İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çok gezen mi çok okuyan mı bilir?

“Ey Okur, senin de, benim gibi, kitap dostu olduğuna hiç süphem yoktur. Sevgilide birleşmemiz, bizi birbirimize rakip etmez, yakınlaştırır ”
Fi 25 Safer sene 1311 (Ağustos 1893) Yüzbaşı Bal Hasan oğlu Necip Asım (1)

 

ÇOK OKUYAN MI ÇOK GEZEN Mİ BİLİR?

Anadolu coğrafyasında böyle bir söyleyiş vardır. Bunun üzerine çeşitli düşünceler vardır ve bence insanı düşündürmek için söylemiştir. En önce de düşünen insan bilir. Okumak yazmak insanlara öz bir şeydir ve bu aşağı yukarı altı binlik yıllık bir olaydır.(2) Anadolu coğrafyası bu insanlığı birçok bakımdan ilerleten buluşta önemli rol almıştır.
Anadolu hiyografyası denilen orta Anadolu’ya öz logo türü beşyüz kadar işaretten oluşan önceleri Hititlilerin olarak bilinen sonra da Luvian olarak olduğu tespit edilen yazı bu tarihte önemli yer tutmuştu.

 

İlk çağlarda Anadolu dilleri aşağıda verdiğimiz bir zenginlik gösterir.
• Hitit dili (nesili), M.Ö. 1600 ve M.Ö. 1100 arası, Hitit İmparatorluğu’nun resmi dili.
• Luvice (luwili), Hititçe’nin yakın akrabası, Hitit kontrolü altındaki bölgelere yakın yerlerde konuşulmuştur. Çivi Yazısı ve Resim yazısı olarak iki farklı alfabeyle yazılmıştır.
• Likya dili (Likyaca A; standart Likyaca), Demir çağında Likya’da konuşulmuştur, Luvice’nin soyundan gelir, M.Ö. 1. binyılda soyu tükenmiştir, eksiktir ve tam çözülememiştir.
• Milyan dili, Likyaca B denir, Likya dili’nin lehçesidir, tek bir yazıttan bilinir.
• Karya dili, Karya’da konuşulmuştur, Karyalı askerlerin M.Ö. 7. yüzyılda Misir’da bıraktığı bölük pörçük duvar yazılarından bilinir, M.Ö. 3. yüzyılda yokolmuştur.
• Pisidya Dili ve Yan dili (Pamfilyaca), eksik.
• Palaca, Kuzeybatı Anadolu (Kastamonu yöresi) ‘nde konuşulmuştur. Kökleri M.Ö. 18. yüzyıla dayanır. M.Ö. 13. yüzyılda yokolmuştur, Hitit metinlerindeki bölük börçük dualardan bilinir.
• Lidya dili, Lydia’da konuşulmuş, M.Ö. 1. yüzyılda yok olmuş, eksik. (3)
Bu dil grubunda muhtemelen hiç yazılı iz bırakmamış diller de vardır, bunlar Misya, Kapadokya ve Paflagonya dilleridir.
Anadolu’nun yetiştirdiği gerçek bilim insanı Muazzez İlmiye Çığ, Hitit, Sümer ve Akad dillerini Nazilerden Kaçıp Anadolu’ya sığınan bilim adamlarından öğrenmiş bu konunun sayılı uzmanlarından olmuştur ve İstanbul Arkeoloji Müzesini önemli bir araştırma merkezi haline getirmistir. 15’ten fazla kitabı yüzlerce makalesi Anadolu coğrafyasının tarihine ışık tutmuştur. Bu Çivi Yazısı Tabletler Anadolu’nun her yerinde bulunmuştur. Halkımızın Yazılıkaya diye adlandırdığı Hititlerin baş şehri Hattuşaş ve Boğazköy’de tablet kütüphaneleri bulunuyordu.

 

YAZILIKAYA
Tarih Boyunca Kütüphaneler yazısında Nilgün Ersoy, Anadolu kütüphaneleri arasında bunları sayıyor:

 

– “Boğazköy: İki bölümden Oluşan kütüphane, 10.000 adet kil tablet içeriyordu. Birincisi siyah ve gri kilden, diğeri sarı ve kahverengi kilden oluşmaktaydı. Şehir arşivi zemini ve çatısı ahşap olan iki mekandan, Tapınak ve hazine kütüphanesi üç mekandan oluşmaktaydı.

