1985 AGRI KAZASI VE ÖLEN KADIN DAĞCILAR

Read Time:5 Minute, 39 Second

Bundan 37 yıl önce bugün, 21 Temmuz 1985 tarihinde Ağrı’ya gerçekleştirdikleri tırmanış esnasında kötü hava koşulları ve sis yüzünden yollarını kaybeden İTÜ Dağcılık Kulübünün iki kadın sporcusu hayatlarını kaybederken; iki sporcu yaralı olarak kurtulmuştur.

Tamamı İTÜ öğrencisi ve aynı zamanda İTÜ Dağcılık Kulübü üyesi olan, Armağan, Başar, Gülden, Haldun, Nuray, Oğuzhan, Rıfat ve Şükrü’den oluşan 8 kişilik ekip 1985 yılının Temmuz ayında Ağrı’ya tırmanmak için planlama yapar. Ancak ekip Ağrı’ya tırmanmak için yeterli tecrübeye ve bilgiye sahip değildir. Ekibin liderliğini yapan Rıfat dışında ekip üyelerinin tamamı daha bir yıldır dağlara gitmektedir.

Ağrı öncesi ekibin 4 üyesi antrenman için Munzur’a gider. Yaklaşık bir hafta orada tırmanışlar gerçekleştirir ve tırmanış tarihi geldiğinde İstanbul’dan gelecek arkadaşları ile buluşmak için Doğubayazıt’a geçerler. Bu nedenle Munzur’dan gelenler ile İstanbul’dan gelen ekip üyelerinin kondisyonları arasında oldukça fark vardır ve bu durum tırmanış esnasında sorun olarak ortaya çıkar.

Bir gece Doğubayazıt’ta otelde kalınır. Ertesi gün, 15 Temmuz 1985 Pazartesi, eksiklikler tamamlandıktan sonra tutulan bir minibüs ile Eli köyüne ulaşılır. Kamp yükleri katırlara verilir ve ekip üyeleri 3200 metredeki kampa doğru yürüyüşe başlar. Ekibin liderliğini Rıfat yapmaktadır. Yaklaşık 5-5,5 saatlik bir yürüyüşle kampa varılır, çadırlar kurulur ve dinlenmeye çalışılır. Bu arada ekibin yanında tek bir ip ve bir çift krampon dışında; ihtiyaç duyacakları başka herhangi bir malzeme (harita, pusula, kazma, krampon) bulunmamaktadır.

16 Temmuz 1985 Salı sabahı ekip üyeleri kampı toplar bir üst kampa çıkmak için tırmanışa geçer. Yaklaşık 6 saatlik bir tırmanış sonrası 3900’lere kamp atılır. Ekip yorgundur. Bu sebeple 17-18 Temmuz günleri kampta dinlenilerek geçirilir.

18 Temmuz günü yapılan toplantıda ertesi gün tırmanışa başlanmasına karar verilir. Ekip lideri Rıfat ekibin tecrübesizliğinin farkındadır. Bu sebeple ekip 4’er kişilik iki guruba ayrılır. Her bir grupta iki tecrübeli- iki tecrübesiz / iki kondisyonlu-iki kondisyonu düşük olacak şekilde dağılım yapılmaya çalışılır.

Birinci gurup Rıfat’ın liderliğinde Başar, Şükrü ve Gülden’den; ikinci gurup Armağan’ın liderliğinde Oğuzhan, Haldun ve Nuray’dan oluşmaktadır. Plana göre nispeten daha düşük kondisyona sahip birinci grup yarım saat önce tırmanışa geçecek, ikinci gurup yarım saat sonra tırmanışa başlayacaktır. Rıfat’ın planına göre her iki ekip buzulun başlangıcında bir araya gelecek, zirveye gidip gitmemeye karar verilecektir. Aslında Rıfat buzulun başlangıcından geri dönülmesi taraftarıdır.

