Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

Dünyaya zirveden bakan Türk

‘Meru’, müthiş bir filmdi. Onu da dünyaca ünlü bir dağcı yaptı zaten. Nepal’de canı pahasına tamamladığı zirve tırmanışını konu alan, prömiyeri New York’ta yapılan ödüllü belgeselde Türk asıllı birinin imzasının bulunması da ayrı bir gurur kaynağıydı: Renan Öztürk. Kimileri için onun gerçeküstü bir hayatı var. Düşünsenize; yılın sekiz ayını dağlarda, zirvelerde geçiyor. Sosyal medya hesaplarında bir bakıyorsunuz Antarktika buzullarında, bir bakıyorsunuz Himalayalar’da zirvelere tırmanıyor yahut İzlanda’da kuzey ışıklarını filme alıyor. Aynı zamanda bir sanatçı. Gittiği yerlerde farklı tekniklerle dağların resmini yapıyor. Üstelik tüm bunlar esnasında, kendisiyle aynı tutkulara sahip güzeller güzeli eşi Taylor Rees’le birlikte… Tahmin edersiniz ki Renan Öztürk’e mail’le ya da cepten ulaşmak pek kolay değil. Sosyal medya hesaplarından yazdım. Dönmedi. Sponsoru The North Face’in aracılığını denedim. Türkiye’dekiler yetmedi, araya ABD’deki yetkilileri soktum. Yine de üç ay sürdü yanıt alabilmem. Tam da yine insanlardan uzak bir bölgeye, yeni filmi için Alaska’ya yola çıkmadan yakaladım.

Renan Öztürk’ü Türkiye’de tanıyan çok da insan yok. Babası Ankaralı, annesi Amerikalı. Almanya’da doğmuş. Ailesinin büyük bir bölümü halen İstanbul’da, kendisi ABD’de yaşıyor. Türkçesi de çok iyi değil… Tutkusu birden fazla. Hangisinin daha ön planda olduğunu sorunca, “Bana göre tırmanmak, film yapmak ve fotoğraf hepsi aynı keşif düzleminde birbirine bağlanıyor, bu nedenle çok şanslıyım ki tüm bu tutkularımı, birini diğerinin önüne koymadan, çoğunlukla birleştirebiliyorum” diyor.

2015 yapımı ‘Meru’ tırmanışı sırasında Öztürk buz duvarda 12 gün boyunca eksi 28 derecede asılı kaldı.

 

TIRMANMAK BENİM HAYATIM

‘Meru’ filminden önce yaptığı antrenman sırasında bir kaza geçirdi. Wyoming Eyaleti’ndeki Tetons Dağı’na tırmandığı sırada düştü, kafasına ağır bir darbe aldı. Doktorları kesinlikle Meru’ya tırmanamayacağını söylüyordu.

Kimseyi dinlemedi. “Tırmanmak hayatından daha mı değerli ki?” diye sorduğumda, “Tırmanmak benim hayatım. Bu nedenle, tehlikeli olmasına rağmen her anına değer. Tırmanmak olmasaydı şu anki ben olamazdım” cevabını verdi.

Hikâyesini şöyle anlatıyor: Bu tutkusunu Colorado Üniversitesi’nde biyoloji okurken keşfetmiş. Küçük bir dağcı grubun üyesi olarak yeteneklerini geliştirmiş. Uzak ve güzel diyarların hayalini kurmaya da işte bu dönemde başlamış. 

Okul daha bitmeden Nepal’e gitmiş. Dilini ve kültürünü öğrenmek için. Bu ülkeyle hâlâ çok derin bir gönül bağı olduğunu söylüyor. Çünkü Everest bu ülkede. 

HİÇBİR ZAMAN HEPSİNİ GÖREMEYECEĞİM

İnsanlarda en az dağcılık becerileri kadar hayranlık yaratan sanat çalışmalarının ilhamını da yine Everest’in bulunduğu Himalayalar’dan aldığını söylüyor: “Tırmanmaya başlamadan önce Nepal’e gidip dağlarından ve kültüründen çok etkilenmiştim. İlk önce bir dil okuluna gittim. Diğer tüm hikâye bunun arkasından akarak ilerledi diyebilirim.”

Hazırladığı videoların tamamını tırmanış sırasında çekip, kurgulayıp, oradan yayımlıyor. Her gittiği yerde ayrı bir heyecan duyduğunu anlatıyor: “Dünyanın kadar çeşitlilik barındırdığını görüp şaşırıyorum. Daha çok gördükçe daha çok anlıyorum ki hiçbir zaman hepsini göremeyeceğim…”

TÜRKİYE’DE YAŞAYANLARA ÇOK İMRENİYORUM

Kendisine göre yılın altı ayını, eşi Taylor’a göreyse sekiz ayını dağlarda geçiriyor. Bunun dışındaki zamanlarında bilgisayar başında. Yeni projelere destek arayarak çok uzun saatler harcıyor. Sosyal medyada da çok zaman harcıyor ama fotoğraf ve film paylaşımları için çok iyi bir platform olduğunu düşünüyor.

