Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

LATMOS BÜYÜSÜNDEN SÜZÜLEN TARİH; HERAKLIA

Antik çağda deniz savaşlarının yaşandığı Latmos Körfezi, Büyük Menderes Nehri’nin doldurduğu alüvyonlarla bugün üzerinde şehirler kurulan geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Bu karmaşık doğa, Bafa Gölü kenarındaki Kapıkırı Köyü’nde arkeolojik kalıntılarla harmanlanıyor. Beşparmak Dağları’nın misket misket kaya blokları da atmosfere farklı bir hava katıyor.

Heraklia…

Tarih boyunca zulme başkaldıranları saklamasıyla ün salan Beşparmak Dağları’na doğru ilerliyoruz. Yol arkadaşımız da Bafa Gölü’nün denizi andıran manzarası… Ana yoldan saptığımızda dev çakıl taşlarına benzeyen kayalar ortamı değiştiriveriyor.

Heraklia Antik Kenti’nin surları da hedefe ulaştığımızı müjdeliyor. Köy biraz yukarıda ancak önceliğimiz göl kenarındaki manzaranın tadını çıkarmak. Karşı adada yer alan kalenin manzarası etkileyici. Büyülü atmosferi soluyabilmek için yürüyerek devam ediyoruz.

El ile şekillendirilmiş hissi uyandıran kayalar arasındaki antik patikadan Bizans Kalesi.

Keşfe göl kenarındaki tepeye kurulu Bizans Kalesi’nden başlıyoruz. Patikalarda ilerledikçe dört bir yanımızı anakayaya oyulmuş kaya mezarları sarıyor. Bazı lahit ve mezarlar da sular altında.

Kayalara oyulmuş 2.400 sandık mezar Heraklia’dan günümüze ulaşan en önemli kalıntılardan.

Köye yöneldiğimizde tamamen antik kent üzerine inşa edilen bir yerleşim ile karşılaşıyoruz. Nilüfer’in çabaları ile ilkokul bahçesi olarak kullanılan Agora’nın 3 katlı olduğunu fark ediyoruz. Agora çevresindeki meclis binası, hamam, gymnasion kalıntıları da köy binaları ile bütünleşmiş.

Gülümseyerek fotoğrafladığımız bu sütun aşk ve sevginin de uygarlık tarihi ile yaşıt olduğunu anımsatıyor.

Seyir terası niteliğindeki alanın her köşesi sütun ve lahitlerle kaplı. Yukarıdan da Athena Tapınağı göz kırpıyor. Tapınak heybetli bir kaya bloğunun üzerine inşa edilmiş.

Şehrin surları arasında ilerleyen antik patika bizi köyün arkada tarafına ulaştırıyor.

Dar sokaklar göl manzaralı köy kahvesine çıkıyor, köyden uzaklaşan patika ise antik tiyatroya. Tiyatroda sohbet ederken kayaların oluşturduğu doğal akustiği hissediyoruz. Binlerce yıl öncesinin planlamasını deneyimleyerek fark etmek heyecan verici. Tiyatroyu çevreleyen kayalıklara yükseldikçe Heraklia dağın etiklerinden göle doğru süzülüyor.

Köyün arka tarafına geçtiğimizde pansiyon ve restorana dönüştürülmüş köy evleri karşılıyor bizi. Tercihimiz ise göl kenarına çadır kurmak. Kamp ateşinde sucuk keyfine dolunay ve yakamoz da eşlik edince zaman kavramını unutuveriyor insan.

Göl kenarındaki kampın en keyifli yanı bu manzaraya uyanmak.

Sabah Bafa Gölü’nün berrak ve dingin manzarasına uyanmak huzur katsayımızı artırıyor. Çevre sorunları ile boğuşan gölü bu kadar güzel bulup da yüzmemek olmaz. Turkuaz suya dalıp görünümü Kapıkırı ile özdeşleşen adaya ulaşıyoruz. Tavşan ve kelebek sürüleri arasında kale surlarına tırmandıktan sonrası bırakıp dönmesi zor bir manzara. Suya oturmuş yekpare bir kaya bloğundan oyma hayret ve hayranlık uyandırıcı kale duvarı; ufka uzanan göl ve arkamızda Heraklia… Yüzümüzü hangi yöne çevirsek başka güzel bir panaroma. Kampımızı toplamadan önce gölün taze balıklarını tatmayı da ihmal etmiyoruz.

Athena Tapınağı bölgeye hakim bir tepeden Latmos’a bakıyor.

Kapıkırı Köyü arkeolojik değerleri yanında farklı doğası ile de görülmeye değer bir coğrafya. Bafa Gölü’nü tepeden seyretmek de masayı suyun içine kurmak da mümkün. Bafa gölü su kuşları açısından da oldukça zengin bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Beşparmak Da​ğları’nda doğa yürüyüşü yapmak ve kamp kurmak da alternatifler arasında. 8 bin yıl öncesine tarihlenen ve eşine az rastlanan kaya resimleri de Beşparmak mağaralarında ziyaretçilerini bekliyor.

 

Yazı ve fotoğraflar: Özer Sürmeli

1 comment

    • Makria on 18 Temmuz 2017 at 22:30

    Reply

    Merhaba Özer,
    Çok güzel bir yazı, görmek için can atıyorum.
    Sevgiler

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.