İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ephesos Savunma Sistemi

EPHESOS KENTİ YERLEŞİMİ VE TARİHÇESİ

 

İonia Bölgesi’nin önde gelen kentlerinden birisi olan Ephesos, antik dönemde metropol bir kent niteliği taşımaktadır. Herodot (I, 142), “İonların kentlerini yeryüzünde bilinen en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde” kurduklarından bahsederken, söz konusu 12 İon kentine Ephesos’u da dâhil etmektedir. (Harita 1) Strabon şehrin ismini kurucusu olan amazondan aldığını belirtirken, Plinius’da (N.H. V 115) bu görüşü destekleyerek Alope, Ortygia, Amorge, Smyrna Trakhia, Haimonion ve Ptelia gibi değişik isimleri olduğunu bildirmektedir.[1] Pausanias (Paus. VII 2, 8) Leleglerin, Karialıların ve Lidyalıların bölgenin yerel halkı olduğu konusunda bilgi vermektedir.[2]

 

Yerleşim tarihi oldukça eskiye dayanan Ephesos’un farklı alanlarda yerleşimi söz konusudur. (Harita 2) Magnesia Kapısı olarak adlandırılan, kente giriş veren kapılardan birisinin 400 m güneyinde bulunan Çukuriçi Höyük’te yapılan kazılarda çanak, çömlek ve obsidyen aletlerin bulunmuş olması yörede yerleşimin MÖ 5000 yıllarında, Geç Kalkolitik Çağ’da başladığına işaret etmektedir. Ayasuluk Tepesi’nin kuzeyinde, Bizans- Osmanlı Kalesi’nin güney alt yamacında yapılan kazılarda Orta Tunç Çağı’na ait ( MÖ 3. binyılın II. yarısı) çanak çömlek parçaları ele geçmiştir. Geç Tunç Çağı’na tarihlenen (MÖ 2. binin II. yarısı) bir Myken mezarı ise burada bir Myken üssünün varlığını göstermektedir. Hitit belgelerinde Apasa olarak adı geçen kentin Arzawa ülkesinin başkenti olduğu ve Ephesos isminin hellenize edilmiş şekli olabileceği ileri sürülmektedir.[3]

 

Ephesos’un Arkaik Çağ’da Bülbül (Koressos) Dağı ile Ayasuluk Tepesi arasındaki birkaç yerleşimden oluştuğu bilinmektedir. Ayasuluk tepesi önünde, Artemis Tapınağı etrafındaki yerleşimin Yunanlıların gelmesinden önceki ilk yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir. Buranın karşısında Panayır (Pion) Dağı önünde ve yamaçlarında yer alan, limanında bulunduğu Koressos yerleşiminin Yunanlıların ilk yerleştiği yer olduğu Strabon tarafından aktarılmaktadır. Smyrna adını taşıyan diğer bir yerleşim ise eski adı Lepre Akte olarak bilinen, Bülbül Dağı eteklerindedir.[4]

 

Antik Dönem’de Ephesos planı

 

