Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

Nihayet Çemişgezek!

Çinli düşünür Laozi, “En uzun yolculuklar bile tek bir adımla başlar.” demiş. Önemli olan o tek adımı atabilmek. Çünkü gerisi gelir. Benim de ilk adımım Dersim’e yolu düşürmekle başladı.

Uzun zamandır Çemişgezek’i gezip görmek istiyordum. Ama bir türlü fırsat bulamıyordum. Geçen eylül ayında yolum Dersim’e düştü ve Dersim’de geçirdiğim süre uzamaya başlayınca Çemişgezek yeniden aklıma düştü ve neden bu sefer olmasın deyip yola düşmenin heyacanı ile kararımı verdim.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler ya sanki Çemişgezek için söylenmiş. Çemişgezek, Dersime merkeze hem yakın hem de bir o kadar uzak bir ilçe. Neden mi? Bu sorunun yanıtı, coğrafi konumunda saklı…

Çemişgezek ilçesi; Hozat, Pertek ilçeleri, Keban Baraj Gölü, Elazığ, Erzincan’ın Kemaliye ilçeleriyle çevrili. Dolayısıyla Dersim merkeze uzaklığı 95 km, Elazığ’a 60 km mesafede. Elazığ’a her yarım saatte araç varken Dersim merkeze yaz aylarında haftanın üç günü, kış aylarında ise ihtiyaca göre haftada bir-iki sefer yapılabiliyor ancak, eğer yolcu olursa. Çemişgezek’e, Elazığ üzerinden ulaşmak daha kolay.

Nihayet Çemişgezek!

Çemişgezek’e gitme kararını verince en yakın tarihli Dersim-Çemişgezek dolmuşuna rezervasyon yaptırdım. 10 Eylül 2018 Pazartesi, saat 15.00 olduğunda aracımızın tekerlekleri Çemişgezek yolculuğu için dönmeye başladı. Şöfor Mutad Bey dışında dört kişiyiz; ben, bir anne ve iki çocuğu. Dersim merkezden (Mameki) uzaklaşırken Aktuluk, Kanoğlu’nu arkamızda bırakıp Pertek yoluna giriyoruz. Hafif yükselerek ilerleyen yol kenarında meşelerin arasında yaban armutları gözüme ilişiyor. Ne çok severim yaban armudunu; kekremsi tadıyla… Hiç unutmuyorum çocukken henüz olgunlaşmamış yaban armutlarını bolca  yer, sonra da bütün günü karın ağrısıyla geçirirdik… 

Hava açık, masmavi gökyüzüne küçük küçük beyaz bulutlar serpilmiş. Yavaş yavaş düze çıkıyoruz şimdi, yeşillik arkamızda kaldı. Sonbaharın hüznü erken sarmış ovayı. Uzaklarda köyler görünüyor; Tozkoparan, Yeniköy, Pınarlar…  Bu köyler de olmasa uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasında yapayalnız hissettiren bir duyguya  kapılabilir insan.

Pertek’e varmak üzereyiz; Keban Baraj Gölü biraz sonra görünecek. İşte, Pertek Kalesi. Suyun içinde yükselen kayalıkların üzerinde bütün güzelliğiyle gelen geçene selam duruyor… Mercimek köyünü geçtikten sonra Pertek ilçe merkezine varıyoruz.  Çarşı içinde bir yolcu aldıktan sonra devam ediyoruz. 

Pertek’ten çıkarken şöforümüz Mutad Bey’den yol üstünde gördüğümüz köyler hakkında kısa bilgiler vermesini rica ediyorum, başım gözüm üstüne, diyerek başını sallıyor. Singeç köyünü geçince Çemişgezek tabelası çıkıyor karşımıza, 45 km. Saat 16.15. Not defterimi elime alıp, telefonumu çıkarıyorum çantadan. Minibüs yol aldıkça dağı, taşı, ormanı, köyleri, insanları fotoğraflamak istiyorum. Ben, hazırlıklarımı yaparken Keban Baraj Gölü ardımızda kalıyor. Sultan Hıdır Türbesi’ni, Dorutay köyünü geçiyoruz. Seyrek ağaçlarla bezeli ufak tefek tepelerin arasında kıvrılarak ilerleyen yolda devam ederken yamaçlarda otlayan ineklere rastlıyoruz. Hıdırdamı köyü de geride kaldı. Çemişgezek-Hozat-Pertek yol ayrımındayız artık. Direksiyonu Çemişgezek yönüne kıran şöforümüz, Çemişgezek’e az kaldı, diyor bir yandan da. Boşaltılmış Avşeker köyü ve Celador köyünden geçiyoruz. Yıkılan evlerden geriye kalan kalıntılara bakılırsa oldukça kalabalık köylermiş.