– Debir: Bu yerleşim “kitap kenti” olarak bilinir. Kütüphanede Hitit kitapları vardı.

– Emar: Bu kütüphane bir ev ya da ufak bir tapınaktaydı. 1,000 ‘den fazla Akad ve Sümer metinlerinin yanı sıra Hurri ve Hitit metinleriyle, 100 tabletlik bir el kitabı kütüphanesi de mevcuttu.

– Efes: Celsius kütüphanesi.
– Halikarnas: Euripides, Herodot, Homer eserlerinin mevcut olduğu, Yunanca metinler içeriyordu. Halka açıktı.

– Hattuşaş: İÖ 17. – 13. yüzyillar arasında kuruldu. Yönetim bilgileri, düzyazı el kitapları, Sümer ve Babil eserlerinin Hitit versiyonları, dini, mit, destan ve tarihi vakayinamelerden oluşuyordu. Ayrıca raflandırma hakkında detaylı bilgiler vardı. Bazıları Akad dilinde yazılmıştı.

– Nysa: Anadolu’da ikinci en iyi korunan kütüphane iki katlıydı. Doğal ışığın girmesine izin veren pencereler, iki iç Duvarda sıralı nişler halinde kitap Rafları bulunuyordu. Raflar kodeksleri depolamak ve papirüs rulolarını kuru tutmak için yapılmıştı. Okuma mekanı boyutu 13,4 m x 8,7 m idi.

– Bergama (Bergama): I. Attalus tarafından İÖ 200 yılında kuruldu ve birkaç yüzyıl ayakta kaldı. İskenderiye kütüphanesiyle yarışacak bir kütüphane amaçlanıyordu, papirüs sevkiyatı kesilince ince dana derisinden yapılan parşömen (Pergament) icat edildi. Kütüphanenin büyük bir bölümü Romalılara geçti. Bazı ciltler Semerkant’a götürüldü.

– Prusa: Romalılar zamanında varlığını sürdüren anitsal kütüphane.

– Rhodiapolis: Daha çok Yunanca eserler mevcuttu.

– Sagalassos: İS 2. yüzyılda Neon tarafından kurulan Neon Kütüphanesi ”
Necip Asım Yazıksız 1893’te ‘Kitap’ adlı eserinde Yazının çıkışı hakkında bir çok bilgiler veriyor, hiyografik dönemden alıp çivi yazısına getiriyor ve şöyle diyor:
“Çivi yazısı üzerine Avrupa’da bir hayli kitap yayınlanmıştır. Eski eser uzmanlarının rivayet ve kabullerine göre, Çivi yazısını Asurlular Türkler’den öğrenmişlerdir. Şu hesapça Medeniyet parıltılarıyla vakitlerindeki Kavimlerin gözlerini kamaştıran Asurlular’ın öğretmeni Türklerdir, demek olur. Bundan da Türkistan medeniyetinin daha eski olduğu anlaşılır ”
Alfebeler ve yazı insanlığın tümü tarafından geliştirilmiştir. Ak Üstünde Karalar: Kitapların Tarihi(4); bunu Harfler Göç ediyor diye uzun bir bölümde anlatmıştır. İlk alfebe de gezginci bir kavim olan Fenikeli’ler tarafından geliştirilmiştir. Bunu gezmenin ve bir çok kültür ve dille tanışmanın faydaları olarak görebiliriz.
Bugün kullandığımız Atatürk’ün bilimsel olarak geliştirdiği Türk Alfebesi de bu harfler göçünün ilerlemesinin Anadolu coğrafyasında son aşaması. Ak Üstünde Karalar bu alfebenin kullanılmasını Herkezin kolayca okuma yazma öğrenmesi için yaptıklarını diyor. Babam bana ilk okulda beş yıl eski Türkçe öğrendiklerini ancak doğru dürüst okuyamadıkları ancak Yeni Türk alfebesini üç ayda öğrenip rahatlıkla okudukarını anlatmıştı. Anneannem de kara boyalı kapılarında elde Tebeşir çok çabuk öğrenmiş.

