarak anılan Karaburun geçitlerini tutup, burada Süleyman Bey ve ordusunu yenilgiye uğratarak kendisini de öldürdüler. Bunun üzerine Mehmet Çelebi aynı görevi, Saruhan ve Aydın’a vali olarak atanan Ali Bey’e verdi. Ali Bey de aynı yerde Börklüce ve yanındakilere yenilince yanında kalan az sayıdaki güçle Manisa’ya zorlukla çekilebildi.
MEHMET ÇELEBİ BÜTÜN ORDUYU BÖRKLÜCE VE YOLDAŞLARI ÜZERİNE GÖNDERİYOR
Bu yenilgiden sonra çok öfkelenen Mehmet Çelebi, bütün Anadolu ve Rumeli askerini henüz çocuk yaşta Amasya valisi olan oğlu Murat’ın emrine vererek Börklüce ve yoldaşlarının üzerine amansız bir güç gönderdi. Ancak gerçekte veziriazam Beyazit Paşa yön verdiği bu acımasız ordu, yolda rast geldiği ihtiyar ve çocukları, erkek ve kadınları, yaş ve cins farkı gözetmeksizin, merhametsizce kılıçtan geçiriyordu.
Sonunda Börklüce Mustafa ve yanındakilerin çoğu öldürüldü…
Börklüce’nin tutsak alınarak Efes’e götürüldüğü, orada işkence yapılarak inancından dönmesinin istendiği, onun ise sonuna kadar direndiği, bunun üzerine de asılarak öldürüldüğü, ardından da cesedinin çivilerle çarmıha çakıldığı, böylece kentin içinde dolaştırıldığını yazıyor kimi kaynaklar.
İRİŞ DEDE SULTAN İRİŞ…
Börklüce öldürülmeden önce adamları onun önünde idam ediliyorlarmış ve ölüm anlarında ‘Dede Sultan eriş’ diyorlarmış.
Torlak Kemal de daha sonra Manisa’da asıldı…
Bu sırada İznik’te bulunan Şeyh Bedreddin, önce İsfendiyaroğlu’nun yanına gitti. Daha sonra Türkmenlerin yoğun olduğu Deliorman bölgesine geçti. Ancak bir baskın sonucunda yakalanan Bedreddin, yargılanmak üzere Serez’e getirildi. I. Mehmet Çelebi’nin huzurunda toplanan özel bir mahkemede ulema tarafından yargılanan Şeyh Bedreddin, uzun uzun sorgulandı, düşüncelerini uzun uzun anlattı.
BEDREDDİN, ‘KANI HELAL, MALI HARAM’ FETVASIYLA SEREZ’DE ÇIPLAK OLARAK ASILDI
Sonunda devlete isyan etmekten suçlu bulundu ve alınan ‘kanı helal, malı haram’ fetvasıyla 1420’de Serez çarşısının içinde çıplak olarak asıldı.
Uzunca bir süre asılı kalan şeyhin cesedi, izdeşleri tarafından indirilerek gömüldü.
Onun kişiliği, düşünceleri ve eylemleri üzerine pek çok tartışmalar yapıldı. Prof. Dr. Çetin Yetkin, Bedreddin’in bir halk adamı, bilinçli bir devrimci olduğunun altını çizerek, halk arasında bugün bile söylenegelen ‘Ben de halümce Bedreddinem’ sözünün, Şeyh Bedreddin’in tarihteki yerini belirlemeye yeteceğini savunuyor.
Şeyh Bedrettin’in mezarı, 1924’te gerçekleşen mübadelede, Simavna’daki tekkesinin bahçesinden alınarak çinko bir kutuda Topkapı Sarayı’nda muhafaza edildi. 1961’de de İstanbul Divanyolu’ndaki 2. Mahmud türbesine gömüldü.
Kaynakça: Prof. Dr. Çetin Yetkin, ‘İktidara Karşı Türk Direniş ve Devrimleri’, Yeniden Anadolu ve Müdafaai Hukuk Yayınları-1. Cilt, 6. Basım
Yusuf Yavuz
Odatv.com
PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlar Pagan inanışların hüküm sürdüğü dönem boyunca Efes Şehri, dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı nedeniyle dini bir merkezdi. Efes’e gelen çok sayıda hacı, özellikle gümüşten yapılan adak heykelleri satın almak suretiyle şehre muazzam miktarda para bırakıyorlardı. Bu sebeple şehirde güçlü bir gümüş esnafı loncası vardı. Hristiyanlığı yaymak üzere Efes’e gelen ve büyük […]
Duvar yazılarından tanıdığımız eski uygarlıkların dilleri şimdi konuşuluyor olsaydı tınıları, sözleri nasıl olurdu hiç merak ettiniz mi?
Otuz bini aşan çivi yazılı kil tabletten (ya da tablet parçasından) oluşan Boğazköy arşivinin en önemli dili, aşağı yukarı yüzde sekseni, Hitit dilidir. Hitit kanunları, kral yıllıkları, antlaşmaların büyük kısmı, ülke içi yazışmalar, mitolojik metinler, dinsel içerikli binlerce metin, yüzlerce fal metni bu dilde yazılmıştır.
Hititçe vatar “su”, İngilizce water “su”, Slav dillerinde voda “su”.
Maya dilleri, Kolomb öncesi Mezoamerika uygarlıklarından birini oluşturan Mayalar’ın vaktiyle kullanmış oldukları Klasik Mayaca dahil hepsi ana Proto-Mayacadan türemiş olan dillerdir. Ethnologue verilerine göre 68 dilden oluşur ve 6.038.172 kişi tarafından konuşulur.
