İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bizim İstanbul…

Son güncelleme tarihi 29 Ocak 2019

Cuma akşam üzeri saat 16.45. Yoldayım, İstanbul’un bitmeyen çilesi trafikte eve doğru yol almaktayım. Telefonum çalıyor, ekranda arkeolog arkadaşımın adı…Açıyorum.. O’ndan beklenmeyecek bir telaşla, 95.1 Özgür Radyo’u açmamı söylüyor. Telaşının sebebini sormaya fırsat vermeden, radyoda uzun zamandır yapmayı düşündüğüm geziden bahsedildiğini söyleyerek kapatıyor. Zaten telefonumda kayıtlı olan 95.1 frekansını açıyorum. Aylar önce bir iki kez tesadüfen dinlediğim ‘Bizim İstanbul’ programı. Programın yapımcıları Kadir ve Pınar, pazar günü arzu eden dinleyicileri ile buluşup Fener-Balat bölgesinde tarihi bir gezi planladıklarının duyurusunu yapıyorlar. Radyoyu arayıp adımı yazdırıyorum. Her ne kadar bu geziye gitmeyi çok istesem de aslında katılımcılardan kimseyi tanımamanın rahatsızlığını yaşıyorum. Yine de bu fırsatı kaçırmamalı diyerek gitmeye karar veriyorum.

 

8 Nisan.. Serin bir bahar sabahına uyanıyor İstanbul. Saat 08.30’da evden çıkarak önce Kadıköy’e oradan şehir hatları vapuru ile Eminönü’ne geçiyorum. Benim için yürüme mesafesinde ki buluşma noktası olan Zeyrek Cafe’ye geç kalma telaşı ile otobüsle gidiyorum. Unkapanı’nda ilk durakta inip kafeye yöneliyorum. Buluşma saatine 10 dk. var. Terasta 2-3 masa dolu. Sakin bir köşeye geçip bir çay söylüyorum. Kalabalık bir masa olmadığına göre ilk gelen benim. Ilık güneş ışıkları altında çayımı yudumlarken bir grup geliyor ve ilerde bir masaya oturuyor. Bizim İstanbul ekibi olup olmadığını anlamak için bekliyorum. Hem çayımı yudumluyor hem de kafede ki hareketliliği izliyorum. 3’er 5’er gruplar halinde gelip aynı masada buluşuyor katılımcılar. Artık eminim yaklaşık 20 kişinin bir araya geldiği bu grup 95.1 Özgür Radyo‘Bizim İstanbul’ dinleyicileri. Yanlarına gidip tanışma vakti.. Hadi bakalım yeni bir gün başlıyor…

 

Kısa tanışma sohbeti ve içilen çaylardan sonra ilk durak hemen yanı başımızda ki Zeyrek Cami. İstanbul’un fethinden önce Pantokrator Manastırı ve Kilisesi olan yapı, fetih sonrası medrese olarak kullanılmış. İlk müderrisi Mehmet Zeyrek Efendi. Daha sonra Fatih medresesi ve diğer medreseler açılınca cami olarak kullanılmaya başlanmış. Rehberimiz yapının tarihini ve mimarisini detaylı olarak anlatıyor. Yürümeye devam ediyoruz Zeyrek mahallesinin dar sokaklarında. Turist grupları ile karşılaşıyoruz, ellerinde fotoğraf makineleri tarihin derinliklerinden bugüne kalabilmiş olan yapıları görüntüleyen. Dar sokaklarda yan yana dizilmiş tarihi yapıların çoğu ayakta zor durmaktalar. Sokaklara rengini veren ise restore edilmiş tek tük eski evler.

 

Yürümeye devam ediyoruz ve karşımızda Gül Cami, inşa tarihi kesin olarak bilinmeyen bir Bizans kilisesi iken fetihten sonra bir dönem tersane deposu olarak kullanıldıktan sonra Sultan II. Beyazıd zamanında camiye çevrilmiş. Kırmızı kiremitten yapılmış olan kiliseye, Sultan II. Selim zamanında taş minare eklenmiş. Aslen hac görünümünde yapılmış olan kilise camiye çevrilirken kubbesi ve duvarları yeniden yapılmış. Bugünkü görünümü ile Bizans ve Osmanlı mimari özelliklerini birlikte barındıran bir eser. Camiye Gül adının verilmesinin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber en çok bahsedilen ‘Gül Baba’ isimli bir şahsın caminin içinde defnedilmiş olması. Rehberimiz Pınar’ın aktardığı bu bilgilerden sonra bir grup katılımcı caminin içini görmek üzere içeri giriyor.