Aynı kitap yazıdan bir önceki döneme de gidip canlı kitaplar dediği hikayeleri ve efsaneleri anlatan insanlardan bahsediyor ve bunların önce İlyada ve Odise’yi ve bir çok destanı nesilden nesile aktardığını belirtiyor. Bu Destanlar Batı dünyasınca kültürlerinin temeli olarak görülür ve Anadolu coğrafyasından çıkmıştır.
Insanlar ve Kitaplar’da M. Turan Tekdoğan(5) kitabın tarihçesini söyle veriyor:

Kitaplar ilkçağlarda tuğlalar (tablet), papirüs, parşömen üzerine yazılmıştır. M. Ö. 700 yıllarında Yunanlılar papirüs üzerine yazılmış şiir ve destan kitapları hazırlamışlardır.

M.Ö. 2. Yüzyılda Romalılar, 15 cm uzunluğunda 15-20 cm genişliğinde papyrus tomarlarını kitap biçimine getirmişlerdir.
Asya uluslarından Bergamalılar, koyun derisini işleyip cılalıyarak parşömen adı verilen malzemeyi bulmuşlardır. Bu buluş milad başlangıcında çok yaygın hale gelerek kitabı dayanaklı bir şekle sokmayı sağlamıştır.
Bildiğimiz kağıdı ilk kullanan Ulus Çinliler’dir. Çinliler M.S. 105 yılında, Türkler ise M.S. 794 yılında ilk kağıt yapım evlerini kurmuşlardır.(6)  Ancak “Eski Türkler, paçavradan kağıt yapmayı Çinlilerden öğrenmeden önce, ipek liflerinden (telcik) tokmaklama tekniğiyle kağıt hamuru elde ederlerdi. bu kağıt yaprağına ‘kakat>kakaç’ derlerdi. Bu sözcük ‘kağıt’  olarak Arapça ve Farsçaya geçmiştir. Çin yazıyı İ.Ö 1000 dalayında kullanmaya başladığına göre, kağıt üretimi o dönemden önce Türklerce gerçekleştirilmiş, denilebilir.”(7)
Asırlarca el yazması kitaplar yazılmıştır ve Anadolu’da bir çok Kütüphanede bu tür kitaplar bulunmaktadır. “Yapılan istatistik ve incelemelere göre, Kültür Bakanlığı’na bağlı kitaplıklar ile müzelerde, çeşitli kuruluşlarda, özel kolleksiyonlarda aşağı yukarı 300 bin cilt yazma yapıt bulunmaktadır. Her cildin içinde en az iki risale/kitap yer aldığı düşünüldüğünde, bu sayının ikiye katlanması söz konusudur. Bu durum karşısında, Türkiye’de yaklaşık 600 bin cilt yazma yapıt bulunduğu söylenebilir.(8)

 

Basımın gelişmesi ile Anadolu coğrafyasında da basımevleri açılmıştır. Bunlardan ilkini Musevilerin 1.494 İstanbul kurduğunu bunu Selanik, İzmir ve Edirne’nin takip ettiğini belirtiyor. Daha sonra Ermaniler 1.567 de bir Basımevi kurmuşlardır ve daha sonra 1.627 Rumlar. Bu basımevinin ilk yayını ‘Museviler aleyhine Risale’ adlı kitaptır. Cizvitlerin kışkırtmaları ile yeniçeriler 1628’de basımevini basmışlardır ve sahibi rahip Metaxas da kaçmak zorunda kalmıştır. Türkçe basan ilk  yayınevimize kadar, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde 37 tane basımevi kurulmuştur  . Türkçe basılı kitapların  gecikmesine üç neden gösterilir biri dinsel bağnazlıktır ikincisi 90 bin hattat bulunduğuna dair kanıtlar vardır ve devlet bunları işsiz bırakmak istememiştir üçüncü olarak ta okuma yazma oranı düşüktü ve talep yoktu. 1729 yılında ilk Türkçe Basılı kitap İbrahim Müteferrika ‘nın bastığı Vankulu Sözlüğüdür. Bu Arapça Türkçe bir sözlüktür ve medreselerde kullanılırdı. İkinci Kitap Tarih Hind-i Garbi idi bu Amerika’nın keşfi üzerinedir. Beşincisi ünlü Katip Çelebi’nin Cihannümasıdır.(9) Coğrafya bu zamanda önemli bir alandı.
Cihannüma
Bundan sonraki yüzyılda ancak 180 kitap basılmıştır ve 1928 harf devrimine kadar da 30 bin civarında. Cumhuriyetten sonra elli yılda 200 binden fazla kitap basılmıştır. Bu Aydınlanma döneminde Anadolu’nun kasabalarına kadar basımevleri kurulmuş kitap, dergi ve gazeteler basılmıştır.