Ne çok köy geçiyoruz; Payamdüzü, Doğan, Akçapınar ve dutuyla meşhur Ulukale köyü… Boş hayvan ağılları, kış için hazırlanıp istiflenmiş saman yığınları yol boyunca sıklıkla manzaraya dahil oluyor. Fırsat buldukça aracın hız kestiği yerlerde fotoğraf çekmeye çalışıyorum.

Yolculuk iyi geçiyor, hava güzel. Arada bir camı açıyorum, akşamüstü serinliği doluyor arabaya. Derin nefes alıyorum; toprağın, otun, samanın kokusunu duyumsuyorum. Gözlerimi kapatıp derin derin soluyorum havayı tekrar. İnsan, gözleri kapalıyken daha iyi koku alıyormuş meğer. 

Geldik neredeyse, diyen şöforün sesiyle gözlerimi açıyorum. Evet, gelmişiz. Biraz ilerde bir tepenin üstünde konumlanmış ilçe merkezi görünüyor. Ben de heyecan dorukta. Yıllardır görmek istediğim Çemişgezek nihayet şimdi karşımda. Çemizgezek’i bu kadar çok görmek isteyişimin nedenlerini düşünüyorum bir  anda. Birinin seslenmesi ile düşüncelerimden sıyrılıp, araçtan iniyorum. Mutad Bey’e öğretmenevini tarif ettirip, ayrılıyorum. 

Çemişgezek’te otel yok. Neden otel yok sorusuna karşılık, dışarıdan pek ziyaretçi gitmediği için ihtiyaç doğmadığı yanıtını alıyorum. Altarnatif kalacak yer ise Öğretmenevi ve belediyenin misafirhanesi. Öğretmenevinde bekar öğretmenler kaldığı için oda bulmak biraz zor. Belediye misafirhanesi ise eğitim döneminde Munzur Üniversitesi MYO öğrencilerine tahsis edilmiş, yaz ayları dışında misafir kabul etmiyor. Dolayısıyla Çemişgezek’e gitmeden kalacak yeri ayarlamak zorundasınız. Ben öğretmenevinde kalacak yer bulduğum için şanslıyım.  

Belediye binasının iki katı öğretmenevi olarak kullanılıyor. Sırt çantamı yüklenip tarif üzerine öğretmenevine gidiyorum. Belediye binasına girmeden dış duvarındaki yazı dikkatimi çekiyor: “Çemişgezek, tarihine ve kültürüne sahip çıkıyor.” 

Öğretmenevindeki odama çantamı bırakıp, kendimi dışarı atıyorum, akşam yemeği için. Geldiğim yoldan çarşı içine iniyorum. Kahvehaneler, dükkanlar, pastane, lokantalar, kırtasiye derken Çemişgezek mahallelerine giden dört ana caddenin başladığı yerde küçük bir meydan. Nerede yemeli diye düşünürken, gözüme kırtasiyeyi kestirerek o tarafa yöneliyorum. Yola çıkmadan Çemişgezek’te görülecekler listesine; Tağar Çayı, tarihi Tağar Köprüsü, İn Delikleri, Hamam-ı Atik (tarihi hamam), kale, Uzun Hasan Türbesi, Kale Cami gibi yerleri not almıştım. Ama ne nerede ve uzaklıklar ne kadar bilemiyorum. Bu tür durumlarda hem zamandan tasarruf etmek hem de daha az yorularak daha çok gezmek için yerel halktan biriyle konuşup destek almak her zaman bana daha pratik gelir. Ayrıca nerede yemek yenir sorusuna en iyi yanıttı da onlar verir. 

