Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu

Doğa Sporlarında Cezai Sorumluluk

Sayın Av. Abdullah KOÇ tarafından Doğa Sporlarında Cezai Sorumluluk adlı makale kaleme alınmıştır. İlgililere ve tüm kulüplerimize duyurulur. 

Uluslararası yasalar, Anayasa ve Ceza Yasasının düzenlediği ilkeler çerçevesinde yer alan suç ve cezalara ilişkin esaslar genel ve özel nitelikte olup, her olayın özel şartlarına göre etki gösteren ve kamu hukuku niteliğe haiz olan yaptırımlardır. Anayasada yürürlükte bulunan kanunun suç saydığı ve kanunla o an konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezanın verilemeyeceği hükmü yer almaktadır. Ceza ve ceza yerine geçecek olan güvenlik tedbirleri ancak kanunla düzenleneceği hükmü, anayasal bir hükümdür. Yine anayasada ceza sorumluluğunun şahsilik ilkesi de evrensel bir ilkele olarak yerini almıştır. Türk Ceza Yasasında, şahsi sorumluluk ilkesi öngörülmüş ve başkasının fiilinden dolayı kişinin sorumlu tutulamayacağı ilkesi yer almıştır.

Ceza Yasasına göre kişinin eylemden sorumlu tutulabilmesi için kast ve taksir unsurları şart koşulmuştur. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirmesidir. Başka bir anlatımla, kişinin iç dünyasından gelen ve eylem yapma kararlılığını ve eylemselliğini ifade etmektedir. Taksir ise, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza artırımına gidilir. Ceza hukuku açısından taksirli suçlara uygulamada en yatkın örnek trafik kazalarıdır. Kamu hukuku açısından doğa sporlarında meydana gelen kazalarda, lider, organizatör, tüzel kişi yöneticileri, faaliyete sorumluluk alan diğer kişiler ile özellikle arama ve kurtarma çalışmalarında yer alan şahısların eylemlerinde meydana gelen kaza veya zararlarda sorumluluk ceza hukukunda yer alan taksir müeyyidesi çerçevesinde değerlendirilmekte ve cezai sorumluluğa, bu hüküm çerçevesinde gidilmektedir.

Doğa sporlarındaki sorumluluk kamu hukukuna dayanan bir sorumluluktur. Cezai sorumluluk geneli kapsayan nitelikte olduğu yönünde yargı kararlarına rastlamak mümkündür. Doğa sporlarındaki sorumluluğu (lider, arama kurtarma ekipleri, organizatör, yardımcı kişiler v.s.) irdeleyen yargı kararlarına rastlamak çok az bir olasılıktır. Doğa sporları, yeni yeni gelişme göstermiş olduğundan buna bağlı hukuksal uyuşmazlıklar da yeni yeni gelişme göstermektedir. Avrupa Ülkelerinde bu alan daha gelişkindir. Türkiye’de uygulanan çözüm şekli mukayeseli hukuktur. Hemen belirtmek gerekir ki, doğa sporlarında meydana gelen kaza ve benzeri hukuka aykırılıklarda Mahkemelerin yargılama yapma ve olayı tam anlamıyla açıklığa kavuşturması çalışması eksiktir. Tıpkı yukarıda açıklandığı üzere, olayın bir trafik kazası mantığında soruşturması yapılmakta ve bu çerçevede karar oluşturma yoluna gidilmektedir. Yüksek irtifada meydana gelen bir kazada Cumhuriyet Savcısı veya karar verecek olan Mahkemenin olay yerini inceleme şansı nerede ise yok denecek kadar azdır. Bu hususta, kaza nedeniyle oluşturulan tutanak ve diğer şahısların anlatımlarıyla yetinilmekte, olay yerinin incelenmesi yapılmaksızın karar oluşturulmaktadır. Bu durum, tam anlamıyla adaletin tecellisini engellen bir durumdan başka bir anlama gelmemektedir. Bu nedenle, önerimiz yargılama makamında yer alacak olan şahısların en azından bu konuda yetkin olması ve bu alanda gelişkin bir bilirkişi kurulunun oluşturulmasıdır. Dağları ve doğasıyla bu kadar geniş olan bir ülkede bu tür sorunların daha sağlıklı, adaletli çözülmesi beklenen bir durumdur.

Bu bağlamda sorumlu aktörler; kural olarak kişilerdir. Sporcular, katılımcılar, liderler, organizatörler, dernek yöneticileri, özel şirket yöneticileri, Federasyon ve Üst Kurul yöneticileridir. Yukarıda açıklandığı üzere, buradaki sorumluluk daha çok taksirden doğan sorumluluk türüdür. Genel olarak kaynağını taksir sorumluluğundan almaktadır. Yani özen göstermeme, yüklenilen sorumluluğu tam olarak yerine getirmeme, öncülük ettiği gurubun güvenliğini almama, gurubu her türlü tehlike ve meydana gelebilecek olan kaza olasılığına karşı uyarmama, kazayı öngörmeme, yetersiz tedbir alma, arama kurtarma sahasında gerekli tedbirleri almama gibi nedenlerden kaynaklanan ve kazanın meydana gelmesinde rol oynayan unsurları içermektedir.