 

Sonraki durağımız Fener… Öncelikle Özel Maraşlı Rum İlköğretim okulu çıkıyor karşımıza. 1901 yılında Odessa şehri Belediye Başkanı hayırsever Grigoris Maraslis’in maddi katkılarıyla kurulmuş olan bir okul. Bir zamanlar koridorlarını bahçesini çocuk seslerinin doldurduğu bu okul şimdi ıssızlığın ortasında ayakta durmaya çalışan bir duvarlar bütünü olarak duruyor karşımda. Terk edilmeye yüz tutmuş okul binasının önünden hüzünle ayrılıyorum. Şimdi bu satırları yazarken kulağımda çocuk sesleri, neşeli çığlıklar çınlıyor geçmişten bugüne uzanan…

 

Sırada Fener Rum Patrikhanesi, 6. yy’dan itibaren Hıristiyanlık alemindeki din tartışmalarının önemli bir kesimini oluşturan Ortodoksluğun da merkezi. Biz patrikhaneye vardığımızda ayinden çıkmış olan insanların avluda sohbet etmekte olduklarını görüyoruz. Grubumuz içeri girerken her kilise gezimde yaptığım gibi öncelikle mum yakılan yere yöneliyorum. Yapı hakkında söylenecek çok şey var, özellikle de iç kısımla ilgili. Ancak burada anlatmak zaman alacağı için merak edenlerin kolaylıkla bilgiye ulaşacağı düşüncesi ile detaylara değinmeyeceğim. Patrikhaneden çıkışta çay molası veriliyor. Bu mola hepimize iyi geliyor. Bu arada pek çoğunun birbirini tanımadığı katılımcılar çay molasında küçük sohbetlerle birbirlerini tanımaya çalışıyorlar. Uyumlu bir ekiple beraber olmanın rahatlığı var bende de.

 

Sıradaki durağımız dik bir sokakta yukarı çıkarken birden karşımıza çıkan kırmızı bina. Patrikhanenin arkasında, Sancaklar Yokuşu’nda bulunan bina Fransa’dan getirtilen kırmızı tuğlalardan yaptırıldığı için halk arasında “Kırmızı Okul” diye de anılmakta olan Özel Fener Rum Erkek Lisesi. Haliç’in her iki tarafından da görülebilen okul, kırmızı rengi ve kubbeli mimari yapısı ile hemen göze çarpıyor. Bu yapının önünde toplu fotoğraf çekiyoruz. Büyüleyici bir renk ve mimari, hiç ayrılmak istemiyorum aslında lakin gruptan ayrılmak olmaz. Birkaç fotoğraf daha çekmek isterken grubun gözden kaybolduğunu fark ediyorum. Hızlı adımlarla ilerleyip yetişmeye çalışıyorum gruba. Neyse ki yokuşu inince birilerinin geride kalmış olduğumu fark edip beklediklerini görüyorum. Bu beni rahatlatıyor. Gezi boyunca ilk kez yalnızlık duygumdan kurtulmuş oluyorum.

 

Dar yokuşlardan aşağı iniyoruz, sahile doğru. Rehberlerimiz yemek molası vermek istiyor. Gruptan birkaç kişi yemeğe kalmayacaklarını söyleyerek ayrılıyor bizden. Sahilde yemek için gittiğimiz lokantanın terasında Haliç manzarası eşliğinde yemekler beklenirken katılımcılar 4-5 saattir beraber olmanın rahatlığı ile daha sıcak ve samimi sohbete başlıyorlar. Karşımızda tarihi Bulgar Kilisesi. Fener Ortodoks Patrikhanesi’nden bağımsız olarak kendi kiliselerini kurmak isteyen Osmanlıdaki Bulgar azınlık tarafından inşa edilmiş olan kilise Haliç kıyısına Rusya’da dökülen demirlerin prefabrik olarak deniz yolu ile getirilmesi ile kurulmuş.

 

Ilık bir Nisan günü, 95.1 Özgür Radyo ‘’Bizim İstanbul’’ programı sunucularının çağrısı ile bir araya gelen dinleyicilerin Balat-Fener sokaklarında tarihin derinliklerine uzanan gezisi yemekten sonra son buluyor. Bütün yorgunluğa rağmen yüzlerde tatlı bir tebessümle ayrılık vakti. Program sunucuları Kadir ve Pınar’a geziden duyulan memnuniyetler ifade edildikten sonra teşekkürlerle noktalanıyor bu güzel gezi.

 

 

Yazı ve Fotoğraflar: Şükran Lılek YILMAZ

İstanbul / 03. Mayıs. 2012

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Translate »