 

Ragıp Paşa Kütüphanesi

Anadolu coğrafyasındaki Türk kütüphaneciliğinin dokuz yüzyıllık bir geleneği vardır. Yazma eser kütüphanelerinde bulunan birçok kitapta Anadolu Selçuk kütüphane kayıtları vardır.

Erzurum’daki Saltuklu, Diyarbakır ve Mardin’deki Artuklu, Kastamonu,daki Candaroğlu kütüphaneleri Beylikler döneminden kalmışlardır. Bu dönemde kütüphaneler vakıf niteliğinde idi ve ‘imaret’ lerde bulunurdu. İlk ayrı yapıya sahip kütüphane Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın kurduğu kütüphganedir. Halka açık ilk kütüphane Eyüp külliyesinde kurulan kütüphanedir. İmparatorluğun gelişmesi ile Anadolu’da Kayseri, Amasya, Afyon, Tosya, Manisa, İzmit, Kastamonu, Yozgat, Burdur, Safranbolu, ve Akhisar kurulmuş ve kimisi bugünde yaşamaktadır.

1908’de İkinci Meşrutiyet ‘Milli Kütüphane’ adını taşıyan birçok kütüphane kurulmuştur. 1912 İzmir ve Kayseri, 1917 Eskişehir ve Konya, 1918 Diyarbakır, 1920 Bursa Milli kütüphaneleri açılmıştır.

İzmir Milli Kütüphanesi

 

Cumhuriyet döneminde Dr Hamit Zübeyr Koşoy 1925 bir raporunda Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan 64 il, 385 ilçeden 45 il ve 366 ilşede halka açık kütüphane bulunmadığını ve Anadolu’da 60-70bin cilt kitap bulunduğunu ve bunların kıymetli müzelik kitaplar olduğunu ancak çağın gereksinimini karşılayamayacağını rapor eder. Bu rapor Halk kütüphaneleri tavsiye ederek gerçekçi, sağlam ve çağdaş bir yaklaşım sergiliyor. 1932-1950 yılları arasında Türkiye’de halk kütüphanesi işlevlerini büyük ölçüde Halkevi Kütüphaneleri yerine getirmiştir. 1945 te Türkiye’de 82 Halk ve 395 Halkevi Kütüphanesi bulunuyordu ve bu sayı 1948 yılında Halkevi Kütüphanesi, Halk Okuma Odası ve Halkodalarının toplam sayısı 4730 yükselmiştir.(10)

 

İzmir Halkevi

 

Anadolu coğrafyasını anlamak ve özümsemek için okuma yazmanın önemi yadsınamaz. Aşık Veysel’in şu mısraları bunu çok güzel belirtir:

 

Kim okurdu kim yazardı
Bu dügümü kim çözerdi

 

Aşık Veysel
Yazar Mustafa Mersinoğlu ve annesi Kartograf Sehavet Mersinoğlu altmışlı yılların ortası. Eskişehir, Sarıköy yakınında Yunus Emre’nin anıt mezarı.

Okuma Yunus Emre’nin dediği gibi olmalı:

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır

 

Okumaktan murat ne

Kişi Hak’kı bilmektir

Çün okudun bilmezsin

Ha bir kuru ekmektir

 

Okudum bildim deme

Çok taat kıldım deme

Eğer Hak bilmez isen

Abes yere gelmektir

 

Dört kitabın mânâsı

Bellidir bir elifte

Sen elifi bilmezsin

Bu nice okumaktır

 

Yiğirmi dokuz hece

Okursun uçtan uca

Sen elif dersin hoca

Mânâsı ne demektir

 

Yunus Emre der hoca

Gerekse bin var hacca

Hepisinden iyice

Bir gönüle girmektir

 

 

ANADOLU KRONOLOJİSİ(11)