MÖ 10. yy’da diğer İon şehirleri gibi Ephesos’da kolonize edilerek kurulmuştur. Antik yazarların anlattığı kuruluş öyküsüne göre Kral Kodros’un oğlu Androklos bir kâhinin işaret ettiği yere, Artemision’un 1200 m batısında bulunan Koressos limanının önünde şehri kurmuştur.[5] Önceleri Androklos’un halefleri olan Basilid’ler tarafından yönetilmiş sonrasında ise aristograt oligarşi ve tiranlar yönetimde söz konusu olmuştur. İonia şehirlerinin dini ve siyasi birliğinden oluşan Panionion birliğinde yer almıştır. MÖ 7. yy’ ın ilk yarısında Kimmerler’in saldırısına uğrayan kent surları sayesinde kurtulmuştur. Göçebe kavmin sadece surların dışında kalan Artemis Tapınağı’nı yağmaladıkları ve yıktıkları söylenmektedir.[6]
MÖ 7. yy ortalarında gelişmeye başlayan Ephesos  MÖ 6. yy ortalarında  Lydia Kralı Kroisos’un egemenliği altına girmesi ile ilk uzun duraklama devrini yaşamıştır. Ephesos  bölgesinde bir kült yeri yaratmayı düşünen Kroisos, Artemis adına görkemli bir tapınak yapılmasına destek olmuştur.  Bununla birlikte kent halkını Koressos  Limanı’ndaki yerleşimlerini terk ederek Artemision  etrafına yerleşmeye zorlamıştır. Synoikismos yolu ile Yunanlılar ile Yunanlı olmayan kent halkını kaynaştırmayı amaçladığı düşünülmektedir. Atina’lı Aristarkhos’un beş yıl içerisinde Yunan Ephesos yerleşiminin politik düzenlemesini yaparak halkın oraya göçünü sağladığı söylenmektedir. Son yapılan araştırmalarda ise kentin yerinden taşınmadığı tespit edilmiştir.[7]
Lydia hâkimiyetinden sonra kent diğer Batı Anadolu kentiyle birlikte Pers Kralı Büyük Kral I. Kyros’un egemenliğine girmiştir. Makedonya Kralı Büyük İskender’ in Perslere karşı elde ettiği zaferle Pers hâkimiyeti sona ermiştir. Büyük İskender MÖ 356 yılında Herostratos isimli akıl hastası bir kişinin yaktığı Artemis Tapınağı’nı yeniden inşa ettirme teklifinde bulunduysa da Ephesoslular kabul etmemişlerdir.[8]

 

Büyük İskender’in ölümünden sonra kent, haleflerinden olan Lysimachos tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Bu dönemde Ephesos tekrar gelişim göstermiştir. Artemision çevresindeki Kroisos kentinin yakınına, karısı Arsione adıyla yeni bir kent kurarak halkı buraya yerleştirmeye mecbur kılmıştır. (Plan 2) Miletoslu Hippodamos’un ızgara planına uygun olarak şehri birbirini dik kesen yollarla şehri yeniden inşa ettirmiştir. (Plan 3) Panayır Dağı’nın kuzey eteğinde küçük Menderes’in getirdiği alüvyonlarla liman dolmuş ve şehrin çevresinde bataklık oluşmuştur. Bu durum Bülbül Dağ’ının kuzeyinde, Smyrna köyü yakınında deniz derinliğinin uygun olduğu bir yerde liman yapılmasını gerekli hale getirmiştir. Artemision’un taban sularının yükselmesiyle yavaş yavaş sulara görülmesi ve eski yerleşim alanının kullanılamaz hale gelmesi, yeni yerleşimi kullanmaya zorlamıştır. Aynı zamanda ovada yer alan ve Ayasuluk tepesinin savunmaya uygun olmayan topografik yapısı da yerleşimin taşınmasında etkendir.[9] Lysimachos şehri kurduktan sonra Teos, Lebedos ve Kolophon kentlerinin halklarının bir kısmının şehre yerleşimini sağlayarak nüfusu ve kenti daha da genişletmiştir. Bu dönemde Anadolu’nun en kalabalık nüfusuna sahiptir.[10] Bülbül (Koressos) Dağı’nın kuzey etekleri ile Panayır Dağı’nın (Pion) güney ve batı etekleri arasındaki yeni kurulan kentin çevresini kilometrelerce uzanan sularla çevrelemiştir.[11]

 

 

Lysimachos’un ölümüyle Seleukos yönetimine giren kent, Pergamon Krallığının, sonrasında ise MÖ 133’de Romalıların eline geçmiştir. İmparator Augustus döneminden itibaren ise 200 yıl sürecek en ferah dönemini yaşamıştır. İmparator Tiberius ve Hadrian zamanında Roma kenti karakterine bürünen Ephesos, limanın tekrar dolmasıyla ekonomik yönden zayıflayarak gücünü kaybetmeye başlamıştır. Geç antik dönemde Jüstinyen zamanında tekrar canlanan kent Arap istilasına uğrayarak tahrip edilmiştir. Lysimachos’un kent sınırları daha az insan yaşadığı için ve büyük alanın korunma zorluğundan dolayı Bülbül Dağı’nın kuzey tarafı ile ovada bulunan kısmından vazgeçilerek Bizans surları ile çevrilmiş alanın içine çekilmiştir.