Bütün bu kriterlere rağmen, sorumluluğu sınırlayan faktörler de mevcuttur. Bu faktörlerden bir tanesi kişisel hata ve kusur diğeri ise risk teorisidir. Karşı karşıya olduğumuz olay, kişisel hata ve kusurdan gelmeli; ayrıca risk öngörülebilir, olağan ve anormal olmamalıdır. Gerek sorumlu tutulacak olan aktörler ve gerekse sorumlu olabilecek olan diğer kişilerin sorumluluğunu hafifleten veya ortadan kaldıran unsurlardır. Örneğin her türlü uyarılara rağmen, hızlı giden kayakçının kendi hatasından sorumlu olabileceği ve emniyet kemerini kullanmayan bir spor tırmanışçının kendi eyleminden sorumlu tutulabileceği gibi. Ancak yargıya intikal edilmiş ve şüphe duyulan diğer olaylarda, cezai sorumluluğun olup- olmadığı hususu yine kamu hukuku niteliği olma özelliğine sahip olması nedeniyle yetkili ve görevli mahkemeler tarafından irdelenmesi ve her olayın meydana geliş şekline göre soruşturma sonucunda verilecek bir kararla sonuca ulaştırılması kanuni bir zorunluluktur.

Fransız yargısında açık denizde faaliyete katılan yelkenli ekibin, her ne kadar açık denizdeki riski öngörülebilirliğini kabul etmekle birlikte, olayda anormal risk olan ölüm riskini kabul etmiş sayılmazlar denmiştir. Benzer bir olay Türk yargısına konu olmuştur. 25 Ocak 2009 tarihinde Zigana Geçidinde çığ düşmesi sonucunda bir kaza meydana gelmiştir. Bu kaza sonucunda yaşamını yitirenler olmuştur. Düşen çığ nedeniyle ölümler sonucunda ceza davası açılmış ve zımnen de olsa olay risk teorisine dayandırılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesinde “taksirle adam öldürme” iddiası ile açılan davada, “kayak ve kar yürüyüşü kararı alırken, arazinin jeoloji ve jeomorfolojik yapısını dikkate alınmaması, yürüyüşte gerekli tedbirleri almayarak olaya sebebiyet verildiği” gerekçesiyle yürüyüşü organize eden sorumlu ve yardımcı sorumlular hakkında ceza tayinine gidilmiştir. Bu örnek olayda da görüldüğü gibi, doğa sporlarını organize edecek olan kişilerin, arama ve kurtarma çalışmasında yer alacak olan kişi-ekiplerin, rehber ve yardımcı sorumluları ile spor tırmanışlarında, yüksek irtifa tırmanışlarında liderlik edebilecek olan şahısların bu yetkileri alabilmeleri için mutlak surette teknik ve her türlü beceriyle donanımları bir zorunluluktur. Yargı kararına da yansıdığı gibi, lider ve sorumlu şahısların her türlü teknik bilgi ile donatılmış olmaları ve bu yeterliliğe sahip olmaları halinde bu ehliyete sahip olmaları gerekmektedir.

Ceza yargılamasında, kaynak amir hükümler olmasına rağmen, yardımcı kaynak olarak da, her spor dalının kendi kuralları da yardımcı kaynak olarak yararlanılan bir diğer kurallar bütünüdür. Federasyonların yayımladıkları talimat ve yönetmelikler de, her sporcu, üst kurul veya kulübün uymakla yükümlü oldukları ve aynı zamanda ceza hukuku açısında yardımcı kaynak olarak yararlanılan yardımcı kurallardır. Birebir kural konulmayan alanlarda hukuk, orta derecede bir insandan beklenen davranışlara göre soruna çözüm getirebilmektedir. Dağ ve doğa sporlarında, arama kurtarmada kurallar mukayeseli hukuk ilkelerine göre uygulanma alanı bulmaktadır. Taşıma, rehberlik, eğitim, arama-kurtarma, kamp gibi faaliyetlerde yaşanılacak olan olay karşısında şahıslar, tüzel kişi-dernek yöneticileri sorumlu olabilme olasılıkları vardır.

Arama kurtarmada yardım eksikliği, dağcılık eğitiminde gerekli tedbirlerin alınmaması, doğa yürüyüş rehberi veya yüksek irtifa rehberinin, meydana gelebilecek olan kazayı önleyecek veya hafifletecek tedbirlere başvurmaması bir sorumluluktur. Ceza yargılamasında, örnek olaylarda problemi çözme yöntemi mukayeseli yöntem gereği kıyas yöntemi ile çözme arayışıdır. Kıyas yoluyla, benzer olaylarda hukuk mecrasında getirilen çözümün diğer olaylara uygulanmasıdır.