TARİH ÖNCESİ (PREHİSTORİK)
Toplayıcı-Tüketici
PALEOLİTİK
İ.Ö. 600000-15000
Karain / Yarımburgaz
İnsanoğlu ayakları üzerinde
MEZOLİTİK
Tekeköy / Belbaşı / Beldibi
Mağaralarda renkli duvar resimleri
Üretici-Yerleşik
NEOLİTİK
İ.Ö. 7000-5000
Çayönü / Hacılar / Çatalhöyük
Yumuktepe / Canhasan
Yerleşik düzene geçiş / Ana Tanrıça
KALKOLİTİK
İ.Ö.5000-3000
Hacılar / Beycesultan / Canhasan Fikirtepe
Yaygın seramik kaplar / mezarlar
konut alanları düşına
TARİH ÇAĞLARI(HİSTORİK)
TUNÇ (Bronz)
İ.Ö. 3000-2000
Aslantepe / Alacahöyük / Truva V-I.
Çömlekçi Çarkı, kent dokusunda gelişme, çoğalan boyalı seramik, mezar ve ölü gömme kültünde heykeller ve ölü armağanları
Asur ticareti ile Anadolu’da yazı yaygınlaşıyor
Boğazköy / Alişar / Kültepe
Truva IŞ. İ.Ö. 2500-2200 Hatti, İ.Ö. 2500-2000
Hurri, İ.Ö. 1800-1270
Truva IV, İ.Ö. 1800-1275 Hitit, İ.Ö.2000-1180
Kent Devletlerinden Siyasi Birliğe
İ.Ö.2000-1750 Erken / İ.Ö. 1750-1450 Eski Krallık / İ.Ö. 1450-1180 İmparatorluk Dönemi
İ.Ö. 1.269 KADES Antlaşması
Hititlerle Misirlilar Arasında Dünyanın ilk yazılı barış Antlaşması
KARANLIK ÇAĞ
I.Ö. 1180-750
(Trak Göçleri)
Geç Hitit Kırallığı, İ.Ö. 1200-700
Urartu, İ.Ö.900-580
Frig, İ.Ö.750-300
Lidya, İ.Ö.700-546
Likya, İ.Ö. 600-300
Lidya’da para kullanımı Anadolu
Ticaretine yeni bir anlam katıyor.
DOĞUDAN GELENLER:
PERS İSTİLASI

İ.Ö. 546-334
Gavgamela Savaşı
İ.Ö. 331
BATIDAN GELENLER
ARKAİK 1050-600/KLASİK 600-334
İSKENDER ve ARDILLARI DÖNEMİ
(HELLENİSTİK)
İ.Ö. 323-30
Kent devletlerine dönüş
ROMA EGEMENLİĞİ
İ.Ö. 30 – İ. S. 395
Kent düzenlemesinde yeni bir dönemin ardından Hristiyanlık Anadolu’da
I. Ökümenik Konsil (İznik) 325
DOĞU ROMA (BİZANS) ÇAĞI
395-1453
726-843 İkonoklast (Tasvirkırıcı) dönem
673-678/716 İstanbul İslam Kuşatmasında
Anadolu İslam Kültürü ile tanışıyor
1204-1261 Latin işgali
TÜRKLER ANADOLU’DA
1071 Malazgirt
XI. yüzyıl Türk Akınları Malazgirt’den sonra kitlesel yerleşmelere dönüşüyor. İlk Başkent İZNİK
Haçlı Seferleri / İkinci Başkent KONYA
XII. Yüzyılda ANADOLU’DA İLK Türk Devletleri
Danişmentliler / Artuklular
Mengücekliler / Saltuklular
ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ
1071-1308
Kent silüetinde Değişim.
Yeni yapı türleri, yeni bir anlayış ve hoşgörü ortamında Türk-İslam kültürü Anadolu’da
MOĞOL İSTİLASI
1243-1308
XIV. YÜZYILDA ANADOLU
Karamanoğulları Akkoyunlular
Ertenalılar Karakoyunlular
Hamidoğulları
Candarogullları
Germiyanoğulları
Aydınoğulları
Menteşoğulları
Dulkadiroğulları
Ramazanoğulları’ndan
Osmanoğulları
Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi otoritesinin zayıflaması, Anadolu birliğinin dağılmasına yol açarken yeni Çağa doğru bir değişim başlıyor.
Karamanoğlu Mehmet Bey ve Türkçe’nin önemi (1277)
OSMANLI ÇAĞI
1299-1923
Küçük bir Beylik’ten İmparatorluğa geniş bir Coğrafyada Selçuklu Kültür Mirası ile hoşgörünün esas olduğu uzun bir dönem
ERKEN DÖNEM 1299-1481
Gelibolu’dan Avrupa’ya, 1353
TİMUR ANADOLU’DA
Fetret Devri (1402-1413)
İstanbul’un Fethi 1453
Osmanlı Başkentleri 1326’da BURSA, 1365’de EDİRNE, 1453’de İSTANBUL
KLASİK DÖNEM
XVI.Yüzyıl, Osmanlı tarih ve kültürünün “Altın Çağı” dır.
Tanzimat 1.839
Kulluktan vatandaşlığa İLK ADIM
MEŞRUTİYET I./1877-IŞ./1908
Yönetimde ilk değişim Anayasa yürürlükte
KURTULUŞ SAVAŞI 1919-1922
İlk Antiemperyalist savaş örneği
Lozan Antlaşması 1923
TÜRKİYE CUMHURİYETİ 29 Ekim 1923
“Yurtta Barış, Dünyada Barış”
M. K. ATATÜRK