 

 

Hellenistik – Roma döneminin kenti 10. yy’a kadar devam etsede limanın tamamen kumla dolmasıyla Ayasuluk tepesi üzerine taşınarak küçük bir kasaba karakterine bürünmüştür. Ephesos ovasında meydana gelen bataklık sonucu sıtma tehlikesi ortaya çıktığından 6. yy’dan başlayarak St Jean kilisesi etrafında yeni bir yerleşim yeri oluşturulmuştur. Hellenistik- Roma kentinden ve Artemision’dan getirilen taşlarla ve mimari parçalarla kalın duvarlar örülerek kentin saldırılardan ve düşmanlardan korunması sağlanmıştır.[12] Aydınoğulları Beyliği döneminde son parlak çağını yaşayan Ephesos 14. yy’da Selçuklular ve sonrasında Osmanlılar döneminde önemini yitirmiştir.

 

EPHESOS SUR DUVARLARI

 

Antik dönem yazarlarından Strabon, Ephesos kentinin hem Karialılar hem Lelegler tarafından iskân edildiğini ancak Androklos’un kendisiyle birlikte gelenlerle birlikte çoğu kişiyi Athenaion ve Hypelaion dolayına yerleştirdiğini, Koressos Dağı (Bülbül) yamaçlarındaki bir ülkenin bir kısmının da bu yerleşimin içine aldığını anlatır. Ephesos’un Kroisos zamanına kadar bu şekilde yerleşim gördüğünü, sonrasında halkın dağ yamaçlarından inerek Büyük İskender’e kadar Artemis Tapınağı dolaylarında oturduğunu söylemektedir. Büyük İskender’in haleflerinden olan Lysimachos zamanında ise bugünkü Ephesos kentinin etrafına bir sur duvarı yapıldığına değinmektedir. (Plan 6) Lysimakhos’un yeni kente taşınmak istemeyen Ephesos halkını kentin lağımlarını tıkayıp su basmasına neden olarak, yeni kente yerleşmelerini zorunlu kıldığından bahsetmektedir. (Strabon XIV.1)

 

Ephesos’un yeni yerleşimi Hippodamos’un ızgara planına göre kurulmuştur ve Lysimakhos’un karısı Arsinoe’nin adını taşımaktadır. Çevresi bataklık haline gelen eski kent terk edilerek Pion (Panayır) Dağı’nın güney ve batı etekleri ile Koressos (Bübül) Dağı’nın kuzey etekleri arasında yeni kent kurulmuştur.[13] Şehir yamaçlara setler halinde kurularak, ana cadde doğu- batı doğrultusunda Bülbül Dağı boyunca uzanmaktadır. Bu caddeyi dik kesen ikinci cadde ise kuzey-güney doğrultusunda vadiyi aşarak Panayır (Pion) dağına geçmektedir. Resmi yapıların toplandığı şehir merkezi vadinin içinde yer almaktadır. Dini ve sosyal yapıların yer aldığı Kuretler Caddesi ızgara plan sistemini çapraz kesmektedir. Ticaret agorası dağ yamaçlarının önündeki düzlüğe, limanın gerisine konumlandırılmıştır.(Plan 7)

 

