Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

KARIA YOLU HERAKLEİA – NARHİSAR ROTASI

Karia Yolu için çıktığımız ikinci yolculukta Kapıkırı ve Narhisar arasında yürüdük. Büyük keyif aldığımız bu faaliyetin fotoğraf, video, GPS kaydı ve diğer teknik bilgilerini bu yazıda paylaşmaya çalıştık. 

 

ROTA HAKKINDA BİRKAÇ UYARI

11 kişilik bir ekip ile ortalama bir hızda yürüdüğümüz Herakleia – Narhisar etabı küçük ve formda bir ekip ile daha hızlı yürüneceği gibi kalabalık bir ekiplede rahatça yürünebilir. Birkaç noktada dozer marifeti ile yollar tahrip edildiği için GPS kayıtlarımızı yeni duruma göre kaydettik. Sadece işaretlere güvenerek ilerlerseniz dozer tahribatı nedeni ile bozulan yollarda yönünüzü şaşırabilirsiniz. Oturtulmuş bahçe yolları, asfalt yollar, kilit taşı veya kaldırım taşı döşenmiş yollar ve hatta beton dökülmüş bölümler dahi göreceğiniz bu etapta herşeye rağmen güzergahın büyük bir bölümü antik taş döşeme yolda devam ediyor.

2. ETAP İÇİN YOLA ÇIKARKEN

Karia Yolu ikinci etabını yürümek için Selçuk, İzmir, Didim ve Kuşadası’ndan gelen arkadaşlarımızla sabah 5.00 sularında buluşmaya başlıyoruz. Henüz hava kararmadan yola koyulup kahvaltı için Pınarcık Köyünde mola veriyoruz. Meşhur gözleme ve yanında verdikleri domates ve zeytin ikramı ile karnımızı doyuruyoruz. Çaylarımızı son kez yudumladıktan sonra Pınarcık’tan ayrılıp şafak sökerken Kapıkırı köyüne varıyoruz. Herakleia Antik Kenti üzerine kurulmuş bu ilginç köyün tamda göbeğinde aracı terkedip çantalarımızı yükleniyoruz. Manzaralı bir noktaya çıkardığım arkadaşlarım seyrine doyum olmaz Bafa Gölü manzarasına hayran kalarak sis ve ışık dansını fotoğraflamaya koyuluyorlar. Herakleia Antik Şehrine ait ihtişamlı kalıntılar arasından ilerleyerek Karia Yolu yürüyüşümüzün ikinci etabını bitirmek üzere yürümeye başlıyoruz. 

 

GÖLYAKA KÖYÜ VE YEDİLER MANASTIRI

Kapıkırı yani Herakleia ile Gölyaka köyü arasında rota işaretleri takip ettiğimizde maalesef asfalt yolda yürümek zorunda kalıyoruz. Zemin sert ve bu bölüm patikasız olsada seyrine doyum olmaz manzara bize herşeyi unutturuyor. Herakleia ve çevresini gezmeye sabah erken gelirseniz seyretmeye yada fotoğraf çekmeye doyamazsınız. Çok geçmeden Gölyaka Köyüne varıp yokuş yukarı sola dönerek köyün üst noktalarından başlayan patikaya doğru ilerliyoruz. Patikanın başladığı yerde Karia Yolu tabelası ve birde Yediler Manastırını gösteren tabela olmak üzere iki ayrı tabela ile karşılaşıyoruz.

Her iki tabelada Yediler Manastırını gösteriyorsa da üzerlerinde yazan mesafe bilgilerinin farklı olması ekibimizi gülümsetiyor. Daha öncede yürüdüğüm bu tanıdık patikayı bir kere daha Karia Yolu ekibi ile adımlıyorum. Yediler Manastırına vardığımızda bir kahve molası verip daha önce görmeyen arkadaşlarımızın manastırı gezmelerini bekliyoruz. Yağmurun çiselemesi ile panço ve yağmurluklarımızı giyip patikamıza tekrar giriyor, yolumuza devam ediyoruz. Kısa bir süre sonra Paramedik Derneği üyelerinden oluşan kalabalık bir gurup ile karşılaşıyoruz. Guruba doğada liderlik eden kişi değerli arkadaşımız Adem Gümüşsu olunca bir kısa mola daha vermek şart oluyor. Kısa bir sohbet sonrası bu güzel tesadüfü fotoğraf ile ölümsüzleştirip yolumuza devam ediyoruz.