Kırtasiyede adını tanışma sırasında öğrendiğim Murat Bey var. Sohbet sırasında Ovacık’tan Çemişgezek’i  görmeye gitmiş olmama şaşırıyor. Dışarıdan pek kimse gelmez, diyor. Görmek istediğim yerlerin neredeyse tamamı ilçe merkezinde veya çok yakınında olduğunu öğrenince seviniyorum. Böylelikle bir gün içinde geziyi tamamlayıp Ovacık’a geri dönebilirim, diyorum. Onaylıyor düşüncemi ve Kale lokantasında yemek yiyebileceğimi söylüyor. Kırtasiyenin karşısında bir yer, köşe başında.

Köşe başındaki lokantaya girdiğimde dükkanı kapatmak için hazırlanıyorlardı.  Küçük yer olunca yabancı olduğunuz hemen anlaşılıyor ve sizi kırmak istemiyorlar elbette. 

Son kalan yemekle beraber varsa bir kase yoğurt isteyerek oturuyorum köşedeki masaya. Nereden geldiniz, nereye gidiyorsunuz sorularıyla başlayan sohbetle Ovacıklı olduğumu söyleyince İbrahim Usta’nın yüzüne tebessüm yayılıyor, benim annem de Ovacıklı, deyiveriyor hemen. Ondan sonra sohbet koyulaşıyor, hangi köyden, hangi aşiretten derken, evlilik yoluyla Ovacık Cevizlidere köyünden geldiğini öğrenmiş oluyorum. Hayvancılıkla uğraştıklarını hatta yediğim yoğurdun kendi koyunlarının olduğu söylüyor İbrahim Usta. Yemek sonrası hava kararmaya başladığından öğretmenevine dönüyorum. 

Sabah saat 07.00’’de gezi için hazır durumdayım. İlk durak tarihi hamam: Hamam-ı Atik, hemen yolumun üzerinde. Tarif edilen kavşağa geldiğimde sağa sola bakınıyorum, hamamı göremiyorum. Birkaç adım daha yürüyünce fark ediyorum. Evet, burada bir eski hamam var, ancak sadece giriş kısmı görülebiliyor. Kubbesi toprak altında kalmış neredeyse, üstünde de büyükçe bir ceviz ağacı yetişmiş. Hayretler içinde bir iki fotoğraf çekiyorum. İçeri girebilir miyim diye bakınıyorum ama nafile çünkü yıkılan duvarların taşlarını aşmak cesaret istiyor.

Hamam-ı Atik giriş (tarihi hamam)

Yaklaşabildiğim kadar kapıya kadar ilerliyorum. İçi çöp dolu, duvarları her renkten boya ile yazılar kaplı. Dehşete kapılıyorum, içler acısı… Geri dönmek için yola çıktığımda aşağıdan yaşlı bir amcanın geldiğini görüyorum. Amcayı bekliyorum. Amca beni fark edince duruyor, selamlaşıyoruz. Çarşıya doğru yürürken hamamı soruyorum, kimse sahip çıkmıyor, yakında iyice yıkılır, kaybolur, gider diyor Ahmet Amca. Kahveye geldiğimizde çay ikram etmek istiyor, kabul ediyorum.  Çaylarımızı içerken sağdan soldan bana dönen yüzler, merakla “Hoş geldiniz” diyor. Ahmet Amca yabancı olmadığımı Ovacık’tan geldiğimi söylüyor. Bir kişinin şu cümlesi şaşırtıyor beni: “Ovacık dururken buraya gelinir mi Çemişgezek’te bir şey yok ki!” Etraftakiler onaylıyor. Gülümsüyorum, “Merak işte!” diyorum sadece.

