Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

Via Sebaste Yollarında

Tıpkı 2000 yıl önce yürüyenler gibi yürüdüm o taş döşeli yolda. Ben de onlar gibiydim çünkü. Hiç farkım yoktu onlardan. Çünkü ben de Anadolulu bir halktanım tıpkı onlar gibi. Ben de onlar gibi bu toprakların, bu coğrafyanın, bu tarihin üzerinde oturuyorum, sahibiyim. Ben Anadoluluyum. Tıpkı Pisidialılar gibi, tıpkı İsaurialılar gibi, Likyalılar, Karyalılar gibi. Bu topraklardaki geçmişten gelen ve geleceğe giden kültürlerin taşıyıcısı benim. Sorumluluğum büyük. Roma’nın, Homonadların, Pisidialıların, İsaurialıların, Leontopolislilerin, Pamfilyalıların, Hititlerin, Selçuklunun hepsinin kültürüne sahip çıkıyorum. Onların hepsi benim topraklarımda var oldu, benim topraklarımda yoğruldu, tıpkı benim varoluşum gibi. Onların hepsinin kültürleri toplanarak benim kültürümün birer parçası oldular. Ne kadar şanslıyım.

Tarihte yolculuğa çıkmak, tarihin izlerini sürmek, o tarihi bilerek ve hissederek ilk gören olmak, ilk anlayan olmak… Kafanda kurduğun türlü hikâyeleri yol boyunca gözünde canlandırmak…

 

Bu yollara kimlerin teri akmıştı, kimlerin nefesi sinmişti bu kayalara, her esen rüzgârla binlerce yıl öncesinden dönüp gelen bu yankılara, bu aşınmış kayalara dalıp gitmek…

 

Yüküyle birlikte yol alırken dengesi bozularak uçurumdan yuvarlanan bir devenin böğürtülerini kulaklarında duymak…

 

Romalı lejyonlar ile Homonadalı (Hoinona) askerlerin bir kavşakta aniden karşılaşması ve kaçınılmaz çatışma… Kılıç kalkan şakırtıları, can verenlerin ve yaralananların çığlıkları…

 

Hikâyeler kafamda;

 

“On kadar Roma lejyonu elleri bağlı, ayakları kelepçeli birkaç esiri atlarının arkasına bağlamış götürmekteler ergastulalarına…

 

Bir başkası;

 

Bir kervanı eşkıyalar basar… Kimi, “Malımı alın, canımı bağışlayın!” diye yalvarır; diğeri, “Onlar benim ekmek param, dokunmayın!” diye yalvarır yol kesen hayduda…

 

Bir başka hikâye gözümde;

 

Via Sebaste’nin en hırçın tepelerinden geçen bir yerinde, daracık bir kanyonda, üşüşüverir haydutlar kervanın üzerine, canlı bir tek insan bırakmazlar. Ölüleri kayalıkların derinliklerine atarlar.

 

…ve bir tane daha;

 

Roma askerleri, çocuklarını esir etmiştir bir ananın… Homonad ana, intikam duygularıyla uzun süre kin besler Romalı askerlere, bir büyük komutan bekler… Sonunda gelir Romalı komutan. Bir dar geçitte pusuyu kurmuştur Homonad ana. Yayını iyice gerer gizlendiği bir kaya kovuğunda; komutanın tam göğsüne salıverir okunu. Romalı komutan cansız yere yıkılır. Birbiri arkasına oklarını yağdırır Romalı lejyonların üzerine. Bir ikisi kurtarabilir ancak canını… Savaşçı, söz dinlemez, hırçın Homonadlar…

 

Yol boyu hikayeler başımda…

 

Kim bilir bu hikayelerin hangileri yaşandı bu yolda… Kim bilir, kafamda kurgulayamadığım nice hayatlar, nice hikayeler sahne aldı Via Sebaste Yollarında.

 

Keşif işte böyle bir şeydir. Orada olmayanı görebilmektir, oraya sinmiş sesleri duyabilmek, nefeslerin sıcaklığını hissedebilmek, tarihin binlerce yıllık derinliklerinden yükselen çığlıkları, acıları, öfkeleri, sevinçleri, haykırışları, isyanları, duaları, bedduaları gözlerinde canlandırabilmektir. Onu ilk duyanın ilk görenin ilk hissedenin “ben” olmasıdır keşif heyecanı.

 

Bu benim keşfim, Özgür’ün keşfi, Onur’un keşfi…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.