19 Temmuz Cuma sabahı birinci gurup tırmanış için gayet uygun ve açık havada tırmanışa başlar. Ancak bir süre sonra Rıfat ve Başar’ın kondisyon düşüklüğü kendini göstermeye başlar ve hareketleri oldukça yavaşlar. Bu arada Şükrü ve Gülden iyi durumdadır.

Yaklaşık 3 saatlik tırmanış sonrası ikinci ekip, birinci ekibi yakalar. İkinci ekipte de Haldun sıkıntı yaşamaktadır. Armağan Haldun ile Gülden’in yer değiştirmesini ister. Böylece ekipler şimdi Rıfat, Başar, Şükrü ve Haldun; ikinci ekip ise Armağan, Oğuzhan, Nuray ve Gülden şeklinde oluşmuştur.

Burada yapılan değerlendirmede kondisyonu iyi olan ikinci ekibin tırmanışa önden devam etmesini, birinci ekibin ise onları takip etmesi kararlaştırılır. İkinci ekip buzula geldiğinde birinci ekibin gelmesini bekleyecek ve hep birlikte zirveye gidip gitmemeye karar vereceklerdir.

İkinci ekip öne geçer ve hızla ilerlemeye başlar. Birinci ekip çok yavaş ilerlemektedir ve ikinci ekibin oldukça gerisinde kalır. Bu arada zirve hattına yavaş yavaş sis çökmeye başlamıştır. Birinci ekip zorlukla da olsa yavaş yavaş yükselerek buzulun başlangıcına ulaştığında burada kimseyi bulamaz. Sağa sola bakarlar, seslenirler ama hiçbir cevap alınamaz.

Birinci ekip buzulun başlangıcında hem dinlenip, hem de arkadaşlarının durumunu merak içinde beklerken; zirveden dönen bir gurup İsviçre’li ve Macar dağcıya yukarıda arkadaşlarını görüp görmediklerini sorduklarında; dağcılar zirve ve zirve rotasında kendilerinden başka herhangi bir dağcı grubu olmadığını ve hiç kimseyi görmediklerini söyleyince meraklar daha da artar; hatta endişeye döner. İsviçre’li dağcılar ihtiyaç duyacaklarını düşünerek bekleyen ekibe bir çift krampon bırakarak inişe devam ederler. Şimdi iki çift kramponları olmuştur ve bazı ekip üyeleri arkadaşlarını aramak için buzula girmek ister. Ancak Rıfat havanın bozmaya başladığını ve bu siste kaybolabileceklerini düşünerek arkadaşlarına izin vermez. Yaklaşık 3-4 saat burada arkadaşlarının dönmesini beklerler ancak gelen giden olmaz. Hava da bozmaya başlayınca, bir umut arkadaşlarını kampa bulabileceklerini umarak inişe geçerler ancak kampa döndüklerinde kimseyi bulamazlar.

Bu arada oldukça hızlı hareket eden ikinci ekip, buzula ulaştığında birinci ekibin oldukça gerilerde kaldığını görmüş ve onlar buraya gelinceye kadar kendilerinin zirveye gidip gelebileceklerini düşünerek diğer ekibi beklemekten vazgeçmiş ve tırmanışa devam etmiştir. Oysa yanlarında bir ip dışında herhangi bir tırmanış malzemesi yoktur. Bu sebeple buzulu yan geçmek yerine, karşılarında sislerin arasında belli belirsiz görülen tepeye doğru tırmanmaya başlarlar. Burası İnönü zirvesidir ve zirveye ulaşmaya çalışırken çok fazla yorulur ve zaman harcarlar. Zorlanarak da olsa burayı aşıp tekrar zirve platosuna inerler ve adım adım Ağrı zirvesine ulaşırlar.

