İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Orda Bir Göl Var Uzakta

Son güncelleme tarihi 29 Ocak 2019

fotgol2
Fotoğraf: Akın GEDİK

Issız, sarp zirvelerin arasında bir göl var uzakta… Ovacık merkezinin kuzeyinde, Munzur Dağlarında, Köseler Köyü sınırları içinde ıssızlığın ortasında… Koyungölü ve Köseler köyleri arasında başlayan vadiyi yürüyerek yaklaşık 7 km. katettikten sonra tüm güzelliği ile bir serap gibi çıkıyor karşınıza.. Durgun, sakin, sessiz ve yapayalnız.. Meraklı ziyaretçilerini bekliyor…

15 Ağustos günü sabah 05.30 da Ovacık Turistik Otelde Kuzenim Erdal, rehberimiz Akın Gedik ve Avusturya’dan gelen Zeynel ile buluştuğumuzda Ovacık henüz derin uykudaydı… Fırından sıcak ekmeklerimizi alıp Köseler Köyüne doğru yola çıkıyoruz… Köseler Köyünde Dayım bizi bıraktığında saat 05.45 olmuştu. Biz arabadan uzaklaşırken arkadan dayımın sesini duyuyorum; fotoğraflarınızı bekliyorum.. Çantalar sırtlandı, uzun yorucu ama bir o kadarda heyecanlı bir yolculuk bizi bekliyordu. Erdal ile Karagöl Vadisine doğru patikaya girdiğimizde tan kızıllığı, zirveleri aydınlatıyordu.. Akın ve Zeynel hemen arkamızdan ağır ağır ilerlerken biz Vadi girişine girdiğimiz de aklıma Tunç Fındık’ın anlattığı Himalayalarda tırmanış öncesi, dağdan izin almak için yapılan dua töreni geliyor. Her yıl, Munzur dağlarına çıkarken nedense Munzur Baba’ dan izin alma ihtiyacı hissederim. Şimdi yine aynı duygu ile yürüyorum Erdal’ ın arkasında… Arkadaşlarımız arkadan bizi takip ediyorlar ağır ağır..

Geban yaylasına vardığımızda saat 06.45 olmuştu, Zeynel GPS den bize sürekli yükseldiğimiz noktayı bildiriyor (1533m.). Yayla boş, mevsim itibari ile kurumuş bir göl ve boş çadır yerleri karşılıyor bizi Geban’ da. Ağustos ayında mevsim gereği bu seviyelerde yeşilliğe rastlamak zordur. Ancak on gün önce yağan yağmurdan nasibini alan topraklar yeniden baharı muştuluyor sanki, her yer yeşile bezenmiş, sarp yamaçlarda bile öbek öbek yeşilliklere rastlamak mümkün. Uzaktan bakıldığında Munzurlar helede Temmuz sonundan itibaren kurak görünür. Oysa kuzey yüzlerindeki platolarda çayırlar ve çiçekler boldur. Kar kalkmadan daha kasım başında yeni kar düşer zirvelere..

Geban yaylasından sonra Munzurların bitki örtüsü sizi karşılıyor, rengarenk çiçekler ve çeşitli endemik türlere rastlıyoruz, bitki türlerini ben pek tanımam, Zeynel ise görevi gereği neredeyse hepsini tanıyor ve her bitkinin, çiçeğin fotoğrafını çekiyor arşivi için.

Saat 07.30, Kamışlı göldeyiz.. Uykumuz iyice açıldı, sabah rehaveti, soğuk kaynak suyunu içince Kamışlı gölün, uçtu gitti üstümüzden. Akın çaydanlığı alıp çeşmeden su dolduruyor, ateş yakıp çay demliyor, çantamdaki yiyecekleri çıkarıp Akın’ a yardım ediyorum. Güneş zirvelerden vadiye doğru inerken biz yamacın gölgesinde kahvaltıya başlıyoruz. Sıcak çay, sıcak sohbet ve Zeynel’ in video çekimleri ile yarım saat süren molamız oldukça keyifli geçiyor. Burda biraz Zeynel arkadaşdan söz etmeliyim; Avusturya da yaşayan bir gurup Dersimli genç, Dersim kültürünü ve değerlerini yeni nesillere aktarmak üzere ‘’SOSMUNZUR’’ adlı bir dernek kuruyor. Her yıl farklı zamanlarda Munzurun kültürü, doğası, yaşam koşulları, bitki örtüsü üzerine araştırmalar yaparak, belge ve bilgileri doküman haline getirerek geleceğe aktarmak adına gönüllü çalışmalar yapıyorlar. Zeynel de bunlardan biri. Üstelik bu işi yaparken Viyana da bir üniversitenin desteği ile yapıyorlar. Kutlamak gerek bu insanları, herkes sahip çıksa değerlerine yok olup gitmez kültürümüz.

Kahvaltı bitiyor, bir an uzanıp bu sessizliğin keyfini çıkarmak istiyorum ama, yolumuz uzun Karagöl bizi bekler. Kamışlı gölden 08.00 da hareketle vadi içinde yavaş yavaş yükselerek ilerliyoruz. Vadide sağımız ve solumuz yalçın doruklar, tırmanılası duvarlarla dolu, kayaların arasında güneşe doğru uzanmış otlar bizi selamlıyorlar, Arkamızda, uzaklarda Hozat’ a kadar uzanan meşe ormanı.. Önümüz mü? Önümüzde tabii ki Karagöl var… Artık irili ufaklı taşlar arasında yürüyoruz, tempomuzu yavaşlatıyor ama keyfimiz yerinde çünkü Karagöl’ ü görmek var sonunda. Heyecanlıyız Erdal ve ben. Çünkü,   ilk kez görereceğiz. Yorulmuyoruz, yolun sonunda bizi bekleyen manzaranın hayaliyle dolu bilincimiz.. Her gördüğüm kareyi fotoğraflamaya çalışıyorum, sonra Erdal’ a uzatıp beni çekmesini istiyorum, çekiyor ve makinayı tekrar bana uzatıyor ama ben tutamıyorum ve kayıp ellerimin arasından 3 kez sekerek taşlarda 1 m. aşağı düşüyor.. Herkes bir an sanki soluğunu tutar gibi oluyor.. Biliyoruz artık işe yaramayacak ama alıp yerden çantama atıyorum. Karttaki fotoğrafları kurtarmanın tesellisi kalıyor geride. Zeynel kendi makinasını vermeyi teklif ediyor, kabul etmiyorum arşiv için onun kendi fotoğraflarını çekmesi gerekiyor..