Türk takipçilerine de bir mesajı var: “Aslında ben de onlara çok imreniyorum.  Türkiye gibi bir yerde yaşadıkları için çok şanslılar. Birçok kaya ve dağda yeni tırmanma potansiyeli mevcut…”

Türk dağcılar arasında da çok başarılı isimler olduğunu ama onun gibi dünya markası olamadıklarından bahsediyorum. Acaba onun şansı ABD’de olması mıydı?  “Bilemiyorum” diyor, “Her şey çok tesadüflerle ilerledi. Motivasyonunuz ve yaratıcılığınızda önemli tabii…”

ÖZGÜR YALNIZ’LA YİNE DAĞDA TANIŞTI

Eşi Taylor Rees’le arkadaşlarının aracılığıyla tanışmışlar. O da tıpkı kendisi gibi bir maceraperest. Yale Üniversitesi’nde çevre çalışmaları ve sinema üzerine master yapıyor. Sosyal medyadaki takma ismi ‘Free Solo’ (Özgür Yalnız). Bu lakabı annesi takmış. Tırmanışları hep tek başına yaptığı için. Çünkü annesi ve babası da tırmanışçıymış. 

Eşinin bu fotoğrafını, İzlanda’da ‘The Coldest Crossing’ filmi sırasında, Kasım 2016’da eksi 30 derecede çekti. Fotoğrafı sosyal medyada paylaşırken, “Bu tatil, isteyebileceğimin en güzeliydi” diye yazdı.

Renan Öztürk’le ilk kez Wyoming’deki 4.197 metrelik bir zirveye tırmanmışlar. Tam 24 saat! Bu bir günlük macera onları birbirine bağlamış. Sonunda da evlenmişler.

Evleri mi? O da yaşam tarzlarını yansıtır şekilde: Adı,  ‘Summit Haus’ (Zirve Evi). Utah Park City’de. Güneş enerjisini en verimli şekilde kullanmayı hedefleyen yapı, mimar Chris Price tarafından modern ve sürdürülebilir olması amacıyla tasarlanmış.

KÜÇÜK KARARLAR HER ZAMAN ÖNEMLİ VE DEĞERLİ

Aylarca hazırlık, günlerce yürüyüş, tırmanış ve birkaç dakikalık zirve… Zirveye çıktığınızda ne hissediyorsunuz?

– Onca çalışmadan sonra zirveye ulaşmak müthiş bir duygu ancak bir o kadar da korkutucu çünkü en tehlikeli kısım gelmiştir artık: Dağdan inmek ve güvenli bir şekilde eve dönmek… Ama genel olarak, bu bir bütün, sadece zirvedeki o kısa andan değil, oraya giden ve dönen yoldan da keyif almak gerek. Eğer tüm süreçten keyif almıyorsanız, muhtemelen size göre değildir.

Eğitimi aldığınız biyoloji alanında çalışmıyorsunuz, beyaz yakalı olmak istemediniz. Sizinki tam ‘başka türlü bir hayat’…

– “Özellikle bu hayatı seçtim” diyemem. Daha çok verdiğim küçük kararlar beni buraya getirdi. Geleneksel bir yaşam tarzınız olsa bile, dışarı çıkıp macera yaşamak için atacağınız küçük adımlar her zaman önemli ve değerlidir. Sizi, hayatta hiç beklemediğiniz yerlere götürebilir.

Şu anda nelerle uğraşıyorsunuz, sıradaki projeniniz, gitmek istediğiniz ülke neresi?

– Alaska’da tırmanmak ve keşfetmek üzerine kurguladığımız çok özel bir belgesel üzerinde çalışıyoruz: ‘Sanctity of Space’ (Boşluğun Kutsallığı). Yarın  yola çıkıyorum, filmin diğer bir bölümünü çekmek üzere… Dağları ve keşfi kapsayan uzun metrajlı bir belgesel olacak. Gitmek istediğim çok fazla yer var. Türkiye de de daha fazla zaman geçirmek, eşsiz ve ıssız bölgelerini keşfetmek istiyorum.

Bugüne kadar kaç ülkeye gittiniz, tırmanış ve gezmek için?

– Seyahatlerim, gördüğüm kültürler ve dağlar için çok minnettarım. Ama açıkçası, gittiğim yerleri not edemiyorum. Daha çok film ve fotoğraf aracılığıyla o bölgenin hikâyesini anlatmaya odaklanıyorum.

Filmlerinden bazılarının aldığı ödüller

* Sundance, 2015, ‘Meru’ filmiyle En İyi Belgesel dalında ‘Seyirci Özel Ödülü’ ve ‘Büyük Jüri Ödülü’

* Mountain Film in Telluride, 2015, ‘Down to Nothing’ filmiyle En İyi Sinematografi Ödülü

* Mountain Film in Telluride, ‘Ennedi Kulesi’ filmiyle Charlie Fowler Ödülü

* Mountain Film in Telluride, ‘Samsara’ filmiyle Charlie Fowler Ödülü

* National Geographic Adventurers of the Year, 2012, National Geographic Yılın Maceracısı Adayı

 

Kaynak: (hurriyet.com.tr)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.