Ekip zirveye ulaştığında hava iyice bozmuş, rüzgar şiddetini arttırmış ve sisten dolayı göz gözü görmez hale gelmiştir. Bu koşullarda tekrar platoya indiklerinde yönlerini kaybederler ve zirvenin kuzeydoğusuna doğru –cehennem deresine- ilerlerler. Biraz indikten sonra buldukları kuytu bir noktada yanlarında getirdikleri çadırda geceyi geçirirler. Soğuk ve fırtınalı geceyi oldukça zor geçiren ekip üyeleri sabahın ilk saatlerinde yukarılardan kopan büyük bir gürültüyle kendilerine gelir. Daha ne olduğunu anlamadan yukarılardan kopup gelen kar, buz ve taş akıntısı tüm ekip üyelerini önünde sürüklemeye başlar.

Kendilerine geldiklerinde herkes birbirine seslenir. Herkes hayattadır ve küçük yaralar ve bereler dışında görünürde herhangi bir büyük yaraları yoktur. Yaşanan heyelandan sağ salim kurtulmuşlardır. Ancak yaşadıkları heyelan, görünürde aldıkları ufak tefek yaralar, açlık ve susuzluktan dolayı bitap haldedirler. Çadırlarını kurup; diğer arkadaşlarının kendilerini merak edip yardım getireceklerini umarak beklemeye başlarlar. Ancak bir süre sonra Nuray çadırdan çıkar; dizlerinin üstüne çökerek olduğu yerde düşer kalır. Arkadaşları şaşkındır. “Nuray, Nuray” diye seslenirler. Ancak ses gelmez. Nuray hayatını kaybetmiştir.

Bütün gece sessizce çadırın bir köşesinde oturan Gülden günün ilk ışıklarıyla çadırdan çıkar. Yağan yağmurun altında bir süre Nuray’ın cansız bedenini seyreder. Sonra Gülden’de olduğu yere yığılır kalır.

Armağan ve Oğuzhan şaşkındır. Ne yapacaklarını bilmez haldedirler. Biraz kendilerine geldiklerinde nispeten daha iyi durumda olan Armağan’ın yardım aramaya gitmesini; bu arada Oğuzhan’ın hayatlarını kaybeden arkadaşlarını beklemesi kararlaştırılır.

Armağan zorda olsa cehennem deresinden çıkmayı başarır ve aşağılara doğru indiğinde çobanlarla karşılaşır ve kazayı haberdar eder. Çobanlar Armağan’ı yanlarında bulunan hayvanlarla köye gönderir. Ertesi gün tarif edilen kaza yerine ulaştıklarında Oğuzhan kötü durumdadır. Geceyi soğuktan korunmak için ölen arkadaşlarının arasında geçiren Oğuzhan hem aldığı yara-berelerden dolayı fiziki hem de yaşadığı olaylardan dolayı psikolojik olarak çökmüş durumdadır.

Köylüler iki kızın cenazelerini daha sonra gelip almak için uygun bir yere taşırlar ve Oğuzhan’ı yanlarına alarak köye iner ve yetkililere haber verir. Cenazelerin dağdan indirilmesi için Recep Çatak’ın liderliğinde 4 kişilik bir ekip dağa tırmanır. Ancak kaza mahalline gelindiğinde dağda bırakılan iki cesedinin yerinde olmadığı görülür. Gelen yeni bir heyelan iki kızın cesetlerini bulundukları yerden sürüklemiş ve cesetler toprak altında kalmıştır. Ekipler cesetleri ararken toprak altından dışarıya çıkmış bir el görülür ve toprak kazıldığında Nuray’ın cansız bedenine ulaşılır. Tüm aramalara rağmen Gülden’in cansız bedeni bulunamaz.

Nuray’ın cansız bedeni aşağıya indirilir ve ailesine teslim edilir.

Yazan: Yüksel Alpkaya

21 Temmuz 2022 Milas / Ören

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous post ERCİYES’E TIRMANAN İLK TÜRK KADINI
Next post TÜRK DAĞCILAR KAZBEK ZİRVESİNDE
Translate »