Kentin çevresi Koressos (Bülbül) ve Pion (Panayır) Dağları sırtlarında inşa edilen 9 km uzunluğunda, 10 m yüksekliğinde sur duvarı ile çevrilmiştir.[14] Oldukça sağlam bir işçiliği olan surların bir kısmı günümüze kadar kalmıştır. Bülbül Dağı üzerinde yer alan sur duvarlarının 3 km’den uzun bir kısmı iyi korunmuş durumdadır. Girintili çıkıntılı bir yol izleyen surlar kilometrelerce uzanır. Panayır Dağı’nın doğusunda ise surlardan küçük bir parça kalmıştır. Bu sur duvarları ring oluşturur biçimde uzanmaktadır. Sur boyu şehrin mülkü sayılır. Özel kişilerin surlara sokulması ve sur dibine tesis kurması önlenmiştir. Ephesos’da surların sınırını tespit eden yazıtlar ele geçmiştir. Ephesos’da sur sınırı içte,40’ dışta 50 ayaktı.[15]

 

Araştırmacılar, sur duvarlarının iki ayrı dönemde inşa edildiğini düşünmektedir. Lysimachos tarafından MÖ 3. yy başlarında, Hellenistik dönemde inşa edilen surlar erken evreyi oluşturmaktadır. Bunun dışında daha geç döneme, Erken Hristiyanlık devrine tarihlenen sur kalıntıları mevcuttur. Şehrin ilerleyen zamanlarında, küçük bir kısmını kapsayan bu geç dönem surları Panayır Dağı üzerinde ve şehrin kuzeyinde görülebilmektedir.

 

Ephesos savunma sistemi içinde yer alan sur duvarlarını şu şekilde incelemek mümkündür:

 

1- Koressos’taki Arkaik yerleşim sur duvarı kalıntısı

 

2- Magnesia Kapısı’ndan başlayan ve Panayır Dağı’na devam eden Hellenistik Dönem

surları ve sur duvarlarının ikinci halkasının kalıntıları

 

3- Bülbül Dağı’ndaki Hellenistik Dönem kent surları

 

4- Geç Antik kent surları

 

KORESSOS’TA ARKAİK YERLEŞİM SUR DUVARI KALINTISI

 

Panayır Dağı’nın 40- 50 m rakımında, Kaya Kutsal Alanının güneyinde bulunan yarma ile Koressos Limanının bulunduğu düşünülen alanın doğusundaki küçük tepe arası, 300 m uzunluğunda ve 2.40 m kalınlığında bir sur duvarı ile tahkim edilmiştir. Bu sur duvarı Lysimachos zamanında yapılan surlarla benzer teknikte yapılmıştır. Lysimachos surlarının bir parçasıymış gibi değerlendirilmişse de detaylarında oldukça farklılık göstermektedir. Kulelerin bulunmaması bu farklılıklardan biridir. Surun bilinen tek girişi Zeus/ Meter Kutsal Alanı’nın tam yukarısındadır. Sur duvarının Androklos tarafından kurulan ve Kroisos tarafından kuşatılması sonucu Artemision çevresine nakledilen Arkaik Koressos yerleşimini koruduğu düşünülmektedir.[16]

 

PANAYIR DAĞI SURLARI

 

1926 yılında Franz Miltner, Panayır Dağı’nın kuzey kenarını izleyen bir savunma duvarı keşfetmiştir. Daha sonra yapılan arkeolojik kazılarda savunma duvarının yapılış tarihi, yapım sırasında kullanılan tarihleyici dolgu malzemesi yardımıyla yapım tarihinin MÖ 6. yy sonundan MÖ 5. yy başlarına kadar uzandığı saptanmıştır. M. Kerschner bu alandaki çalışmaları sürdürmektedir.[17] ( Resim 7)

 