Cezai sorumlulukta kabul edilebilir bir risk olmalı; faaliyetin icra edilmiş ve zararın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Yapılan spor veya faaliyetin olağan bir neticesi olmalı ve risk unsurunu ortadan kaldıran unsurları içermemelidir. Meydana gelen zarar kast ve taksir eylemi sonucunda olmalıdır. Fransız yargısı, pistin güvenliğini almayan ve kayakçının ölümü nedeniyle belediye başkanını taksirle adam öldürme fiilinden sorumlu tutmuş ve cezalandırılmıştır. Benzer bir olayda Türkiye’de ceza davası açılmış ve sorumlu olan şahıslara ceza verilmiştir. Konaklı Kayak Merkezindeki Alp Disiplini yarışlarına katılmak için Erzurum’a gelen Aslı Nemutlu, 12 Ocak 2012 tarihinde antrenman yaparken pist kenarındaki tahta kar perdelere çarparak yaşamını yitirmiştir. Bu olay nedeniyle Türkiye Kayak Federasyonu eski başkanı, Kayak İl temsilcisi, antrenörler, TKF eski genel sekreteri, kayak merkezi pistinden sorumlu şahıs ve mekanik işlerden sorumlu şahıslar hakkında dava açılmış ve “taksirle bir insanın ölümüne neden olmak” suçundan hapis cezalarına çarptırılmışlardır. Yine arama kurtarma çalışmasında, kayada asılı kalan bir dağcının kurtarılması sırasında; kazazedenin düşerek ölmesi olayında arama kurtarma faaliyeti yürüten şahıslar hakkında “taksirle adam öldürme” suçundan sorumlu tutulmaları da bir başka örnektir.

Meydana gelen zarar neticesinde ceza hukuku açısından sorumlu kişilerin cezalandırılmalarıyla olay çoğu zaman son bulmamaktadır. Cezanın şahsiliği ilkesi gereği sorumluların cezalandırılmaları ceza hukuku açısından önemli bir ilkedir. Ancak, sorumluluk tespit edildikten sonra hukuki sorumluluk açısından, yani başka bir anlatımla tazminat hukuku açısından sorumluluk daha geniş bir yelpazeye tesir etmektedir. Bu anlamda doğabilecek olan tazminat davaları açısından olayların irdelenmesi başka bir yazımızda ele alınacaktır.

Bu itibarla, insanlığa hizmet ve toplumsal amaçlara uygun bir programla kurulan tüm spor kulüp ve oluşumların bu tür sorunlarla karşılaşmamaları veya insan hayatını birebir etkileyen hatta ve hatta ne yazık ki, zaman zaman ölümle sonuçlanan bu tür kazaların yaşanmaması ya da kaza ve risklerin en aza indirgenmesi için çok ciddi tedbirlerin alınması kaçınılmazdır. Gerek hukuk sisteminin ve gerekse federasyonların yayımladıkları talimatlar, yönetmelikler uzun yılların getirmiş olduğu ve yaşanan acı tecrübelerin bir daha yaşanmaması için getirilen kurallar bütünü olduğunu unutmamak gerekmektedir. Doğada yapılacak olan her türlü faaliyeti ciddiye almak, kanunla yetkilendirilmiş kurumlardan gerekli eğitimleri almak, federasyonların talimatları ve eğitim sisteminden geçmiş, gerekli ehliyete haiz kişilerin rehberliğinde ve denetiminde faaliyetler yapmak gerek hukuki ve gerekse cezai sorumluluk açısından önemlidir. Unutmamak gerekir ki, yapılan spor, can kurtarmak için yapılan çaba birebir insan yaşamını konu alan ve yaşama hakkını birebir etkileyen bir durumdur. Yapılan işin ciddiyetinde olmak gerekmektedir. Bu nedenle, doğa sporlarıyla ilgilenen ve toplumsal amaçla insanlığa hizmet götürme amacında olan her kurum-kuruluş ile bireyin işi şansa bırakmadan ve büyük tecrübelerle oluşturulan kurallara birebir riayet etmeleri hayatı önem taşımaktadır.

 

Kaynakça:

1-Zirvelerin Özgürlüğü-D. Graydon-K. Hanson

2-Ankara Barosu Uluslararası Spor Kurultayı yayınları,

3-Türkiye Barolar Birliği yayınları.

4-Doğa sporlarında Cezai ve Hukuki Sorumluluk-A.Koç

 

 

 

Dağcılık malzemelerini incelemek yada satın almak için tıklayınız.

www.dagcidukkani.com

 

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.