Tarihi çeşme

Çayımı bitirdikten sonra teşekkür edip ayrılıyorum, karşıda Kale Mahallesi; Çemişgezek’in tarihi yerleşim yeri. Eski evler tamir görmüş olsa da hâlâ özgünlüğünü koruyanlar var. Avuç içi kadar bir yer. Kale Camii, yanında çeşme, kale demeye bin şahit isteyen “Çemişgezek Kalesi” denilen iki duvar… Cami, Osmanlının son dönemlerinde restore edilmiş. Kale Mahallesi’nden Uzun Hasan Türbesi’ne gideceğim. Uzun Hasan Türbesi ilçenin girişinde. Aşağı doğru yürüyorum, tarife göre parkın içinden girip sonuna kadar gitmeliyim. Parkın sonuna doğru geliyorum, tel örgülerle çevrilmiş bir arazi, içinde boş arı kovanları var. Tarif edilen yer burası olmalı, ancak türbe görünmüyor. Tel örgüler boyunca sağa doğru yürüyorum,  biraz ilerde inşaat var, işçilerden sormak niyetindeyim, ama işçiler yok.  İnşaatın yanındaki küçük eve gidiyorum. Kapısı açık, fakat kimse yok ortalıkta. “Kimse yok mu?” diye seslenmeye hazırlanırken yaşlıca bir kadın çıkıyor dışarı. Teyze, sabahın bu saatinde yabancı biriyle burun buruna gelmiş olmanın telaşıyla önce tülbentini çekiyor yüzüne doğru. Selam verip kendimi tanıtınca rahatlayıp tülbentini bırakıyor yana doğru. Türbeyi bulamadığımı söyleyince, gel seni götüreyim kızım, diyor. Israrlarıma aldırmadan geldiğim yola girmiş oluyor, ben de arkasından…

Uzun Hasan Türbesi

Az önce geçtiğim tel örgülülü araziye giriyor. Dut ağaçlarıyla dolu tarlanın yirmi metre kadar iç kısmına doğru gidiyoruz, işte burası diyor. Çıkarken kapıyı mutlaka kapatmamı söyleyerek evine dönüyor teyze. Uzun Hasan Türbesi, Akkoyunlulurdan kalma. Kaya üzerine inşa edilmiş. Çalılardan kapısına ulaşmak mümkün değil. Fotoğraf çekip ayrılıyorum.

Ovacıklı Hıdır Amca ve Şükren Lılek Yılmaz

Parkın çıkışına geldiğimde orta boylu yaşlı bir amcayı elinde bir kapla yürürken buluyorum. Yüz hatlarına, bıyığına, başındaki sekiz köşeli şapkasına bakılırsa Ovacıklı olmalı diyorum içimden ve yanına yaklaşıp “Sodırê tu roşt bo apo / Günün aydınlık olsun amca.” diyorum. Yanılmamışım, anadilimle yanıtlıyor beni.  Hem yürüyor hem de sohbet ediyoruz. 60 yıl önce Ovacık’tan taşınmış. Nedeni soruyorum, aileler arası husumetten kaçtığını söylüyor. Elindeki tabağı soruyorum, parktaki kuşalara yem getirdiğini söylüyor. Her sabah hiç üşenmeden kendi kahvaltısından önce kuşları besliyormuş. Yüzümde tebessümle vedalaşırken elini öpüyor ve ayrılıyorum yanından. Henüz yüz metre uzaklaşmıştım ki el arabasıyla karşıdan gelen, uzun boylu, bir amcayı görüyorum.

Hozatlı Hıdır Amca

Başka bir Hıdır Amca, Hozatlı. Köyü engebeli arazideymiş. Dolasıyla ekip biçeceği toprağı olmayınca Çemişgezek’e yerleşmiş. İznini isteyip fotoğrafını çekiyorum, el arabasıyla. Artık çarşıya dönmeliyim, kahvaltı vakti… 

Kahvaltı sonrası İn Delikleri’ne gidiyorum. Çemişgezek’te her yer yürüme mesafesinde olunca işim kolaylaşıyor. Çarşıdan çıkıp Tağar Çayı’na doğru yürüyorum, banka, postane, marketler derken karşıya geçmek için köprüye yürüyorum. Köprüde, üç kişiyle karşılaşıyorum. İn Delikleri’ni görmek için yola çıkmışlar, ancak yolu tehlikeli buldukları için geri dönmüşler, beni de dikkatli olmam konusunda uyarıp yollarına devam ettiler. 

İn Delikleri

Zorlu bir yürüyüşten sonra nihayet İn Delikleri’nin önündeyim. Beni Çemişgezek’e getiren sebeblerin başında gelen İn Delikleri’nin tarihi, kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Derviş Hücreleri de deniyor.

