İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gerçek Bir Kent Simgesi; İzmir Saat Kulesi

SİM1Saat ve vakit kavramı uygarlık kadar eskidir. Tarımda, sanayide, ticarette kısacası her türlü ekonomik uğraşta bu kavram hep ön plana çıkmıştır. Bu sebeple çeşitli toplumlar, farklı zaman göstergeleriyle bu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmışlardır. 

Söze öncelikle saat kulelerinin gelişimi ile başlayalım. Saat ve vakit kavramı uygarlık kadar eskidir. Tarımda, sanayide, ticarette kısacası her türlü ekonomik uğraşta bu kavram hep ön plana çıkmıştır. Bu sebeple çeşitli toplumlar, farklı zaman göstergeleriyle bu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmışlardır.

Modern anlamda saat kulelerin çıkışı Batı Rönesans’ına tekabül etmektedir. Kilise yapılarında, önemli devlet dairelerinde kent meydanlarında gün geçtikçe yaygınlaşarak inşa edilir. Kentlilik bilincinde önemli yer eden bu anıtlar, gösterişli mimarileri ile salt zaman göstergesi olmaktan çıkıp bir zafer anıtı, dönem sanat anlayışının yansıtılabileceği mekanlar olmuşturlar. 13. yüzyılda inşa edilen İngiltere’de-Westminster, İtalya’da Padua saat kuleleri en erken saat kulelerine örnek olarak verilebilir.

Ancak önemli üzerinde durulması gerekli bir başka nokta vardır ki; doğu zaman göstergesi-belirtmesi konusunda gerimi kalmıştır? Elbette ki hayır. İslam coğrafyası dini vecizelerini yerine getirmek amacıyla zaten kendi döngüsünde müezzinleri vasıtasıyla bu işi görmekteydi. Yine daha II. Mehmet döneminde başlayan saat koleksiyonu zamana verilen önemi kanıtlamaktadır. Kuşkusuz kamuya hitap eden meydanları süsleyen saat kuleleri Osmanlı’da modernleşme süreciyle paralel girmiştir. Safranbolu saat kulesi Anadolu’da tespit edilen en eski saat kulesidir ve 18. yüzyıl sonunda inşa edilmiştir. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde belirtildiğine göre ise Üsküp’de yer alan saat kulesi daha 17. yüzyılda mevcuttu.

Osmanlı Devleti’nde kent ve kasabalarda saat kulesi yapımının hızlanmasında yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi batılılaşma hareketi etkili olmuştur. Özellikle sistemli bir şekilde II. Abdülhamit’in (1876-1909) yirmi beşinci yıl tahta çıkış onuruna düzenlenen bir dizi imar hareketi saat kulelerinin artışında dikkati çeker. Sultan Abdülhamit 1317 Hicrî yılında (1899-1900) yayınladığı bir “irâde-i seniyye” gereğince, kendi namına bir çok vilâyet ve sancaklarda büyük saatlerin yapılmasını emretmiştir. Bu irade üzerine Osmanlı coğrafyasındaki birçok vilâyet ve sancaklarda saat kulesi yapımına gidilmiş, günümüzde birçok Anadolu kentinde halen ayakta durmakta olan saat kulelerinin birçoğu bulundukları şehrin simgesi haline gelmişlerdir. Bu anıtlar sayesinde Osmanlı Müslüman halkı, alışık olduğu dini zaman göstergesinden yavaş yavaş sıyrılma yolunu tutacaktır.

Kuşku yok ki Abdülhamit’in buyruğu gereği imarına karar verilen Konak Saat Kulesi, dönem içerisinde yapılmış olanlarından ayrı bir öneme sahip olmuştur. En başından beri kentin simgesi olarak tasarlanan yapıt, bugün tüm ihtişamıyla anıtsal bir duruş sergilemektedir.

  1. yüzyıl sonlarından itibaren hızla büyüyen ve gelişen İzmir kenti, 19. yüzyıl başlarında Akdeniz liman kentlerinin en önde gelenlerinden biri olmuştur. Ticari hacmi günden güne artan bir antrepo kenti haline gelir. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Doğu Akdeniz’in en önemli liman kenti konumuna gelen İzmir’de, bu gelişmelere ilaveten liman kentlerinin karakteristiklerinden olan hızlı toplumsal dönüşüm de yaşanmaya başlamıştı. Kapitalist dünya düzeniyle bütünleşme sürecini yaşayan İzmir, yabancı sermaye yatırımları ve ticaret hacmindeki genişleme nedeniyle hızlı nüfus artışı yaşıyor, bu da geleneksel yapıyı değiştiriyor ve kozmopolitleşme süreci hızlanıyordu. İzmir’in etnik çeşitliliği ve her cemaatin kendine özgü oluşturduğu kurum ve kuruluşlarıyla, yaşam biçimlerine baktığımızda; İzmir, çok uluslu serbest bir kent görünümündeydi ve bu niteliği ile diğer Osmanlı kentlerinden farklılaşmaktaydı.

Levant’ın Yıldızı İzmir olarak adlandırılan kent, farklı milletlerin inşa ettikleri anıtlarla göz doldurmaktaydı. Ticari faaliyetleri ellerinde tutan İngiliz, Fransız, Rum, Ermeni ve Yahudi toplumuna ait sivil ve kamusal yapılar kent yaşamında büyük ilgi görmekteydi. 1922 yangını sırasında yok olan Hagia Photini ( Aya Fotini ) Kilisesi Çan Kulesi bunlara güzel bir örnektir. Büyük felakette yok olan yapı tam anlamıyla anıtsal nitelikteydi. İsa’nın ölüm yaşını sembolize eden 33 metrelik yüksekliği ile Rum cemaatın İzmir’e kazandırdığı bir yapıttı. Yine İngilizlerin Punto Tren İstasyonu ve Fransızların Basmane Tren İstasyonu söylenmeye değer nitelikteydi.