Panayır Dağı’nda ayrı zamanlarda yapıldığı düşünülen, olasılıkla iki kısımdan oluşan, Hellenistik Döneme tarihlenen, Lysimakhos surlarının kalıntıları mevcuttur. Magnesia Kapısı’ndan başlayan surlar kuzeye doğru devam ederek Panayır Dağı yamacının yaklaşık 70 m rakımına kadar çıkıp aynı rakımda 500 m uzunluğunda ilerlemektedir. Duvarların kalıntıları 2.5 m yüksekliğindedir. Panayır Dağı’nın iki zirvesi arasında bulunan jeolojik kırılmayı takip ederek batıya dönen surlar, kenar boyunca 120 m kotuna kadar yükselir. Dağın güney zirvesinin kuzeyindeki Hellenistik surlar, kalıntılardan anlaşıldığına göre Bizans surları ile kesişmektedir. Sonrasında devam eden kısım yüzeyde görünmez. Düz bir hat halinde giden surların liman ile birleştiği sanılmaktadır. [18]

 

 

Surların ikinci halkasını oluşturan sur duvarı, Panayır Dağı’nın iki yarısının arasındaki boğazın en üstünden geçerek kuzey zirvesini sarmaktadır. Kuzeyindeki Hellenistik surların, Bizans surları ile kesiştiği anlaşılmaktadır. Sonra devam eden kısmı ise yüzeyde bulunmamaktadır. Panayır Dağı’ndaki Lysimachos surlarının muhtemelen ayrı zamanlarda yapılan iki kısımdan oluştuğu düşünülmektedir. Surların ikinci halkası, Panayır Dağı’nın iki yarısının arasındaki boğazın en üst noktasından geçip kuzey zirvesini sarmaktadır. Panayır Dağındaki surların bir kısmının Roma döneminde yıkılarak Bizans surlarının dağ sırtındaki kısımlarında, Lysimakhos surlarının kesme taşlarıyla birlikte kullanılmıştır.[19]

 

Panayır Dağı’ndaki sur duvarlarının kalıntıları, Bülbül Dağı’ndaki sur kalıntıları ile aynı duvar inşa tekniğindedir. İki duvarlı kurtin’in tüm genişliği 2.40- 3 m’ dir. Kuzey zirvesini çevreleyen kısım büyük boğaza inerken 4 m’yi geçmektedir. Yön değişikliklerinde ve önemli staratejik noktalarında, surlara hafifçe yaslanmış, kareye yakın (kenar uzunlukları 8.20x 9.80 veya 9.40x 10.6 m) olan kuleler eklenmiştir. [20]

 

BÜLBÜL DAĞI SURLARI

 

Bülbül Dağı üzerinde yer alan sur duvarlarının en az 9 km uzunluğunda olduğu ve Hellenistik Dönem’de Lysimachos tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Günümüzde bu sur kalıntılarının 3 km’den uzun kısmı görülebilmektedir.( Resim 8) Kent surlarının deniz kıyısındaki başlangıç noktasını, limanın 400 m batısında bulunan dört odalı bir gözetleme kulesi oluşturmaktadır. 1912 yılında kazısı yapılmış ancak bugün ulaşılamayan kule, Pygela’ya (Kuşadası) giden yolu korumaktaydı. Surlar buradan Bülbül Dağı üzerinde düz bir hat halinde, yazılı belgelerde Astyages adıyla bilinen tepeye çıkarak Paulos Hapishanesi olarak adlandırılan kuleye yaklaşır. Arazinin yapısına uyumlu biçimde batı doğrultusunda kavis çizerek Hermaion isimli tepecik üstünden geçerek doğuya dolanır ve denizden 300 m yüksekliğe çıkarak Bülbül Dağı’nın sırtında en yüksek noktayı takip ederek 4 km’ ye yakın bir uzunlukta ilerler. Sırtın doğu ucundan kuzeye yönelerek düzlüğe inen surlar, kente giriş veren Magnesia Kapısına gelmektedir.[21]

( Resim 10- 20 )

 

BÜLBÜL DAĞI KULELERİ

 

