Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

TANRIÇA ARTEMİS’İN UYANIŞI

12744017_573043912873344_7321213213899080736_n

Güzel Artemis

II. Dünya Savaşı’ından uzun bir süre sonra 1954 yılında, Avusturyalılar Efes’te kazılara yeniden başladılar.

Kazı ekibinin başında Profesör Miltner vardı. Miltner idealist ve tutkulu birisiydi, daha önce yapılmayan bir şey yapmak istiyordu Efes’te.

Bugün Kuretler Caddesi dediğimiz, Bülbül dağı ve Panayır dağı arasında kalan bölge hala toprak altındaydı. Bu bölge kentin tam ortasında ve eski kutsal yol üzerinde olduğundan çevresindeki anıtların önemli olması gerekiyordu. Fakat işi zordu. Bu mevki, vadinin en dip noktasıydı ve diğer alanlara göre daha çok toprak kalınlığı vardı. Bu bilgiler dâhilinde kazılar başlamıştı.

O mevki üzerindeki tüm yapılar birer birer tüm hızıyla ortaya çıkarılıyordu. Fakat diğer kazılar gibi derinlemesine incelemeler pek mümkün olmuyordu. Bu durum da bir çok önemli bulgunun gözden kaçmasına neden oluyordu.

Miltner, açtığı bu caddenin adının ne olduğunu düşünürken, burada bulduğu bir yazıt, Kuret denilen rahiplerin kent yönetimine katkılarından bahsediyordu. O halde bu cadde “Kuretler Caddesi” olmalıydı, demiştir. Oysa ki bu yazıtlar Efes Belediye binasına ait yazıtlardı. Fakat bu yanlış isim günümüze kadar bu şekilde gelmiştir.

Bu belediye binası (Prytaneon), aslında onu üne kavuşturacak olan yerdi !!!

1956 yılının 18 Eylül günü hava alabildiğine sıcaktı …

Profesör yanına doğru koşan bir amele çavuşunu fark etti. Kan ter içinde kalan çavuş heyecandan bayılacaktı, sonra kekeleyerek;

“Profesör bey, profesör bey, bir heykel bulduk, bütünü altın.”

Biraz Türkçe bilen Miltner, kulağına inanamamıştı ve bir daha tekrarlatmıştı. Ardından yaşlı ve yorgun bedeniyle Belediye Sarayı’na koştu.

Gerçekten bir heykel bulunmuştu, hem de en görkemlisinden. İşçinin söylediği gibi altın değildi ama, bu Efes’te ilk kez bulunan bir Efes Artemisi heykeliydi. Şans Miltner’e gülmüştü ve bu onu şan ve şöhrete kavuşturacaktı.

Profesör sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı ve biraz dikkatli baktığında, belden üst kısmında bazı altın kaplama izleri görülüyordu. İşçi altın diye bunu kast etmiş olmalıydı. Yüz üstü yatan heykeli çevirdiklerinde bütün güzelliği meydana çıkmıştı. Civarının en iyi mermerinden yapılmıştı. Şimdiye dek bundan daha güzel bir Efes Artemis’i bulunmamıştı. Miltner heykele “ Güzel Artemis” adını taktı. Miltner artık Belediye Sarayı’ndan ayrılmıyordu. 3 gün sonra 11 Eylül günü öbüründen daha büyük bir Artemis heykeli buldu.

Fakat enteresan bir şey vardı. İki Artemis’te yapının altına adeta gizlenmiş bir vaziyetteydiler. Bir depremde yıkılmış olsalar kırılma olasılıkları çok yüksekti. Olsa olsa bulunduğu yere itilip üzeri toprakla örtülmüş olmalıydı. Çünkü bu binadan diğer yapılar için yapı malzemeleri alınmıştı. Bu heykellerde kırılıp götürülebilirdi.

Acaba bu durumu Efesliler’in Hristiyanlığa rağmen Artemis’e olan saygısına mı bağlamak gerekiyordu?

Güzel Artemis 1500 yıl toprak içinde rahat uyumuştu, fakat uyandığında pek rahat verilmedi…

Daha Türkiye’de pek kimse görmeden Brüksel’e bir sergi için gönderilmişti. Geri döndüğünde Selçuk’ta uygun bir müze binası olmadığından İzmir’de Fuar Arkeoloji Müzesi’nin en değerli eseri olarak 6 yıl boyunca sergilendi. Bu geçen sürede Efes’te yüzlerce eser çıktı ve zorunluluktan Selçuk’ta modern biz müze binası yapımına başlandı. Bittiğinde artık Artemis’in evine dönme vakti gelmişti. 1964 yılının bir Pazar günü kısa bir yolculuk yaparak evine geri döndü.

İşte Artemis’in ihtişamı dünyayı kasıp kavurmuştu. O şu an evinde, Efes Müzesi’nde insanlığı selamlamaktadır.

Tarihçi Tolga MERT

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.