Henüz 1 km. bile gitmeden 3 kişiden oluşan ayrı bir ekip ile karşılaşıyoruz. Yaklaştıklarında bu üç gencin Zirve Dağcılık Marmaris Şubemizin üyesi Aladağlar Şenliğinde tanıştığımız arkadaşlarımız olduğunu görüyoruz. İkinci güzel tesadüfüde fotoğrafla ölümsüzleştirip arkadaşlarımız ile vedalaşıyoruz. 

 

KARAHAYIT KÖYÜ SONRASI SAKARKAYA KÖYÜNDE KONAKLAMA

Gölyaka Köyü sonrası yaklaşık 9 km antik yolda yürüdükten sonra Karahayıt köyüne ulaştık. Köyün çayı olmayan kahvehanesinde oturan birkaç ihtiyar ve sahibi belirsiz bir bakkal dışında pek sessiz bir yer olduğunu gördük. Pekte misafirperver karşılanmadığımız bu köyde oyalanmadan yolumuza devam edip köyün dışında bir çayın kenarında atıştırma molası verdik. Mola sonrası Sakarkaya köyü yönüne ilerlerken antik yolun tahrip edilip kilit taşı ve kaldırım kenar taşı ile genişletildiğini görüyoruz. Bazı bölümlerine beton dökülmüş olan bu yolda üzülerek ilerleyerek tekrar antik yolu buluyoruz. Antik çağdan bugüne nice yolcunun gelip geçtiği bu yolda keyifle yürürken bir boğazı aşmak için sıkı bir çıkış yapıyoruz. Boğazı aşarken sisler arasından ilerleyen antik yolu Sakarkaya Köyüne kadar aralıksız adımlıyoruz.

Tam köye girdiğimiz sırada bastıran yağmurdan daha fazla etkilenmemek için koşturarak köy meydanındaki kahvelere doluşuyoruz. Yamaçlara kurulu köy oldukça büyük ve hareketli.

Kamp için en yakın düzlük köyün çok altlarında kalan okulun bahçesi. Biraz kurumak ve karnımızı doyurmak amaçlı karargahımızı kahvehanede kuruyoruz. Herkes çantasından sofra için birşeyler çıkarıyor ama yine far yaratan isim Sevim Şahin oluyor. Onun güzel çeşitlerine birde kahvehanecinin haşladığı patates ve yumurta eklenince bizede bu güzel sofrada karnımızı doyurmak kalıyor. Bizi iyi ağırlamak isteyen birkaç köylü önceden benimde tanış olduğum muhtarı arayarak uygun bir boş oda bulduklarını ve bizi orada misafir etmek istediklerini iletiyorlar. Muhtarında onaylaması sonrası rotadan ayrılıp sağanak yağış altında çadır kurmaktan kurtuluyor bize tahsis edilen köy odasına camiden gelen halıları serip mat ve uyku tulumlarımız için ideal bir ortam yaratıyoruz. Sıcak ve rahat bir uyku sonrası çokta erken olmayan bir saatte yaklaşık 08.00 sularında uyanıp toparlanmaya başlıyoruz. Kalan yolculuğumuz için bakkaldan gıda  takviyesi yapıp Kayabükü Köyü yönüne doğru yola çıkıyoruz. 

 

SAKARKAYA KÖYÜ İLE KAYABÜKÜ KÖYÜ ARASINDA TAHRİBATLAR

Köyün sokaklarını henüz geride bırakmışken kendimizi tekrar antik yolda buluyoruz. İşaretli yolu takip ettiğimizde rotanın bir süreliğine asfalt yolda devam ettiğini görüp homurdanarak yola devam ediyoruz. Neyseki asfalt yolculuğu kısa sürüyor rotamız bir süre orman yolunda devam ediyor. Dozerler tarafından yeni açıldığı her halinden belli olan orman yolunda acaba antik yoldan geriye birşey kalmış mıdır düşüncesi ile bakınarak ilerliyorum.

Şüphelerim haklı çıkıyor ve sola ayrılan antik taş yolu son anda farkediyorum. Bu keyifsiz orman yolundan çıkıp yeniden taş yola giriyorum fakat yolculuk kısa sürüyor. Az ileride yine yolun yok edildiğine şahit oluyorum. Kısa süre önce yürüdüğümüz Karpuzlu – Tekeler Köyü etapta da antik yolun tahribatını gündeme taşımıştık ve bu konuda birkaç kurum birden inceleme başlatmıştı.