 

Anadolu Medeniyetleri dediğimiz bir olgu var ve geride binlerce kitap ve yazılı kaynak bırakmış ayrıca bu medeniyetler üzerine de binlerce inceleme yapılmıştır.

Anadolu’da 72 millete bir nazarla bakma söyleyişi de vardır. Bu milletlerinde çeşit çeşit dilleri vardır bir birine benzemez. Anadolu’da halen onlarca dil konuşuluyor. Kimisi göçlerle gelmiş kimi binlerce yıldır yerleşik. Hepsinin de kendilerine has ya da birbirinden etkilemiş kültür ve sanat eserleri olmuş.

Bunları okuyup incelemeden yapılan gezilerin ne kadar yararı olur bunu düşünmek gerekli.

 

 

Atatürk ve Kitap, adlı kitapta Yılmaz Vurkaç (12) bazı olaylar aktarır;

Cemal Granda’nın anlatması ‘Bir gün Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken Devlet Başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olmalı ki, Atatürk’e şöyle dediğini duydum:

‘Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma… 19 Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın?’

Atatürk, Vasıf Çınar’ın bu çok samimi yakınmasına gülemseyerek şöyle karşıklık verdi:

‘Ben çocukken çok fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım…’

Atatürk’ün yurt gezilerinde kütüphanelere uğradığını sorunlarıyla uğraştığını ve bir keresinde 22 Eylül 1924’de Samsun’da bulunan Atatürk’ün kütüphaneden bir çok tarih kitabı getirtip okuduğunu ve bu gezilerden birinde de Kastamonu’da kütüphaneye gidip bir kaç kitap adı söylediğini; olmadığını söylediler. Aslında çok az kitap vardı. 500 lira çıkararak, Kütüphane memurununa; ‘Bununla faydalı kitaplar alınız, kitap sayısını çoğaltınız dedi’.

Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu (13) hatıralarında Atatürk’ün seyahatlere giderken yanlarına mutlaka kitaplarını aldığını anlatır ve bir seferinde kitapların daha kolay ve emin taşınması için eski cephane sandıklarını verdiğini ve şöyle dediğini yazar ‘Ne o Nuri oğlum şaşırdın değil mi? Şaşırma, şaşırma, Savaşta bunlarla cephane taşıdık, Sen o zamanlar çocuktun, bilmezsin, bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni bir savaşımız başlıyor. O da Kültür ve Sanat savaşımızdır ve okumakla, kitapla olur; işte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşınsın, cephanenin yerini artık kitaplar alsın ‘

 

 

KAYNAKÇA

 

[1] Kitap, Necip Asım Yazıksız, İletişim Yayınları 10. Yıl Armağanı Yayına Hazırlayan  Türker Acaroğlu

[2]Şair Tarık Günersel Yazının başlangıcını alan  bir takvim teklif ediyor. Şeyler 29 Ocak 2010.

[3]”http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu_dilleri” adresinden alındı.

[4] Ak Üstünde Karalar, M. İlin’den Rakım Çalapala, Türkiye Basımevi 1948.

[5] İnsanlar ve Kitaplar, M. Turan Tekdoğan, Dilek Matbaası 1973.

[6] Aynı eser.

[7]Batı’da ve Türkiye’de Kaynakça Tarihi, M. Türker Acaroğlu,İletişim Yayınları 2003.

[8] Aynı eser.

[9]Kitap ve Kütüphane Tarihine Giriş, Jale Baysal, İstanbul 1991.

[10] Aynı eser.

[11]www.istanbul.edu.tr

[12]&

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Translate »