Bülbül Dağı’ndaki sur duvarı üzerinde çok sayıda kule inşa edilmiştir. (Resim 18- 19) Kare veya dikdörtgen planlı bu kulelerin inşa tarzı ve yapım tekniği sur duvarlarıyla benzerlik gösterir. Savunmanın olasılıkla cephanelik ve sarnıçların bulunduğu bir plato üzerinde yer alan üç odalı bir kuleden yönetildiği düşünülmektedir. Surların ilk yüksekliği en az 9 m yüksekliktedir ve tek odalı gözetleme kulesi ya da batarya görevini gören 48 adet kule belli aralıklarla yerleştirilmiştir. Kule duvarları 1.60 ve 2.50 m arası kalınlıktadır ve kurtinler 2.90 ile 3.60 m genişliğinde ve 6.50 m yüksekliğindedir. Duvarlarda emplekton tekniği kullanılmıştır.[22] Kesme taşlarla örülmüş duvarların dış yüzeylerinin arası toprak ve küçük taşlarla doldurulmuştur. Duvarların üzerinde mazgallar bulunmaktaydı. Seyirdim yolu üzerinde, bazı yerlerde örtülü olup düşmana ok atmayı sağlayan mazgal şevleri vardı. Duvarlara çabuk çıkabilmek için 23 merdiven bulunuyordu. Bülbül Dağı’nın doğu tarafında 19 hücum sahanlığı bulunmasına karşın, batı kısmında Hermaion ve 23 no’lu kule arasında hiç birine rastlanmamıştır.[23]

 

Bülbül Dağı üzerinde özellikle limanı korumak için “Aziz Paulos Zindanı” olarak adlandırılan bir kule bulunmaktadır. (Resim 9) Duvarları ince uzun rektogonal blokların isodomos tarzda yerleştirilmeleriyle oluşturulmuştur. Düzenli olarak atkı taşları kullanılmıştır.

 

SUR DUVARLARININ TEKNİK ÖZELLİKLERİ

 

Bülbül Dağı üzerinde yer alan sur duvarlarının bir kısmı oldukça iyi korunmuştur. Panayır Dağı üzerindeki sur kalıntılarını parçalar halinde görmek mümkündür. Surlar rektogonal tarzda ve yer yer trapeziodal tarzda bloklarla örülmüştür. Arazinin doğal yapısında bulunan kireç taşı bloklar kullanılmıştır. Bülbül Dağı’ndaki sur duvarı üzerinde yapılan incelemelerle de iki ayrı inşa evresi saptanmıştır.[24] İlk dönem sur duvarlarının bazı bölümlerinin alt kısmındaki bloklar oldukça küçük boyutlu ve farklı bir işçilikte örülmüştür. Rektogonal şekilli bu bloklarının ön yüzeyli bosajlı olarak işlenmiştir ve bosaj yükseklikleri farklıdır. Düzgün bir işçiliğe sahiptir. Blokların birleşim yerleri keskin bir şekilde düzeltilmiştir. Uzunlukları 25-35 cm arasında değişiklik gösterir. İsodomos örgü tarzında inşa edilen bu surlar, duvarlarının alt kısmında yer almakla beraber sadece bir yerde tek başına sur duvarını oluşturmaktadır. Bülbül Dağı’nın en üst kesimlerinde, güney batısında yer alan ve zirveye yakın yerdeki testere ağzı biçimindeki dirsekli surlar üzerinde de görülmektedir. Bazı kule yapılarının alt bölümünde de bu duvar tarzı görülmektedir.[25]

 

Bülbül Dağı ve Panayır Dağı üzerinde daha sonraki zamanlarda inşa edildiği düşünülen, kalıntıları günümüzde görülebilen sur duvarlarında trapeziodal bloklar oldukça yüksek boyutludur ve yüksekliği 45- 60 cm arasında değişmektedir. Eski sur yapısının üstüne inşa edilebildiği gibi bazense tek başına sur duvarını oluşturmaktadır. Bazı yerlerinde rektogonal tarzda bloklarda kullanılmıştır. Pseudoisodomos tarzında örülen bu duvarlarda, küçük boyutlu taş bloklar üst üste konularak düzgün bir görünüm sağlanmıştır.[26]