Uto-Aztek dil ailesine sokulan bu dil, Orta Amerika’da, özellikle Meksika’nın Yucatan, Campeche ve Quintana Roo bölgelerinde halen Mayalar’ın torunları sayılan 6,5 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır.
Antik Yunanistan’da ve Doğu Akdeniz havzasında M.Ö. 9. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar konuşulmuş olan ölü bir dildir. Arkaik, Klasik ve Helenistik dönemleri vardır. “Antik Yunanca” olarak da bilinir
Bugünkü Yunancanın atası sayılmakla beraber gerek farklı harfler ihtiva etmesi gerek telaffuz farkları gerekse gramer yapısı ve oldukça gelişmiş bir vurgu sistemi ile bugünkü Yunancadan oldukça farklıdır. Bu sebeple bugünkü Yunanca ile benzerliği sıradan bir Hint Avrupa diline olan benzerliği kadardır.
Antik Mezopotamya dili ve onun Babil ve Asur diyalektleri son 2 bin yıldır kimse tarafından konuşulmuyor. Ancak son dönemlerde kil tabletleri ve taş yazıtları deşifre eden bilim insanları bu dili yeniden canlandırmak konusunda boldukça yol kat etti.
Mısır yazısı, coğu nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700’den fazla işaretten oluşmuştu. Her bir işaret, gerek özel bir nesneyi, gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi. Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa, sağa dönükse sağdan sola okunurdu.
”Sümer dili hiç başka bir dil gurubuna ait değildir”derler ve yalıtık (izole) bir dil olarak tanımlarlar. Oysa ki hem cümle yapısı hem de sözcükler Türkçe ile büyük bir benzerlik içindedirler. Sümer dilini önce Sami dilleri ile, daha sonra Hind-Avrupa dilleri ile karşılaştırdılar. Fakat ne biri ne de diğeri Sümerce ile uyum sağlıyordu. Peki, ama neden Ural Altay dilleri ile karşılaştırmaya gerek duymadılar? Nedeni, onlara göre M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya’da ne Türk toplulukları vardı ne de Macar, onlara göre Türk ve Macarların Anadolu’ya gelişleri en erken M.S. 900 yılları olmalıydı.
Sami dillerine ait eski Mezopotamya’da, özellikle Asur ve Babil imparatorluklarında kullanılan dil. Mezopotamya’da MÖ 3000 – 1000 yılları arasında konuşulan ölü bir Sami dilidir MÖ 2350’li yıllarda Akad’ların Sümer kentlerini ele geçirmelerinden sonra bölgede Sümer dilinin yerini aldı.
Aztek yazısı da Maya yazısı gibi, ideogramların ve sesleri belirten fonetik sembollerin bir karışımından oluşmuştur. Yani bazı resim karakterleri nesneleri ve düşünceleri ifade ederken, bazıları da sesleri ifade ediyordu.
Mezopotamya’ya bakan dağlarda bu dillin sesi taşlara harflerle dökülmüş şekilde hala yankılanmakta.
Persler’den İsa’ya bu dille pek çok dua okundu ve okunmaya devam etmekte.
Roma’nın kudreti bu dille betimlendi.
Denizlerin savaşcı çocukları düşmalarına bu dille korku saldı.
Orta Asya steplerinin sessizliğine bu dille karşı konulmuştu.
Savaşçı klanlar bu dille aynı nidalar ile birbirleriyle savaşmışlardı.
Kaynak: http://trend.mynet.com/eski-uygarliklarin-dilleri-seslendirildi-iciniz-bir-tuhaf-olacak-1037807
PaylaşTweetlePin1Paylaş1 Paylaşımlar El Camino de Santiago (St. James Yolu) Yavaş yavaş bir başka hayalimi daha gerçekleştirmek üzere adım atmaya hazırlanıyorum ve bu benim yolculuğumda ki en uzun yürüyüşüm olacak. Bir kaç yıl önce filmini izleyip etkisi altında kaldığım ve o günden bu güne bir gün mutlaka yapacam dediğim El Camino de Santiago de Compostela. El Camino […]
PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlar “ Tarihin İlk Bankası Artemis Tapınağı “ Eyy Efesliler; Paranızı Artemis Bankasına yatırın siz kazanın !!! diye bir sloganları vardı sanırım. Antik Efes’te yaşıyorsunuz ve çok paranız var! Bu parayı en güvenli nerede saklarsınız biliyor musunuz? Ya da bir şeyler yapmak için bir miktar paraya yani krediye ihtiyacınız var ne yapmalısınız? Gideceğiniz yer […]
PaylaşTweetlePinPaylaş0 Paylaşımlar LÜBBEY DOĞA YÜRÜYÜŞÜ Tarih: 24 Ocak 2016 Faaliyet hakkında: Tarihi köylerden geçip yakın tarihin etkileyici mekanlarına misafir olacağız. İnişli çıkışlı yollar yürürken dereler aşıp zirvelerden derin vadileri seyredeceğiz. İlk olarak yol üzerinde bir köy kahvesinde kahvaltı molası vereceğiz. Daha sonra ilk durağımız olan Lübbey köyünü ziyaret edeceğiz. Daha sonra köyden hareketle doğa yürüyüşümüze […]
Delicately crafted using Franz Josef theme and WordPress.
This website stores cookies on your computer. These cookies are used to provide a more personalized experience and to track your whereabouts around our website in compliance with the European General Data Protection Regulation. If you decide to to opt-out of any future tracking, a cookie will be setup in your browser to remember this choice for one year.
Accept or Deny