İşte İzmir’in bu denli mühim bir liman ticaret kenti olması ve Osmanlı yönetiminin- gücünün göstergesi bir yapının henüz kentte var olmaması; Sultan Abdülhamit’in fermanıyla fırsat olarak görülmüştür. Dönemin İzmir valisi Kamil Paşa tarafından da özenle üzerinde durulan bir proje hazırlanmıştır. Mimarlığını Fransız asıllı İzmir’li mimar Raymond C. Pere’nin üstlendiği yapı, temel atma töreninin dahi gösterişle yapılacak kadar önemsenmiştir.

Batılılaşma hareketiyle inşa edilen Hükümet Konağı, Sarı Kışla gibi kamu yapıları arasında yer alacak kule, meydanı meydan yapacak nitelikte olmalıydı.

Konak meydanını süsleyen ve İzmir’in simgesi olan 1901 yılında açılan Saat Kulesi gerçekten zarif bir sanat eseridir. 81 metrekare taban üzerine sekizgen şekilde ve dört basamaklı haç biçimde mermer bir platform üzerine yapılan Saat Kulesi, 25 metre yüksekliğinde ve dört katlıdır. Sekizgen platformun dar kenarlarında, dörder küçük sütun üzerine oturan sebiller yer alır. At nalı kemerli, baldaken biçimli sebillerin üçer çeşmesi ve kurnası ile ortasında fıskiyeleri vardır. Fıskiyelerden bugün iki tanesi yok olmuştur. Baldekenlerin üzerini alemli kubbeler örter. Sebiller arasındaki geniş dört cephede, at nalı kemerli, demir şebekeli birer açıklık bulunur. Bu açıklıklardan deniz tarafındaki olanı kapıdır. Cephelerin ve sebillerin üzerini çepeçevre fistolu saçak dolaşır. Kulenin platformu beyaz mermerden, diğer bölümleri ise kesme taştan yapılmıştır.
Sekizgen kaide üzerinde sütunlu bir galeri ve onun da üzerinde köşeleri pahlanmış kare prizma gövde yükselir. Zarif başlıklı, küçük kaideli sütunlar birbirine üç dilimli kemerlerle bağlanır. Galeri ve çeşmelerde kullanılan pembe ve yeşil sütunların başlıklarında ve köşelerinde bitkisel süslemeler yer alır.
Gövdenin dört bir tarafında, orta yerinde açılmış at nalı kemerli küçük nişli balkon görüntüsü veren unsurlar görülür. Bunun üzerinde, Doğu ve Batı yönlerinde birer Osmanlı arması, Kuzey ve Güney yönlerinde ise Sultan II. Abdülhamit’in tuğraları kabartma olarak yapılmıştır. Bu tuğralar Cumhuriyet’in ilanı ile 1923 yılında sökülerek ay-yıldız kabartmaları eklenmiştir.
Gövde üzeri, içleri beş kollu yıldızlarla doldurulmuş baklava dilimli kabartmalarla bezenmiştir. Gövdenin üst bölümü üç sıra mukarnasla genişletilmiş ve dış yüzüne dört adet 75 cm. çapında saat konulmuştur. Saatin dönemin Alman İmparatoru Kayzer II. Vilhelim tarafından Osmanlı-Alman yakınlığı nedeniyle hediye edilmiştir. On iki küçük sütun üzerine oturan dördüncü kat, gövdeden daha dardır ve üzerini hilalli alemi olan metal kubbe örter ve bu bölümde, saatin şimdi çalışmayan çanı bulunmaktadır.

İzmir Saat Kulesi, mimarının başyapıtı sayılabilecek nitelikte bir donanıma sahipti. Bir İslam ülkesi olan Osmanlı İmparatorluğu’nun kent simgesi olan kule, İslam ve hristiyan dini unsurları bünyesinde toplamasıyla ilgi çekicidir. Kubbeleri, alemleri ile İslam mimarisine has unsurları çağrıştırırken; çan kulesi kısmı ile de Hristiyan dini kültürü çağrıştırmaktadır. Ayrıca mimarın sanat açısından Endülüs ve Kuzey Afrika mimari dokusundan etkilendiği çıkarımı yapılabilmektedir.

Ancak bu denli kent yaşamında mühim bir yere sahip olan İzmir Saat Kulesi’nin yanlış imar faaliyetleri nedeniyle eskinin anıtsallığından çok şeyler yitirdiği belirtilmedir. Yapılış tarihlerinde İzmir Ana Askeri Merkezi olan Sarı Kışla kapısı önündeki kule; çevredeki diğer yapılar ile uyum içerisinde yer almakta ve denize olan yakınlığı ile sıcak bir sanatsal etki yansıtmaktaydı. Günümüzde maalesef, yüksek betonarme binalar, denizi sürekli doldurma hevesimiz ve meydan hissini bozan unsurlar nedeniyle sıkışmış kalmış bir kent anıtı niteliğine bürünmüştür.

Her ne olursa olsun İzmir Saat Kulesi, 1901 yılından beri kent sakinleri için vazgeçilmez bir merkez olmuştur. Yıllardır iyisiyle kötüsüyle birçok İzmir’li için anılarla doludur. Buluşmak için ilk tercih edilen yerdir. Hala zamanı bildirmeye devam etmektedir.

Yazı: Ali Özkan

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Translate »