İn Delikleri

Vakti zamanında burada tarih öncesi bir kent kurulmuş, bir kültür yaşamış ve ne yazık ki tarihin derin izlerini taşımasına rağmen, kayıt altına alınmadığı gibi yalnızlığa terk edilmiş. Dışarıdan bakıldığında delikler göründüğü için olsa gerek “İn Delikleri” adı verilmiş. Ancak içine girdiğinizde üç dört metrekareyi bulan odalar, üst katlara çıkabilmek için taştan oyulmuş merdivenler, iki ya da üç mahalleyi birbirine bağlayan uzun bir sokak, o sokak aydınlık olsun diye açılmış minik pencereler, yağan yağmurdan, kayalardan sızan sulardan su toplamak için sarnıçlar… Turistlerin birinci kattan ikinci kata  kolay çıkabilmeleri için derme çatma, tahtadan kurulan merdiven…

İn Delikleri

Çemigezek’in belki de kayıt altına alınan tek tarihi kenti, Neolitik döneme ait olduğu düşünülen Pulur Höyüğü… O da Keban Barajı yapılırken ortaya çıkan ve 1968-69 yıllarında yapılan kazıdan çıkarılan buluntularının Elazığ Arkeoloji Müzesi’nde korunduğu yer ki şimdi sular altında ne yazık ki. Pulur Höyüğü ile birlikte Çemişgezek’in 14 köyü tamamen, 12 köyü ise kısmen sular altında kalmış. 

Çemişgezek merkezine inerken böyle mi olmalı diye düşünüyorum. Aklıma belediye binasındaki yazı geliyor. “Çemişgezek, tarihine ve kültürüne sahip çıkıyor.” İçimden acı acı gülüyorum. Bu sözün ne kadar anlamsız, gerçeklikten uzak, farazi bir söz olduğunu  deneyimlemek çok üzücü. Bir kent, nasıl sahip çıkmaz tarihine?

Biraz kızgın biraz da üzgün halimle kırtasiyeye uğruyorum, Murat bey ile kısa bir sohbet için.  “Nerelere gittiniz?” diye soruyor Murat Bey. Anlatıyorum; yaşadığım hayal kırıklıklarımı, tarihe, kültüre, doğaya, çevreye karşı duyarsızlığa duyduğum üzüntülerimi paylaşıyorum kendisiyle. Hak veriyor bana. Sonrasında Çemişgezek’in nüfus yapısı, dilleri, yaşam biçimleri, üç ayrı kimliğin bir arada nasıl yaşadığını konuşuyoruz. 

Çemişgezek nüfusunun yaklaşık % 70 Sunni, % 30 ise Alevi halktan oluşuyor. Türk, Kürt ve Kırmançlar bir arada yaşıyorlar. Çemişgezek, tarihine bakıldığında Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar olan süreçte Elazığ ve Dersim Sancağı arasında gidip gelmiş. Gerek muhafazakar yapısı gerek konumu olsun Elazığ’a daha yakın bir ilçe. Belki de Çemişgezeklilerin kendilerini Elazığlı olarak ifade etmelerinin bir nedeni de budur.

Dönüş vakti. Çantamı alıp, son bir öğle yemeği için İbrahim Usta’nın lokantasına uğruyorum. Yemek sırasında yaptığımız sohbette  ağabeyinin Dersim’e gittiğini ve aracında bir kişilik yer olduğunu öğreniyorum. Bu benim için güzel bir haber. Çünkü direk Dersim’e araç olmadığından Elazığ üzerinden uzun bir yolculuk yapmam gerekecekti. Bu güzel tesadüf ile iki gün kalmayı planladığım Çemişgezek’ten 24 saat dolmadan sırt çantama yeni dostluklar ve güzellikler katarak ayrılıyorum. Bir daha yolum düşer mi bilmeden…

Yazı ve Fotoğraflar: Şükran Lılek YILMAZ

NOT: İn Delikleri ve Pulur Höyüğü hakkında bilgiler linklerde mevcut:

http://www.milliyet.com.tr/tunceli-de-onemli-arkeolojik-bulgular-tunceli-yerelhaber-2357364/
https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/tunceli/gezilecekyer/pulur-hoyugu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.