Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

TANRILARIN MİSKET OYNADIĞI LATMOS

 

Büyülü bir atmosferi var Latmos’un; etrafınızı sarmakla kalmaz sizi içine çeker, kendi dünyasına götürür. Zorlu patikalarında tarihi adımlarken, her soluğunuzda efsaneleri hayat bulur yeniden…

Zirve Dağcılık Kulübü Selçuk Şubesi’nin düzenlediği 4. Geleneksel Latmos (Beşparmak) Dağı Trans Faaliyeti için 10 Kasım akşamı yola koyulduk. 11 sporcu Söke’nin Çavdar Mahallesi’nde yudumlanan çaylarla veda ettik medeniyete. Ünlüler Çeşmesi mevki üzerinden ilk kamp alanımız Anadolu Düzlüğü’ne ulaşıyoruz. Karanlıkta kurduğumuz kampı çevreleyen kayalıklara çıkıp yukarıdan ortamı koklamak ve yıldızları gözlemek de faaliyet öncesi motivasyon kaynaklarımız. Havanın aydınlanmasıyla etraftaki atmosfer kendini hissettirmeye başlıyor. Pınar sularıdan demlenen çayla hızlı bir kahvaltının ardından kampı toplarken öncümüz İsmail’in parkur hakkında tüyolar çalıyor kulağımıza ve yola düşüyoruz. Isınma sayılabilecek bir düzlüğün ardından yavaş yavaş irtifa almaya başlıyoruz. Sert eğimlerle geçen saatler yorsa da aşılan her tepede yeni bir atmosfer sunuyor Latmos misafirlerine. Panaromik manzaralarda soluklanıyoruz.   

Rüzgar Boğazına vardığımızda nefes kesici kaya şekilleri ve bitki örtüsünün yanına bir de mermer/taş zeminler ekleniyor. Bir süre başımız önde yürüyoruz. Işıkla süzülen mermer tozları ve kristalleşmiş taşlar hem serveti hem baş belası Latmos’un. Taş ocaklarının var olma sebeplerinden birer hatıra alarak devam ediyoruz yolumuza.

Şemsiyeyi andıran fıstık çamı ağaçlarının arasında Çoban Yusuf’un mesken edindiği bölgeden geçerken Latmos’un ünlü efsanesi geliyor insanın aklına: Güzeller güzeli Ay Tanrıçası Selene’nin Latmos’lu Çoban Endymion’la aşkı. Zeus’la aşk yaşayan tanrıça ancak Latmos’ta yeni bir aşka tutulabilirdi herhal…

Kaydırak mevki faaliyetimizin zorlu geçitlerinden biri. Dar bir sırt gibi dönüp dolanan kaygan kayalarından alıyor adını. Kısa bir tedbir molasıyla çantalarımızın gevşeyen perlonlarını sıkıp, sallanıp denge bozabilecek bağlantılarını gözden geçirerek ilerliyoruz. Hemen ardından zirve heyecanı sarıyor içimizi.

Latmos’un en yüksek noktası 1375 metre rakımlı Tekerlek Kaya tüm haşmetiyle karşımızda duruyor. Latmos düzenli misafirlerine karşı vefalı: İklim tanrısının mekanını rüzgarsız, nemsiz ve açık bir havada yakalıyoruz. Aksi durumda zirveyi düşünmek bile hayal.

Çantalarımızı bırakıp Atatürk bayrağımızı alarak tırmanmaya başlıyoruz. 10 Kasım’da başlayan faaliyette Mustafa Kemal’i anmayacağız da ne yapacağız? Şehirde olduğu gibi dağda, kırda, bayırda da izinde, ışığında yürüyoruz…

Karya Uygarlığı’nın bölgedeki en kutsal mekanı kabul edilen Tekerlek Kaya’nın zirvesinde her yönde başka güzel bir manzara var. Ne tarafa bakacağımızı şaşırıyoruz. Güney’de Bafa Gölü göz kırparken kuzeye doğru bakir bir orman uzanıyor.

Tekerlek kayanın altında yenilen öğle yemeğinin ağırlığını keyifli bir baca geçişi ile atıyoruz üzerimizden. Baca çıkışı ile birlikte kuzey yamacı etkisini hissettiriyor hemen. Taşlar ve toprak nemleniyor, bitki örtüsü sıklaşıyor ve çeşitlilik artıyor.

Herkes için farklı anlamlar ifade eden nem ekip üyemiz Sevim Şahin için de mantar potansiyelene işaret ediyor. Yol boyu her mantarın yürüyüş sonrası anımsamayacağız tarihçeleri ve latince isimlerini dinlesek de akşam yemeğindeki ziyafete değdiğini söylemeliyiz. Ancak yanınızda gerçek mantar uzmanı yoksa yani bizim kadar şanslı değilseniz mantarlara bulaşmanızı tavsiye etmiyoruz, zira ölümcül olabiliyorlar…

Kayalık alanlardan ve çarşak zeminlerden sonra domuzların eşelediği orman patikalarından geçerek hava kararırken kamp alanımıza ulaşıyoruz. Yemeğin ardından isteyen inzivaya çekilerek dinlenirken isteyen közde demlenen çay ve ateş başı sohbetiyle atıyor günün yorgunluğunu. Geceyi baykuş sesleri arasında geçiyoruz.

Sabah kampı toplar toplamaz çadır arkadaşım Doğucan, Sevim ve Begüm ile birlikte keşfe çıkıyoruz. Sarp kaya geçişlerinin ardından ulaşılan ,’nın izleri ve 30 metrelik uçurumu tepesindeki kayaları süsleyen freskler heyecan verici. Bölge mağaraların içine inşa edilmiş yaşam alanları açısından da son derece zengin.

Köylülerin kral yolu olarak adlandırdıkları taş döşeme antik Karya yolllarına düşüyoruz bu sefer. Her adımda tarihi hissederken Latmos’un kaya yapıları da insanı şaşkına çeviriyor. Kimi bir horoz başı şeklinde kimi lazer ile çizilmiş bir miğfer gibi uzanıveriyor önümüze.

Tepelerin ardından göz kırpan Bafa Gölü de Heraklia’yı müjdeliyor. Su kıtlığının içinde kayaların arasından süzülen kaynağın tadı da damağımızda kalıyor.    

Son durağımız Kapıkırı Köyü, namı diğer Heraklia. Bafa Gölü’nün içindeki adada yükselen kalenin manzarasıyla biralarımızı yudumlayıp yorgunluğumuzu atarken Latmos’un gizemli atmosferinden son demlerimizi soluyoruz.

 

Yazı: Özer Sürmeli

 

 

 

Dağcılık malzemelerini incelemek yada satın almak için tıklayınız.

www.dagcidukkani.com

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.