5 dk.lık birkaç mola ile 2,5 saat süren bir yürüyüş sonrası vadiyi bitirip sırtın önüne geldiğimizde dik kayalığa tırmanmadan önce biraz daha uzun bir mola veriyoruz. Nasıl çıkarım diye düşünürken Aladağlar-Büyük Demir Kazık külahı geliyor aklıma, oraya çıktım burayı daha rahat tırmanırım hesapları yapıyorum içimden, neyseki burası kısa mesafe diyorum. 2270m. deyiz şimdi ve tırmanışa başlıyoruz, yarım saat sonra 2330m de zor kısmı aşmış oluyoruz, bundan sonrası nispeten daha rahat yürüyebileceğimiz bir alan. Sabırsızlık had safhada, heyecanımız yorgunluğumuzun önünde. Rehberimiz sırta çıkınca gölün bir kısmını görebileceğimizi söylemesi üzerine Erdal adımlarını hızlandırıyor, arkasında ben, Akın ve Zeynel.. Erdal’ ın sürekli önde gittiğine bakmayın oda ilk kez geliyor buralara, genellikle yol belirgin olduğu için ve de Akın’ ın kimi yerlerde yönlendirmesi ile önde yürüyor.

Ve işte sırttayız.. Orda bir göl var uzakta… Artık uzakta değil benim için, önümde duruyor sessiz, ıssız ve bir serap gibi.. Çıplak dik Munzur doruklarının dört yanını çevrelediği bir çukurda, sessiz sedasız kapkara görüntüsü ile karşımda beni bekliyor.. Geldim işte sana Karagöl… Düşündüğümden daha büyük ve heybetli. Ürkütücü olduğunu söylerlerdi daha önce görenler, ben öyle hissetmiyorum, muhteşem güzel. Akın’ ın Haziran ayında çektiği fotoğrafı düşünüyorum, bizi buralara sürükleyen fotoğrafı ve seneye Haziranda gelmek için şimdiden can atıyorum. Çevresi karlar ve beyaz papatyalarla, sarı, mavi çiçeklerle, mor sümbüllerle, bir gelin tacı gibi süslenmiş halini görmeliyim mutlaka. Başımı ne yana çevirsem dağlar yükseliyor gökyüzüne, 3000 m.yi aşan zirveler var burada, hangisine nereden tırmanılır kestirmeye çalışıyorum, uzaktan uzağa, Erdal niyetimi anlıyor olmalı ki yanıma geliyor, seneye kamp atarız, tırmanırsın, diyerek gülümsüyor. Ayrıca kendi karelerimi çekmeliyim, Karagölün eşsiz güzelliğini gönül penceremden yansıtmalıyım objektifime.

2500m. den yaklaşık 50 m. iniyoruz gölün kıyısına.. Yukarda gördüğümüz kara görüntüsü gölün ortasında iyice yoğunlaşıyor. Kıyılar yeşil mavi tonlarda, berraklık hakim. Ayaklarımızı serin sulara bırakıyoruz, gölün serin suyu iyi geliyor ayaklarıma, alıp gidiyor yorgunluğumuzu…   Ve bir kurbağa zıplıyor, ayağımın yanından, şaşkınlıkla irkiliyorum.. Rahatsız oluyor belliki beklenmedik davetsiz misafirlerden.. Yüzlerce mavi küçük kelebek bir taşın üzerinde kanat çırpıyorlar.. Sizide rahatsız ettik, kusura bakmayın minik kelebekler..

Karagölün kuzeyinde Kemah’a giden yolun üzerinde yaklaşık 100 m. yukarıda Cimli göl var, ancak vaktimiz yok, yemekten sonra biraz dinlenip dönmeliyiz.. Yemekler yeniyor, Erdal suyun içindeki taşa oturup yanık sesiyle ‘’Daye Daye’’ türküsünü mırıldanıyor , Zeynel video kamerasını çıkarıyor ve Erdal’ dan baştan almasını rica ediyor, bende eşlik ediyorum.. Akın bizi izliyor, eee, birde alkış gerek..

Saat 12.00 da vardığımız gölden, istemeye istemeye 13.45 de ayrılıyoruz.. Kamp için gelinmeli diyoruz ayrılırken. Yaklaşık 6 saat süren çıkışımız 4,5 saatlik inişle son buluyor.. Köseler köyüne geldiğimizde köyün kızları yolumu kesiyor.. Meraklı bakışlar özellikle benim üzerimde. Gerçekten Karagöl’ e çıkmış olduğuma inanamıyorlar. Çünkü kendileri 7 km. kadar yakınlarında ki göle çıkmamışlar/çıkamamışlar. İşte bu nedenle “Orda Bir Göl Var Uzakta, O Göl Benim Karagöl’ümdür … Onlar için uzak olsada, benim için artık çok yakın…

 

Yazı: Şükran Lılek YILMAZ

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Translate »