 

 

Duvarların üzerinde atkı taşları kullanılmıştır. Bu taşlar değişik sıklıkta olup kimi zaman dar kimi zaman geniştir ve belli bir sıra takip etmezler. Taş blokların yüzeyleri bosajlıdır. Bosajlar düzgün kesilerek keskin hatlarla sınırlandırılmıştır. Blokların birleşim yerlerinde boşluk bulunmaz. Sur duvarlarında sur içi dolgu malzemesi olarak toprak harç ve moloz taş kullanılmıştır.[27] Panayır Dağı üzerindeki surlar ve Bülbül Dağı üzerindeki surlar aynı özelliklere sahiptir.

 

Panayır Dağı üzerinde bulunan ve daha geç dönemlerde inşa edilen başka bir sur duvarı, düzensiz bir işçilikte yapılmıştır. Önceki dönem surlarından sökülen blokların kullanıldığı görülmektedir. Kireç harcı, tuğla ve kiremit parçaları, şekilsiz taş parçaları kullanılmıştır. Bu dönem surları kentin kuzeyinde iyi korunmuştur.[28]

 

Ephesos surları Hellenistik dönemde Lysimakhos tarafından yaptırıldığı söylense de antik yazarlar ve pek çok bilim adamı tarafından, bundan öncesinde de bir sur duvarının olduğu düşünülmektedir. Olasılıkla bu sur duvarı MÖ 3. yy’ da tekrar onarılmıştır. Sur duvarı yapımı masraflı ve büyük işçilik gerektirir. Klasik Dönem surlarının izleri Hellenistik sur duvarlarında aranmalıdır.[29] Yapılan inceleme sonucunda ortaya çıkan iki ayrı duvar stili, bazı kesimlerde daha eski dönemde inşa edilen surlarının varlığını gösterir. Lysimachos surları tamirat sonrasında yeniden düzenlenmiş olmalıdır.[30]

 

GEÇ ANTİK DÖNEM KENT SURLARI

 

Ephesos kenti limanının dolmasıyla önemini kaybetmiş ve yerleşim alanı daralmıştır. Erken Hristiyanlık devrinde daha küçük bir alanı çevrelemek için surlar inşa edilmiştir. Duvarda kireç harcı, tuğla ve kiremit parçaları kullanılması bu dönem sur yapısına özgüdür.

 

6. yy’da veya 7. yy başında Arap istilasına karşı Koressos Mahallesini çevreleyen yeni surlar yapılmıştır. Güney Liman Kapısı’ndan, önce Arkadiane caddesine 70 m mesafeden geçerek burada bulunan Dört Sütunlu Yapının güneyinde cep yaptıktan sonra caddenin yanından, yüksek güney analemma’sınında bastiyon olarak surlara dâhil edilmesiyle tiyatronun ortasına kadar devam eder. (Resim 22- 23)

 

Geç dönem surlarının izleri, kuzeyde Meryem Kilisesi’nin batı ucunda, Olympeion’un batı kenarında, Yarıkkaya Tapınağı’nda ve Vedius Gymnasionu önünde rastlanmaktadır. Buradan surların doğu bölümü, Stadion’un batıda kalan yarım dairesini izleyerek Panayır Dağı sırtı ve iki zirvesi boyunca dolanıp tiyatro yönüne doğru inmektedir. Hellenistik-Roma kent merkezi yeni surların dışında kalmıştır. [31]

 

İmparator Jüstinyen döneminde (MS 527- 565) Ayasuluk tepesine taşınan kent, yerleşimini burada devam ettirir. (Resim 24) Son savunmasını burada inşa edilen kaledeki şehir surlarında gerçekleştirir.

 

Esra Bideci – Selçuk

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Translate »