Şimdi yine maalesef benzer bir tahribat ile karşı karşıyaydık. Sürekli kesintiye uğrayan ve birkaç noktada tahrip edildiğini gördüğümüz antik Karia Yolundaki tahribatları tespit ederek ilerliyorduk ki yolumuzun sağa sola saçılmış kaya parçaları ile kapanmış olduğunu gördük. Bu durumu gördüğümde abartılı bir benzetme yapmak niyeti ile ekip arkadaşlarıma dönüp ‘ne oluyor yahu dozer yetmemiş birde antik yolu dinamitlemi uçurmuşlar’ diye söylendim. Parçalanmış kayalar arasından yol bulup hakim bir noktaya çıktığımızda antik yolun gerçekten dinamit ile havaya uçurulduğunu, yolun yerinde kocaman bir taş ocağının faaliyete başlamış olduğunu gördük. Hayret ve moral bozukluğu içinde dinamit fitili parçaları ve dinamit kutuları arasından ilerleyerek taş ocağının yanından yolumuza devam ettik. Kısa sonra ulaştığımız Kayabükü Köyünde oldukça şirin ve güzel bir köy. Fakat bu sakin köyde kahvehane yada bakkal olmadığı için hiç vakit kaybetmeden köyün biraz dışına ilerleyip uygun bir noktada öğle yemeği için yemek molası vermeyi kararlaştırdık. 

 

KONAK KÖYÜ SONRASI NARHİSAR KÖYÜ SON DURAĞIMIZ

Sağlam bir öğle yemeği sonrası enerjimizi toplayıp tekrar yola koyulduk. Kayabükü Köyü ve Konak Köyü arası neredeyse hiç kesilmeden devam eden antik Karia Yolu oldukça iyi durumdaydı. Keyifle yürüdük ve bir çırpıda konak köyüne ulaşdık. Karnımız tok ve enerjimiz yerinde olduğu için köyde oyalanmadan yolumuza devam ettik. Köyün çıkışından sonra bir süre mecburen asfalt yolda yürümek zorunda kaldık. Bir süre sonra işaretli yolun asfalt yoldan ayrılıp sola doğru dik bir şekilde devam ettiğini gördük. Oldukça dik olan patika taşlar ile desteklenmiş ve çok fazla kullanılmıştı, belliki çok eski bir güzergahtı. Bu dik yolun sonunda oldukça ferah ve manzaralı bir orman yoluna çıktık.

Bir süre ilerledikten sonra oldukça eski olduğunu gördüğümüz Narhisar Köyü mezarlığına ulaştık. Narhisar köyü mezarlığındaki uzun mezar taşları ve mezarlara bağlanan renkli bezler bize Latmos civarında Şaman adetlerinin hala yaşadığını hatırlattı. Belliki Köye az kalmıştı ve ikinci günün sonunda yürüyüşümüzü sonlandırmak üzereydik. Narhisar Köyüne girdiğimizde eski Muğla tipi bacalar ahşap oymacılığından güzel örneklerle süslü pencereler ve oldukça bakımlı bir köy ile karşılaştık.

Bir sonraki köy olan İkiztaş Köyüne devam edersek geç saate kalacak ve evlerimize de oldukça geç ulaşacaktık. Bu nedenle aracımızı Narhisar Köyüne çağırdık ve beklerken bu güzel köyde son çaylarımızı yudumladık. Ekip araca binip geri dönüş için yola çıktığımızda çoğu daha önce tanışmamış olan insanların iki gün içinde ne kadar iyi dost olduklarına şahit oldum. Birbirine yardım eden, bilgi paylaşan, yanındaki arkadaşlarına sofrasını açan güzel bir ekip olmuştuk. Neden Zirve Dağcılık yada neden doğa sorusuna en güzel cevap kurulan bu güzel dostluklar olsa gerek. 3 etapta görüşmek üzere..

 

Özgür Aydoğan

10 Mart 2018 – Selçuk / İzmir

 

 

 

Dağcılık malzemelerini incelemek yada satın almak için tıklayınız.

www.dagcidukkani.com

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.